dünyanın tüm dengesini sarsacak bir değişim olsa da, kanımca kesinlikle olması gerekendir.
bir çalışan olarak adam gibi dinlenebilmeye ihtiyacımız var ulan. sabahtan akşama kadar işte geçirdiğimiz zamandan yanımıza kalan 4 saatte ne kadar sosyal olabiliriz, geri kalanında zaten uyuyoruz...
yetmiyor arkadaşlar. ne geceler yetiyor dinlenip yaşamaya, ne de hafta sonları...
bence hafta sonları da 3 güne çıkarılmalı. tabi bu üç günde de gündüzler 12 geceler 24 saat olmalı...
bu sefer kimseyi düşünemeyip, bencil olacağım.
ulan dünya kendim için büyük ama senin için çokça küçük adımlar atmış olan güruhtan biri olarak, ilk kez senden bir şey istiyorum. Yapalım nolur? En azından 23 nisan' da bir günlüğüne yapalım, süregelen tarihte eminim çok şeyi değiştiririz beraber.
doctor who dizisinin 50. yılını kutlama amaçlı yapılmış olan hareketli doodle. bir tarz bilgisayar oyunu şeklinde tasarlanmış, çok da eğlenceli. google' ın sayılı güzel doodlelarından biri.
not: şu saatlerde tüm beyaz yakalar ''ananı, ananı, hayyyyssss yine yandım'' şeklinde inceden nidalar atıyor.
dın dın dın dın ''exterminate''...
garip ve bir o kadar da psikolojik hastalıktır, tıpkı sıradan insanlar gibi oturamamak gibi...
bir mekana gittiğinizde, herkesin klasik sandalye oturuşunu hiçe sayıp, daha az önce seviştiği adamla yaptığı şeye pişman olan kız edasıyla bacakları karna çekip oturmak misali... ne diyorum lan ben? tanımıma sokayım arkadaş...
ayak tırnaklarını koparmak artık psikolojik sapmada aşmış olmanın en büyük kanıtlarından biridir, özelikle de derinden dipten koparan biriiseniz bitmişsinizdir belirteyim. şimdi bu mesut yar kılıklı neden habire bik bik saçmalıyor diyebilirsiniz... deyin...
bu hastalığın pençesinden kurtulamıyorum. ayak tırnaklarım yenmiş el tırnaklarından daha vahim ve bunun olmasının yegane sebebi iç dünyadır, dünyamdır. yaşadığım her ne bok var ise - ki kendileri emekli maaşı olsa çekilmeyecek derecede burun kıvrılasıdırlar- sebep olmuştur bu vakaya.
vakanın vuku bulması çok kolay ama sancılı. bir sandalyeye tünekmişçesine, ve siz de kuşmuşçasınızca, kuşmuşunca, kuşamuşuz da ağlayanımız yokmuşçasına, pffff ne bileyim kuş edasıyla tünüyorsunuz ve başlıyorsunuz dşünmeye. o eller ki sanatkar elidir, bıraksanız mozartın bilmem kaçıncı senfonisini tahtada tırnaklarıyla çalar _ jeux d'enfants çalıntısı arak ama eksik cümle_ varlıklarını ve yeteneklerini reddedermişçesine tırnak yolmaya başlarlar... derine derine daha derine diye bağıran orgazm aşığı kadınlar gibi bağırır ruhunuz, daha derinden kopar, kanasın kanasın bırakın yaram kanasın by sibel can...
nası olsa koydum tanımı şimdi sıçabilirim edasıyla, kafanızda düşünceler, ayak parmaklarınızdan süzülen ılık kanın şefkatine sığınırsınız. sakın aldanmayın. yalan o şefkat...
ben de bu entryineden yazdımsa sahi...
nasıl olsa okunmaz. okunsa da anlaşılmaz.
istanbul'un gerçek fatihi benim...ben... kenan komutan...
sevgiler.
söylenecebilecek en boktan konuyu, söylemeye tam da hazır hissetmiş ve lafa başlamışken bölen güzeller güzeli, cici insandır.
ayrıca ekstrem derecede sabırlı ve iyimserdir. gıdaklayıp yumurtlamamak fiilini, hiç dert etmeden yedirir.
ben bu tArz insanlardan cidden korkuyorum, kişisel görüşüme göre kendilerini kandırıp polyannacılık oynamaya çok meyilliler. hüğğğğ...
güne güzel başlamak için ideal, metronomu yüksek bir fall out boy şarkısı.
özellikle sabahın erken saatlerinde, aracınızın içinde, güzel bir yolculuğun ilk dakikalarındaysanız, dinlenmesi şiddetle tavsiye edilir.
oldukça eski bir şarkıdır. başlığının açılmamış olması ise şaşırtıcıdır.
uzun zaman önce ölmüş olan insan evladı. mustafa topaloğlu' nun kardeşi.
şaşırdım ulan bu adam ne zaman öldü amk. semra kaynana' nın oğlu ata bile ööldüğünde daha çok ses getirmişti. daha çoku siktir et, ses getirmişti. adam ölmüş lan. hayır anlıyorum bi amy winehouse değil, bi defne joy foster değil, bi resul balay değil de...
adam yıllar önce ölmüş, kimse yazmamış öldüğünü.
yıllar sonra gelen edit gibi entry girdim şerefsizim. olum adam bildiğin ölmüş lan.
ismini sol framede görmediğim için yaşıyor sanıyordum. adam bildiğin ölmüş.
ay sinirim bozuldu.
kafasında bin türlü tilki + kurt + öküz dolaşan xx kromozomlu canlıların güvenilirlik derecesidir. <bilmsel açıklaması>
tüm genellemeler yanlıştır gibi bir paradoks yaratmanın akabinde de , hiç bir kızda olmayandır diyerek konuya değişik bir boyut getiremeyiz. konu yine aynı yerden devam eder.
neyse kızlaRın güvenilirliği yoktur efendim. iyisi kötüsü, akıllısı salağı, zekisi malı, tatlısı tatsızı her kız içinde bir şeytan taşır. bu şeytanı açığa vurmak için de herhangi özel bir sebebe ihtiyaç duymaz. yıllar yılı progresif olarak ilerleyen yılan zehirli bilinç altı, kızların güvenilirliğinin en büyük yıkıcılarından biridir.
kızlar aldatır, kızlar sevgilisi var iken herhangi başka bir erkeği düşünür, kızlar sever ama hep daha fazlasını ister, kızlar duygusal olduklarında dugusal olunmasını, eğlenmek istediklerinde eğlenceli olunmasını ister, kızlar hep tüketir tüketir tüketir.
cinsiyetler arasında arkadaş edinme olgusunu en hızlı işleve döken cins kızlardır. erkekler mesafelidir resmidir ve ince eleyip sık dokuyucudur. ama kızlar öyle değil... hemen kanka olurlar, birini sevmeleri için geri zekalı bi sebep bile yeterli olabilir falan filan...
şimdi hemcinslerim bana çok kızacak bu entry için belki ama, kızlar alayımız değişiğiz. bizde bir bit yeniği var, kabul edelim.
ayrıca kendim dahil hiç bir hemcinsime güvenmiyorum.
xy kromozomlu ve olayla yakından uzaktan hiç bir bağlantısı olmayan insan evlatlarının yanısıra, xx kromozomlu ve içinde malca duygusal barındıran insanların da canını oldukça sıkabilecek bir olgu.
baba küfre oldukça meyilli ise, ve açık giyinen, erkek arkadaşı ile öpüşen ya da ilişkisinde cinsellik yaşayan her kızı orospu olarak nitelendiren bir tip ise vay halinize. diyalogların ana teması hep aynıdır.
- kiremit evladım baksana şu feriha' ya orospu oldu.
+ baba izleme şunu ya...
- bunun kuzeni de var bak, o da yılbaşında öbür çocukla seviştiydi. ama dizide en iyi rol yapan çocuk o bak. güzel oynuyo şerefsiz. ama kızı pek sevmedi galiba. yazık o da bunun yüzünden orospu oldu. ama şarap içtiydi bunlar zaten o gece.
+ baba başka kanal açsana ya izleyek beraber.
- bak buların gelini de çok orospu ha. bu çocuktan önce başka adamla yatıyodu bu, sonra bunu baştan çıkardı, evlendi. ama orospu yani, gözlere bak ferfecir okuyo.
+ baba ya... pfff...
- orospu dizisi bu aaa. ana bak kıza bak, gecelik giymiş bak. babasına inme iner bu orospu yüzünden...
not: baba burda kendince üstü kapalı ''orospu olma'' mesajı veriyor olabilir.
not 2: baba orospu kelimesinden tiksinmeniz için size negatif pekiştireç uyguluyor olabilir.
not 3: zıtlık psikolojisine kapılp inadına orospu olabilirsiniz ki her iki cinsiyet için de tehlikeli ve yasaktır.
not 4: orospu feriha yüzünden tvde izlenebilirliği olan herhangi bir programı da izleyemez olabilirsiniz.
not 5: babanız ciddi anlamda feriha müptelası olmuştur. yakında dolabında emir stickerları ile karşılaşabilir, yatağının altında kilitli hatıra defteri bulabilirsiniz. şayet bunlar olursa evden kaçın. zira lise günlerine özlem duyan bir babanız vardır.
yasmin levy' nin mükemmel ötesi şarkılarından biridir. tam bir ağıt havasındadır şarkı. ki sözleri de aynı şekilde, anneye bir yakarış biçiminde yazılmıştır. sanatçının la juderia albümünde bulunan şarkının sözleri, türkçe olarak şu şekildedir.
anneciğim, hastalanırsam
doktor istemem.
anneciğim, ölecek olursam
ilahi söyleyecek bir koro istemiyorum.
yalnız bir düzine insan ve
sevdiğim adam eşlik etsin cenazeme.
aslında sadece susmuştum; kavga etmemek için; üzülmesin daha fazla diye...
iyi bok yemişim...
dışarı çıkacatık, gecenin çok renkli geçeceği belliydi, keyifler nasıl da yerindeydi. tüm gün boyunca güldük, eğlendik. o' nu nasıl da seviyordum, o mavi gözlerinde nasıl da yuvamı buluyordum, biliyordu;adı gibi emindi...
sevgililer gününde almıştı yüzüklerimizi, kelepçesi değil, mührü olmuştu aşkımızın. izleseniz tüyleriniz ürperirdi, öyle seviyorduk birbirimizi. hatırlamıyorum neden tartışmaya başlaığımızı, sadece ellerini hareket ettiriyordu, dilsizlere bir şey anlatırcasına. ben durmsyı yeğledim, öfkem derindi, derinim saldırgan.
bana elleriye bir şey anlatmaya çalışıyordu, etrafta çıt çıkmıyordu; sağırlık bu muydu? buysa eğer, komikti ama bir ömür zehir olurdu... acaba derdi neydi derken kulaklarım açıldı. bana benden bahsediyordu ve kendince hatalarımdan... sustum... geri çekildim.ama peşimden geldi, konuşarak.. önüme geçti,bağırıyordu. bu kadar hırslı olması garipti; oysa o her gece benim yanımda sessizce uyuyandı... olmazdı, o olamazdı karşımdaki... garipsedim; gülümsedim...
hani benim gülüşüm var ya, hani o gözlerimin inci gibi parladığı, hani uğruna her şeyi feda edebileceği, hani ölüm anında görmek istediği; eğreti geldi ona... keşke gülümsemeseydim....
anlamadığım yerden geldi, nasıl bir sesle geldi... sanki aniden tahta bir dolap kapağının kapanması gibi...
kapak yüzüme kapandı; ben yere düştüm; o ne yaptığını anlayamadı... yıldırımdı, şimşekti; hatta gök gürültüsü...
film gibiydik. bana vurdu ve o anda yere serildim. vurduğu yere istemsizce elim gitti, sıcacıktı... yavaşça ayağa kalktım; üzgünmüşçesine ve şok olmuşcasına bana baktı; koşarak uzaklaştım o evden...
biter sanmıştım; oysa ki daha yeni başlıyormuş.
süreç: hastanede yattım, kaburgalarım ciğerime battı, bir hafta konuşamadım, sosyallikten koptum, hayvanları daha sadık buldum, tırnaklarımı halen yiyorum; erkeklerden nefret ediyorum.