insanı kendine bağlayan bir sese sahip, akustik şarkılarla seni olduğun yerden alıp başka yerlere taşıyan, sürükleyen, hatta fırlatandır. All the little things şarkısı saatlerce geriye sarılıp sarılıp dinlenir. Gerçi bu işlem hepsine yapılır ama bu şarkı az daha özel sanki.
Erkek versiyonunu da kız versiyonunu da gördüğüm ve dolayısı ile oldukça müzdarip olduğum durum. Ve ne tesadüftür ki kız versiyonu tam olarak 25 yaşındadır. Bu insanlar henüz kişiliklerini oturtamamış ve kendileri ile alakalı problemleri ciddi anlamda etrafa yansıtan kişilerdir. Etrafındaki insanların hayat enerjilerini kurutur yaşama sevinçlerini ellerinden alırlar. Yahu ablacım, abicim yaşıtların evleniyor çocuk sahibi oluyor sen onların çocukları yaşındaymış gibi saçma sapan istekler hareketler peşindesin. Az bir durul, bir kendine gel ama. Lütfen.
bu sene doğru dürüst çalışmadığımdan herhangi bir yere gidemeyeceğimi bildiğim halde puanımı öğrenince ve gidemeyeceğim gerçeği ile daha somut olarak karşılaşınca garip hissetmeme sebebiyet veren sınavlar bütünü.
ilk olarak hypnogaja yorumu ile dinlediğim, yorumu orjinalinden daha çok sevdiğim eşsiz bir şarkıdır. insanı mahfeder, parçalar, birleştirir, tekrar parçalar. depresyon zamanları ile birebir örtüşecek bir şarkı dahi olsa o zamanlarda dinlenmesini önermem, sonuçta bu şarkının hüzünlü coşkusuna kaptırırsa insan depresyondayken sonu fena olabilir.
gerçekten sıkıntı yaratır hele ki yurt ortamı ise. geri kalan beş kişi ile iyi geçinmen, onları idare etmen gerekir. sonuçta yüz yüze bakıyorsunuz bir odada birliktesiniz. şayet uyurken horlayanlar olursa bu sefer geceleri işkenceye dahi dönebilir. ayrıca vize zamanları ders çalışmakta zor bir hal alır. ancak ben henüz öyle bir ortamla karşılaşmadım bu etrafımdaki insanlardan duyduklarım sonucu kafamda beliren düşünceler.
Supernatural dizisi ile tanıdığım, hem yakışıklı hem karizmatik hem de çok iyi rol yapabilen yetenekli bir oyuncudur. Dean Winchester olarak izleyicilerinin gönlüne taht kurmuştur.
kendilerini tanımayan insanlardır, sürekli olarak oldukları değil olmayı istedikleri kişi olmayı seçtikleri için her zaman kişilik problemleri yaşarlar. kişilikleri ile alakalı birçok şeyi oturtamadıklarından neye mutlu olacakları ya da neyden hüzünleneceklerini bilemezler, dolayısı ile bir olay yaşandığında o olayın duygusallığını(iyi ya da kötü) uzun süreli yaşayamazlar. ama genel olarak mutlulukları az hüzünleri çok olur bu kişilerin çünkü daima kafaları karışık olur ve kapılması daha kolay olduğundan hüzne doğru sürüklenirler.
önce temel bi gramer ve kelime bilgisi edinilmeli, kelime ezberlemek ve ezberlerin daha akılda kalıcı olmasını sağlamak için çeşitli yollara başvurulabilir, kelimeleri kartlara yazıp o kartları sürekli göz önünde olacak yerlere asmak ya da yine kelimeleri kartlara yazıp bu kartlar ile çeşitli oyunlar oynayıp akılda yer etmesini sağlamak gibi. temel gramer ve birazda kelime bilgisi edindikten sonra altyazılı filmler, ingilizce seviyeniz niteliğinde kitaplar ve ingilizce şarkılar sayesinde dil ile daha fazla haşır neşir olabilirsiniz. Ayrıca ingilizcenizi ilerlettiğinizi ve kelime bilginizi arttırdığınızı düşünüyorsanız filmleri ingilizce altyazılı olarakta izlemeye başlayabilirsiniz. Bunun yanında bütün bu süreç içerisinde öğrendiklerinizi pratik etmek amacı ile internetin nimetlerinden yararlanarak ingilizce konuşabileceğiniz insanlarla arkadaşlık kurabilir onlarla pratik yapabilirsiniz.
insanın zihnini boşaltıp rahatlamasına, bazen kelimelerle ifade edemediklerini görselleyerek aktarmasına, duygularını özgürce yansıtabilmesine, herşeyin yanında odaklanabilme yetisinin artmasına ve sabrını daha da uzun zaman dilimlerine yetebilecek kadar arttırabilmesine ve daha bir çok şeye katkı sağlar resim.
Ateist olan bir insan etrafındaki insanların inancını, o inançların onlara ne kattığını, evrende olup biteni ve buna dair ortaya atılan teorileri araştırır ve akıl süzgecinden geçirerek kendi için doğru olanı seçer, yani kendisini böylesine araştırma içine sokup hayatında olan bitenleri mantığı ile irdeleyen bir insanın kötü olması elbette daha az beklenmektedir. Ancak içinde kötü olanlarda elbette olacaktır. Sonuçta iyi yada kötü olmak tamamen kişinin iradesine kalmış bir durum. Herhangi bir kitle iyi ya da kötü bu tarz bir çatı altında toplanamaz.
Not:
bu sözlerim bir duası tutmadığı için isyan edip ateist olan ya da arkadaşları arasında aklınca popilerite sağlamak için ateist olanları kapsamıyor, onlar ayrı birkonu zaten
hoşbuldum, başlığı açıldıktan 7 gün sonra keşfetmem ayrı bir güzel gerçi de neyse.
Burçlar ve benzeri ruhsal konular ile ilgili, araştırmaya meraklı, çeşit çeşit sitelerde dolaştıktan sonra uludağ sözlüğe de uğramış olan yazar.
içten içe kendinden iğrenen, kendini eksik hisseden ve bu eksiklik hissinden kurtulabilmek adına kendinden daha güzel ve çekici olduğunu bildiği halde adriana lima gibi dünyaca ünlü bir mankene laf atan kızdır.
eğer soruyu inançlı olarak ele alırsak öldükten sonra ruhsal bir yaşam başlıyor, yok olmuyor farklı bir boyutta yaşamaya devam ediyoruz.
eğer soruyu inançsız olarak ele alırsak, öldükten sonra yine yok olmuyoruz vücudumuz çeşitli bakteriler tarafından yeniyor, toprağa karışıyor sonuç olarak ekolojiye katkı sağlayarak bedenimiz çeşitli formlarda dünyada kalmaya devam ediyor.
yok oluştan kasıt bilinçsel yok oluş ise eğer bu durumda inançlı isek farklı bir boyutta bilinçli olarak var olmaya devam ediyoruz, inançsızsakta ekolojiye katkı sağlayıp yok olup gidiyoruz.
bunun reel hayattaki arkadaşlıktan pek farkı yoktur aslında, şöyle yoktur. Aynı reeldeki gibi arkadaşlığın süresi iki tarafın anlaşabilmesine, birbirlerinin farklılıklarını ne denli kabul edeceklerine bağlıdır. Birde internette insanlar kendisi gibi başka insanları daha kolay bulabileceğinden 2 tarafın dostluğunun daha uzun sürebilmesi gibi bir durum var.
kişi doğduğu gün hangi burcun zamanına denk geldiyse burcu odur, özümseyip özümseyememe olayına bakarsak 9 aylık doğupta burcunu özümseyemeyenler var, bu kişi ile alakalı. Ha birde işin yükseleni, ay burcu vs. olayı var (kişi burçlara yönelik bir siteden yıldız haritasını öğrenip bütün bu bilgilere ulaşabilir) burcunu özümseyemiyorsa birde öyle baksın bakalım, belki bu şekilde kafasına yatar.
laptoba geçmesi yetmezmiş gibi birde oyun sitelerini bilmeyip oyunu da sana açtırması,o da yetmezmiş gibi oyunu oynamayı bilmediği halde cânım laptobumun tuşlarına hunharca basıp beni içten içe krizlere sokması.
işi düşmediği zamanlarda sizin yanınıza uğramaması, sizi pek tınlamamasından öte siz onun yanına gidip iletişim kurmaya çalıştığınızda soğuk davranması, bir derdinizi anlatmaya geldiğinizde kısa süre içerisinde konuyu değiştirmesi ya da kaçamak cevaplar verip konuyu geçiştirmeye çalışması. Bu gibi sebepler sayılabilir sanırım. Ha birde sevgilisi olunca sizi unutması olayı var o da ayrı mesele.
kaza oranlarının düşmesi açısından gayet güzel bir uygulama olmasına karşın; firmalar motorları kaskla satsa dahi takmayacak kişi yine takmaz, bu da bir gerçek.
sesiyle insanın kalbinin derinliklerine inebilen türk rock kraliçesi. Çığlığı dahi ayrı bir güzel olan, hem güzelliğiyle, hem sesiyle, hem sözleriyle insanı kendinden alan sanatçı.
mevsim yazsa ve denizde bozuk değilse yüzmek, kış ya da sonbaharsa sıcak bir içecek eşliğinde pencere kenarında oturup dışarıyı seyretmek, eğer ilkbaharsa çıkıp yürümek.
hayatında toplasan 3 kere kar yağdığını görmeyen insanların(örnek ben)garip bir arzu ile, yaşamayı dilediği anlardan biridir. Buna sebebiyet veren şey o kişinin bulunduğu iklimdir tabi. Yine de insan elinde sıcak çikolatasıyla birlikte cam kenarında oturup karın yağışını seyretmeyi arzuluyor işte.
Bu duruma sebebiyet veren şeylerden bazıları; filme farklı düşünceler ile girip doğal olarak beklediğini bulamamak, filmden hiçbir şey anlamayıp kendini küçük düşürmemek adına böyle bir tabir kullanmak ya da fantastik filmlerin mantığını anlayamadan fantastik bir film izleyip sonrası filme saçma, çocukça gibi yorumlarda bulunmak bu sebeplerden aklıma gelenleri.
10 dan geriye sayılıp bir sonraki yıla geçildiği an ile ertesi sabah arasında geçen, insanın her sakin anında aklına gelip bir yandan umursamaz düşünceler ile savuşturup bir yandan da içten içe battığını görüp içerlenmesidir.
hafiften hafiften insanın ''öff yeter be bi' kalkamadılar'' diye düşünmeye başladığı misafirdir. Nerede nasıl davranması gerektiğini de bilmiyordur büyük ihtimalle o misafir. Ha belki o misafirin evine bir süreliğine girememesi gerekiyordur ancak bunu anlatamıyordur, çeşitli geçiştirmelerle misafirliğini sürdürmeye çalışıyordur, bu da olabilir tabii ancak yine de insanın ''öff yeter be bi' kalkamadılar'' diye düşünmesine sebebiyet verirler.