1980 doğumlu yine şair hakan arslanbenzer ile evli olan şairdir. şiirleri neo-epik tarzdadır. ilk olarak atlılar dergisinde ortaya çıkan melek arslanbenzer'in şiirlerine şu sıralar fayrap dergisinde rastlamaktayız.
1979 doğumlu şair. neo-epik şiirin önücelerinden sayılmaktadır. şiirleri diğer neo-epik yazan şairler eren safi ve hakan arslanbenzer'e göre daha içe dönüktür. yani şair kullandığı kelimelerle daha uhrevi ve daha çok kendi kendine konuşma şeklinde olduğu görülmektedir. şiirlerine fayrap dergisinde rastlamakta idik.
dergah dergisi'nde şiirlerini gördüğümüz genç şairdir. bununla beraber makaleleri de mevcuttur. cemaat.com internet sitesinde iyi şeyler söylüyordu fakat şiirlerine baktığımda o yorumlara göre güçlü şiirler bulamadığımı söyleyebilirim.
rahatlamak amacı ile yapılır. kardeşe dayak mevzuunda uygulamalı bir ders sayılmaktadır. dayak olayından sonra içinizde pişmanlık hissi uyanır ve bu sizi ciddi manada yıpratır. üzülmeyin bir cigara yakın geçer.
ali ne zaman bir ata baksa, korkarım gidecek diye.
işığın ılık sütünden bile kıskanırım ben onu.
ne güzel tutardın sen topu ali,hatırlıyorum da,
bizim bakkal amca da hatırlar mı?
benim şimdi memelerim büyüdü, aklım uzadı,
büyüdüm itin teki oldum.
sen de büyümüşsündür ali, ne toplar tutuyorsundur şimdi.
iğne yapan kadın hala gelmedi dimi.
ben öğrendim sonra öyle bir kadın yokmuş aslında.
ömer de mısır sevmezmiş halbuki.
küçüktü parmaklarım, sen sığardın.
şimdi büyüdü eller-kalınlaştı kitaplar.
mesela turgut uyar, okusan çok seversin;
el ele gittiğimiz bir yolda
sen gitgide büyürsen,
benim içimde çok beklemiş
çok eski bir yer kanar
ağaçların hacimlerinin, artımlarının ve buna benzer bir boka yaramayan hesapların yapılmasını anlatan derstir.orman mühendisliği bölümünün 3. sınıfında görülen en güzide, en psikopat ama aynı zamanda en sikindirik dersidir.dersin önemli profösörü fahri batu yani eski soyadıyla fahri battı'dır.
namazın sadece camide kılınabileceğini zanneden kör zihniyettir. oysa onlar yeryüzünün her yerinin bir ibadet yeri olduğunu bilemeyecek kadar dar kafalıdırlar. onlar namaz vakitlerini bilmeyip illaki okulda mı, işte mi namaz kılacaksın derler. o kadar dar kafalıdırlar ki dünyaya neden geldiklerini bilmeden cahil cahil yaşarlar.
hayatı sadece eğlence amaçlı olarak görürler -o da bişey mi- üzülüyoruz derler, para kaybedince, tuttukları takım kaybedince, ucuz sevdalarından ayrılınca üzülür onlar. iyi işler yapanlara bile küfretmekten çekinmezler çünkü o iyi işleri yapan dindar insanlardır. onların islam kelimesini duyunca dudakları uçuklar, tüyleri diken diken olur onların. onlar ne gafil insanlardır ki o uykudan uyanmaları için sert bir tokat gereklidir. bazıları da vardır ki bu tokatın ne anlama geldiği anlamadan nefes almaya devam ederler.
şöyle demek makbuldür: -ekmek dile gelse, böyle yaşadığınızı görse, boğazınızdan geçişine haya ederdi-
Mevsimlerin bizim âşıklarımız olduklarını bilmezdim
Bizi duysunlar için doluyorlarmış meğer etrafımıza
Koynumuzdan her geçişinde kendine yol edermiş bir mevsim
Ve gelirmiş sargımız kalkıverince uyarak çağrımıza
Ruhu saran zevklerden sözaçtı da nice yıldır nice insan
Kimseler anlatmadı sargıların kaldırıldığı zamanı
Söylenmedi çıplak kaldı mı ruh neydi hemen rengi koyultan
Neydi öperken akıtır öpülürken pıhtı kılardı kanı
Özlenen bir pişmanlık diye tarif ederler aşkı sorarsak
Ve her sevilen nobran biraz her mevsim severken birer zorba
Çözülür tirleşir çatık ten sonra tekrar toparlanıcak
Farkederiz üstümüzde bir çentik hangi mevsimden acaba
Bir yemini hatırlatsın diyedir belki de yazdansa bu iz
Uzayan gün bıktırıcı setreylemeyen karanlık müzevir
insan olmaktan kalan elemin zamkı gibi belli belirsiz
Depreşen o ilk yeminden başka yazın herşey alelâdedir
Herşey bir soruyu katederkenki hayatımız kadar ürkek
Taze şarap herbirimiz son korkusuna garkolmaya teşne
Köhneleşmekten kaçarken güç ararız kahverengi ve erkek
Böyle kalır bir güz lekesi yükü artan göklerden kinâye
Yani hataya önceye ait önce öbür yüz öpülecekti
Öbür gölden içecektik kaplamasaydı çabuk sineyi kış
Üşüdük terkedilmekten utandık ruh kendini içe çekti
Aldırdık aldanmak için çentik dedik oysa sadece yanlış
Koyverin matemi tasvire çengiyle köçek çullanadursun
Her yanlışı yeşeren dal fışkıran otla kapatsak n'olur
Ağlayış buldu eşin neydi adı ko bahar coşkusu olsun
Yüze vurmaz artık elem yapışır âdeme göğsünde solur
kitâbe
Bende mevsim denilen üftâdelerin yardığı yer apaçık
Esebilsin sevgililer diyerek cân içre dünden hazırım
Korkarım kalmazsa sevişmekten bir yangılı yer ya da sıyrık
Ömrüm fenâlıklara kayıp ağulanmazsa ben ne yaparım
Çok teknolojiksiniz yavrum
Romantik olun biraz ampulü söndürün mumu yakın
Ayıptır göbeğinizi kaşımayın
Bizim gibi yapın sekreter tutun mankenlere kaşıtın
Fındık kırın fincan taşırın
Başınızı açın kıçınızı açın ufkunuzu açın
Kapatın çenenizi gülücükler saçın.
Çok mızıkçısınız yavrum
inin kürsüden mahallede ip atlayın
Geberin, muhtar bile olamayın
Misket oynarken Allah demeyin büyü yapmayın
Döverim bak bize gol atmayın
Vermiyorum topunuzu hadi uzayın.
Çok hayalcisiniz yavrum
Evcilik oynayın devlete el atmayın
Kurumlar bizim ihalelere sarkmayın
Çoban olun çiftçi olun kahvede okey oynayın
istikrardan bahsedip artistik yapmayın
Yuh artık birazda iktidar olmayın.
Atatürkçülük, çağdaşlık, laiklik mırın kırın
Hala anlamıyorsun değil mi
Hay ben senin bidon kafanın
14 Aralık 1979'da Batman'da doğdu. ilk ve orta öğrenimini Batman'da tamamladıktan sonra istanbul Marmara Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği bölümünden mezun oldu. Halen istanbul'da öğretmenlik yapmaktadır.Şiir ve yazıları Düşparantezi, Derkenar, Okuntu,kırknarKırklar, Yedi iklimve E dergilerinde yayınlandı. Halen çeşitli dergilerde şiir ve yazıları yayınlamaktadır.
1976 yılında istanbul'da doğdum. ilköğretimi Çapa, orta öğretimi Özel Kültür Koleji ve liseyi Kabataş Erkek Lisesi'nde bitirdim. 1994 yılından bu yana istanbul Teknik Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Fizik Mühendisliği bölümünde okuyorum. 1997'den beri çeşitli edebiyat dergilerinde (Düşlem, Yeni Biçem, imece, Altamira, Uç, Varlık, Bir Bilet Gidiş-Dönüş) şiir, deneme, hikaye yayınlamaktayım. ilk şiirim Düşlem'in 1997 Aralık sayısında yayınlandı. 1994'te Mehmet Batur ve Emre Sururi ile birlikte ilk tohumlarını attığımız Mizan dergisi nihayet 1999 mayısında ilk sayısını çıkardı. Bugünlerde dergi dışında, 1999 sonlarında Liman yayınlarından çıkması planlanan ama çok ağırdan giden bir de kitap çalışmam var... 1999 Yılı sonunda inkılap Yayınlarının açtığı Yarışmada şiir ödülüne layık görüldüm. 'iki Şehir Arası Gece Ve Şeyler' ismindeki kitabım bu yayınevinden bu yıl sonuna kadar çıkacak. Ayrıca Liman Yayınlarından ilk kitabım Metropol Aşkları'nı çıkardım. (Kasım 1999)
dergi ilk olarak 2008 mart ayında yayına girmekle beraber, kısa sürede edebi ortamlarda kendisinden sıkça söz ettirebilmiştir.meşei ankara olan derginin editörü murat küçükçiftci'dir.genç bir kadroya sahip olan derginin arkasında genç dergisi'ni olduğu söylenmektedir.dergide selman ertaş, sami yaylalı gibi isimleri görmekteyiz.
ülkemizin kanayan sorunlarından biridir.şiir yazdığını zanneden yüzlerce insan internet sitelerinde -şiir demiyorum yazılarını- şairane bir edayla savurur.ömründe hiç ismet özel, cahit zarifoğlu, atilla ilhan, mehmet akif ersoy, nazım hikmet'in şiir kitaplarına para vermemiş insanların, ömründe hiç edebiyat dergisi görmemiş insanların, poetikan nedir deyince apışıp kalan cahiliyenin şiir yazıyorum diyebilme cesareti göstermesiyle patlak vermiştir.