cok kastim 29 karakter rumuza
1748 (johannes kepler)
beşinci nesil yazar 8 takipçi 163.85 ulupuan
entryleri
oylamalar
medya
takip

    uludağ sözlük te yaşanan malum olay

    34.
  1. Dün gece yeniden hatırladığım olaydır. Öfke mi, yoksa üzüntü mü ayırt edemediğim biçimde vücudumun kasıldığını hissettim.

    Son yıllarda verdiğim emekler, kendimden ettiğim fedakarlıkları düşündüm. Bunca meselenin sonuçsuz kalmasında bu olayın da payı büyük elbette.

    Yaşamaya devam ediyoruz bir biçimde, yalnız herkesin yarası görünür yerde olmuyor...
    0 ...
  2. düşün ki o bunu okuyor

    2571.
  3. Bir Eylül günüydü, senin Amerika'dan dönüşün vardı. Bu Eylül'ün gelişiyle de aynı gri yağmur yağdı istanbula görmüşsündür. Ben de ne şanslıyım ki aynı yağmura seninle baktım.

    Nasılsa artık takip etmeyi, okumayı bırakmışsındır diye düşündüğümden 2 yıllık maceramı anlatayım sana. Artık okuyup üzülecek bir kişi yok benim için nasılsa. Belki çok sonraları bakarsın, öyle olursa da haber ver mutlaka. Karşılıklı yeniden güler miyiz onu deneriz.

    Senden sonra ilk aylarım kendime çiviler çakmakla geçti. Sivri uçları dışarı bakan bir avuç dolusu parçayı, kalbimin atışlarıyla birer birer etrafıma çaktım. Önce omuzlarıma, sonra ellerime, sonra gövdemin arkasına, önüne. Ketum biriyim bilirsin, içimdeki çığı, öfkeye çevirdim. Kendimi de kandırdım bir güzel. Acıyı yem edecek başka duygular bulunca insan kör oluyor.

    Sonrasına bir yaz ekledi mevsim. Çok da kötü bir yaz değildi hani. Beslediğim öfkeyi işime doğrulttum. Biliyor musun 2 defa terfi aldım senden sonra. Fena da yaşamıyorum. Tek başıma yaşamaya başladım, şirin bir balkonum var.

    Bir kaç ülke daha gezdim senden sonra. Amsterdam'a 3 defa daha gittim. Birinde kaldığımız evin önüne kadar yürüdüm. Önündeki bankta oturmuştuk seninle belki hatırlarsın. Kanala doğru penceresi olan. Aynı bankta tek başıma oturdum uzun uzun. Pek yıldız yoktu.

    Roma'ya gittim defalarca, her birinde seninle gezeriz dediğim yerleri gezdim. Bir kaç arkadaşımla da gittik hatta, onlara da sana anlatacağım şeyleri anlattım. Ara sokaklarında tek başıma da yürüdüğüm oldu yine. Seninle de yürürüz diye hayal ettiğim yerlerdi.

    Venedik'e gittim Sevgililer günü zamanıydı 2019'da.Normalde seninle gideriz diye bilet almıştım sömestr'da ama olmadı. Ve biz seninle bir şehir olsaydık inan bana venedik olurduk. Senin sevdiğin kanallar, benim sevdiğim mimariyle içiçe bir yer.

    Sevgililer günü haftası olunca her tarafta çiftler vardı. Kaldığım Airbnb'nin olduğu sokakta bir şarap evi gördüm, önünden geçerken gayri ihtiyari içeri baktım. Bir kaç kişi beni görüp üşüdüğümü sanmışlar. içeri davet ettiler. Bir kaç kadeh bi'şeyler içince olan biteni anlattım, Sevgililer gününde neden Venedik'e yalnız geldin diye de sordular tabi. Seni anlattım uzun uzun. Bir ara italyan bir kadın senin şerefine kadeh kaldırdı.

    Bir ilkokul vardı bir de aynı sokakta. Görsen bayılırsın, bahçesinden bile kanal geçiyor. Öyle güzel bir okuldu ki.

    Floransa'yı gördüm sonra. Uffizi'yi gezdim. Boticelli'nin Venüs'üne bakıp stendhal yaşar mıyım diye bekledim bir süre.

    Gençlik hayalimi gerçekleştirdim. Amalfi kıyılarını gezdik Sercan'la. Positano, Sorrento, Napoli. Bir görsen nasıl güzel yerler. Hayal ettiğimden hiç eksik değilmiş. Hele Positano'da bir koy bulduk ki, inan cennet gibiydi. Saçlarına dokunmaya çok yakın bir his.

    Spora başladım yılın başında ama araya korona girdi. Bir bisiklet aldım, haftada bir kaç kere deniz kenarına sürüyorum.

    Yaşadım kısacası. Güzel yerler gördüm, iyi yemekler yedim, harika parklarda yürüdüm. Ben bunları anlattığımda beraber gitmeyi diler dururdum da sen ihtimal veremezdin ya hani. işte onunla biraz daha besledim öfkemi. Öyle olunca orda olmayışını gölgeleyebildim.

    Mart ayında Türk hava yollarından mesaj aldım hatta, seni Finlandiya'ya getirecek uçağa check-in yapmadığımı hatırlattı bana. Öncesinde Temmuz'da Roma biletin için Pegasus.

    2019'un yazı bittiğinde benim derim çeliğe döndü, gözlerim de kör oldu. Etrafımda ne bir kimse bulabildim, ne de elimi uzattığımda bir el. Üzerime ördüğüm zırhım, komple kapattığım duyularım, duygularım benim hapishanem olmuştu. Değiştirmeye heves ettim, onu da tam beceremedim. Kendi kendime taş gibi bir şeye dönüştüm.

    Şimdi konuşabildiğim 5 insan kaldı toplamda, onları da kaybetmemeye çalışıyorum. Hala her gün seni düşünüyorum. Nefes alıyorum, belli belirsiz cümleler kuruyorum.

    internete hiç belli etmiyorum olan biteni. Annem görüp üzülüyor. Bazen seni soruyor, görüştün mü? arasana diyor. Olmaz diyip geçiştiriyorum. Kendimi de öyle geçiştiriyorum.

    Senin de bu saatten sonra benimle yeniden görüşmeye mecalin olmadığını biliyorum. Zaten benim de gücüm kalmadığını söyledim sana. Gel gör ki tersinde de "yaşamak" yalnızca bir fiil ama asla bir tanım değil. Yalnızca ona üzülüyorum.

    Dikkatli ol.
    2 ...
  4. allah ı görmek

    16.
  5. Bayramlarda ihmal edilmemesi gereken eylemdir.
    1 ...
  6. ilk dinleyişte aşık olunan şarkılar

    3205.
  7. salla başını al maaşını deyiminin ingilizcesi

    2.
  8. bakireliğe önem veren zihniyet

    11.
  9. aidiyet ve mülkiyet ile ilgili fikirleri saptırılmış zihniyettir.

    Bekaret, bakirelik durumlarını, doğrudan 'ilk kez sevişilen' olmanın hazzı ile bağdaştırmayı anlayabiliyorum. Birinin hayatında, seks gibi duygusal olarak dopdolu bir şeye, ilk kez dahil oluyor olmak çok güçlü bir durum. Yalnız sıkıntılı kısım bunun saplantı haline gelmesi ile başlıyor.

    Sevmek ile ilgili insanların öğrendikleri şeyler korkunç. Sözlükten, televizyona, şarkılardan, kitaplara onlarca yerde ilişkilerle ilgili taktikler, ipuçları, öneriler dolu ve asıl korkunçluk bunları ürün ve hizmet alımına yönelik onlarca imajın altında görüyor olmak. Yani bir insanın, sevmek işini, sahip olmak ile bir tutması çok kolay. Bu mülkiyet bilincinin ikili ilişkilere nasıl işlediğini görmek de çok zor sayılmaz. Başlıkta geçen zihniyetin de bu bilincin yansıması olduğunu düşünüyorum.

    Tabi binlerce yıldır bekaretin çeşitli biçimlerle sembolleştirildiğini biliyoruz. Yalnızca din içinde değil, sanat ve felsefe içinde de ana başlıklar olarak önümüze çıkıyor. Bununla birlikte şu an tartışılan şeyin uzun zamandır çözümsüz kaldığını hatırlamakta yarar var.

    Bazı kişiler birini sevmeyi onun sahibi olmak olarak görüyor. iki taraf da bu durumdan hoşnut olursa eğer bunda bir sakınca olmuyor elbette. Sonuçta bakir bir erkek ve bakire bir kadının bir arada ve bu şekilde mutlu olmasında bir gariplik görmüyorum. Hayatları boyunca tek eşli kalmalarını da çok sevimli buluyorum.

    Bu zihniyet ile ilgili sorun, boyalı ikinci el araba almayan kişinin sorunu ile aynı aslında. sevdiği kişiyi de araba sanıyor. Daha önce yaşadıklarının kendisine sorun yaratacağını düşünüyor. Sağlıksız olan da bu oluyor. Hayatı boyunca o mükemmel arabayı bulmaya çalışıyor. Birilerinin onu kandırmasından endişe duyuyor, bu endişe büyüyor ve öfkeye evriliyor, öfke sosyal bozukluğa dönüşüyor ve kişiyi arabalar konusunda çekilmez biri haline getiriyor.

    Diğer taraftan bunun çok da önemli olmadığını düşünen biri gerçekten sevdiği bir arabayı alıyor. Onunla uğraşmaktan, ufak tefek kusurlarını görmezden gelmekten çekinmiyor. Tüm arabaların mükemmel olmadığını, sıfır bile olsa sorunlu olabileceğini biliyor, bunun için öfkelenmek yerine alabildiği tüm verimi alıp mutlu oluyor.

    Tabi ki hiç bir kadın, hiç bir erkek bir araba değil. Hele ki ikinci el hiç değil. Tek söylediğim birini sevmenin onun sahibi olduğunuz anlamına gelmediği. işin kıskançlık boyutunun özgüven ile ilgili olduğunu artık herkes biliyor ama bekareti saplantı haline getirmek tam olarak sevmeyi bilmemekten kaynaklanıyor.
    2 ...
  10. iphone 7

    157.
  11. Vakit itibariyle en yeni Iphone modeli.

    Şimdi bu cihaza sahip olma gereğiniz gerçekten geçerli olabilir. Yani gerçekten kulaklık kablosundan sıkılmış, tasarımı beğenmiş ya da yalnızca apple store'da bulunan bir uygulamaya çok gereksinim duyuyor olabilirsiniz. Bunların hiç birine itirazım yok, imkanınız varsa da alınız, elinizde paralansın.

    Yalnız hepimizin gördüğü, bildiği bir kitle var. Bu telefon için sosyal harcamasından kesiyor, mesailer yapıyor ve en beğendiği şey kamerası oluyor. çoğumuz da bu kitlenin deli olduğunu düşünüyoruz.

    şu an en ucuz modeli 3000 liranın üzerinde bu cihazın. Bu kadar para ile hem fotoğraf makinesi, hem müzik çalar, hem de android telefon almak mümkün. Hatta 1000 liraya dslr makine, 300-500 lira aralığında müzik çalar+kablosuz kulaklık ve 1500 liraya canavar gibi telefonla bu çılgınlığı gayet kaliteli biçimde de sürdürebilirsiniz.

    bunları kimse almaktan vazgeçsin diye söylemiyorum. Yalnız bana "teknolojiyi takip ediyorum abi" gibi bir laf etmesin. dinlediğiniz şey mp3, çektiğiniz fotoğraf dijital filtreli. kompakt ve kolay taşınabilir evet ama her şeyi, aynı anda yapmaya çalışan Hülya Avşar gibi de zorlama bir alet bu.

    sahip olma hırsı ile telefon alan insan sorunludur. Bunu istediğiniz kadar gerekçelendirin, hayatınızda bir boşluk olduğunu görmüyor olacaksınız.
    16 ...
  12. çirkin kızların sözlükte yazma amacı

    7.
  13. uludağ sözlük kavgaya adam lazım veritabanı

    18.
  14. boy: 1.73
    Tip: hiç kavgaya karışmamış beyaz adam

    27 yıllık "bi laf daha söylese dalacaktım" tecrübem var.

    çağırdığınız zaman geç gelip "ya nasıl kaçırırsınız abi" falan diyerek boş gaz veririm

    adamlık seviyem 10/10
    11 ...
  15. 15 temmuz 2016 darbe girişimi

    367.
  16. Yönetim eksikliğinin tartışılmadığı kalkışma girişimi şeysi.

    Şimdi ben mesela bir firmada yöneticiyim. Belli işlerin organizasyonunu yapıyorum, sorunsuz şekilde kontrolümde olan süreçlerin yürümesini sağlıyorum. Bu işleri/süreçleri beni oraya koyan kişilere rapor ediyorum. Oldukça basit, hepimizin az çok bildiği bir işleyiş var yani.

    Devlet dediğin de benim gibi çalışıyor. Yasama ve yürütme organları var. süreçler yaratıyor ve bunların işlediğinden emin oluyor. Sonra bu süreçlerin sonuçlarını hep birlikte görüyoruz.

    Genel olarak soruluyor elbette; "Bunca yıl Gülen'i desteklediniz?" diye. Karşısı da; "kandırmışlar bizi" falan diyor. insanın kandırılmasını anlıyorum mümkündür ama bunca yıl, bir sürü insan yüzlerine yüzlerine yapmayın dedikçe inatlaşarak ilerleyen bir destek var.

    Ben kendi işimde böyle bir hata yapsam en iyi ihtimalle o süreci yönetmeme bir daha izin vermezler.

    Her şeyi AKP'nin karşısına dikmeye çalışan biri değilim. Yalnız bu bariz şekilde yönetim eksikliği değil de nedir? Bu şekilde kandırılmış bir topluluğun tekrar kandırılmayacağının garantisi nedir?

    Bunu konuşmak yerine onlarca yıl bizzat bu devlet tarafından beslenmiş bir topluluğun ülkeyi ele geçirmekten son anda alıkonulmasını kutluyoruz. Bu beni üzüyor yalnız ne yazık ki şaşırtmıyor.

    Tabi bunların hepsi darbenin, gerçekten, Gülen tarafından yapıldığını kabul edersek doğru.

    Eğer darbeyi, kemalist bir topluluk gerçekleştirdiyse yine sorun var. Bu sefer muhalefet kanadının fraksyonları nasıl da umursamadığını görmüş oluyoruz. Ki ayrıca bu da yönetim eksikliği.

    Her halükarda bizi buraya getiren şeyleri konuşmak yerine, yapanların neden bu kadar insafsız olduğu, niçin cehennemde yanacakları ya da bizim ne kadar süper bir millet olduğumuz ve yöneticilerin nasıl da olayı kurtardığından konuşuyoruz.

    Konuşmayalım demiyorum tabi, hobi olarak gene konuşalım.
    8 ...
  17. şiddet

    35.
  18. Genel olarak tüm dünyanın problemi. Yerel bazda ülkemin alıştırılmaya çalışıldığı, sözde çözüm aracı.

    Şimdi bir çoklarına "Çiçek çocuk edebiyatı" olarak görünecek bazı laflar edeceğim. Kimin nasıl algıladığını şu aşamada pek önemsemiyorum da zaten.

    27 yaşımdayım, bir işim var, kirada oturuyorum ailemden yardım almadan kendi başıma yaşamaya çalışıyorum. Bir kız arkadaşım var, zaman zaman geleceğe dair düşüncelerle saatler geçiriyorum. Bir çokları gibi ülke için, minvalinde kendim ve sevdiklerim için endişeleniyorum. Geleceğe dair umutlu bir tavır takınmayı oldukça zor buluyorum. Sokağa çıkıp kutlama yapacak gücü kendimde bulamıyorum.

    Kimseden nefret etmiyorum. Kafa kesen, köprüden insan atmaya çalışan, hayvanlara, çocuklara tecavüz eden kitleye bile çözümcü yaklaşmaya çalışıyorum. Adına naiflik, mallık diyebilirsiniz, yalnız herkesin bir şansı olduğuna inanıyorum. Sorun biraz bu noktada başlıyor sanırım. Zira ben bu tavrı aldıkça, bu kişileri ya da eylemlerini desteklemekle suçlanıyorum. Hepsinin öldürülmesi gerektiğine ikna edilmeye çalışılıyorum.

    Herkesin beni bir kavganın tarafı olmaya zorlaması ruhumu köreltiyor. Her şeyi anlamaya, insanların neden böyle cani olduğunu kavramaya çalışıyorum. Okuyorum, izliyorum, konuşuyorum. Bunların hepsi beni "Marjinal" yapıyor. Aklını kaçırmış olan ben oluyorum.

    Bunları yaşayan tek insanın ben olmadığımı biliyorum. Belki hala kendime zarar vermiyorsam sebeplerinden biri de budur.

    Tüm travmalardan, bağırış çağırıştan sonra artık serpilmiş bu dev kaosun, şiddeti sevmekten kaynaklandığına karar verdim. Yanılıyor olabilirim, sorun değil. Herkesin, duygusal olarak köreltildiği, bırakın sevgiyi, aşkı şarkıları bile bir günde tükettiği zamanlarda yaşıyoruz. Kulağa klişe de gelse, dinin içinde sayıkladığınız, internetin her yanına kazıdığınız o "hoşgörü" kelimesinin içini boşaltıp yok ediyorsunuz.

    Yaşamaktan öylesine kopuyorsunuz ki şiddetin verdiği gerginlik size hayatta olduğunuzu hissettiriyor.

    Kavga eden televizyon yarışmacılarını izlemek ile kafa kesen kaçıkları izlemek arasındaki fark git gide azalıyor. Bu şiddet size bir şeyler hissettiriyor. Mutsuz ve doyumsuz hayatlarınız içerisinde hapsolduğunuzu anlayamıyorsunuz.

    Dışarıda sevdiklerinizin başına bir şey gelmesinden korkmaya başlıyorsunuz. Bu güvensizliği yaratan kişiler arıyor ancak fikirlerden uzak duruyorsunuz.

    Vicdanınız çoktan sizi terk etmiş, o boşluğu da nefretle dolduruyorsunuz.

    Ben sizden korkuyorum. Korkmaktan utanmıyorum. Artık hissettiğiniz tek şey kin olduğu için sizin utanmanızı bekliyorum.

    Terör örgütleri, devletler, askerler, polisler ya da benzeri her oluşumun beni korumak için orada olduğunu söylerken, istisnasız her birinden zarar görmekten korkuyorum.

    Ben çocuklarıma vicdanlı olmayı ve hissetmeyi öğreteceğim. Gerisi umurumda değil.
    1 ...
  19. pow

    3.
  20. Caddebostan'da, çizgi romanlar ve onlara bağlı envai çeşit orjinal ürün bulabileceğiniz, çok yardımsever çalışanlara sahip dükkan.

    Caddebostan kültür merkezinin karşısında olup, iyi düşünülmüş bir kafeye de sahip.

    internet üzerinden de ürünlerini inceleyebilirsiniz.

    https://shop.pow.com.tr/
    1 ...
  21. kumaş pantolonun götü 3 e katlaması

    2.
  22. kumaş pantolondan tahrik olunacak bir yokluk varsa zaten göt üstüne kurşun duvar da konsa fayda etmeyebilir.

    Çoğu göt olur.
    6 ...
  23. terör

    73.
  24. Kaygılandırma gereci.

    Şimdi mesela bir yerde birileri can veriyor ya da uzuvlarını kaybediyor. Biz konuşmaya başlıyoruz; sorumlusu kim? Güvende miyiz? Sevdiklerim neredeler? Önlenebilir miydi? Neden? Vatanı mı bölecekler? vs...

    Bazıları cevaplar buluyor ya da bulduğunu sanıyor. Öyle bir çaresizlik ki ağız dolusu küfür edip, bunu yapanları aynısı ile cezalandırmak istiyoruz. Normalde hiç aklınızdan geçmeyecek işkence fikirleri terazilerde ağır basar oluyor. Hayatınızda hiç hissetmediğiniz büyüklükte bir öfke kaplıyor içinizi. Yapacak bir şey bulamıyorsunuz.

    Affetmeyi aklınızdan bile geçirmiyorsunuz. Çünkü affetmek acizlik, boyun eğmek oluyor. Bütün çocukluğunuz kahramanlıklara, zaferlere adanmış bir fikir çemberinde öylesine yoğurulmuş ki bunu bozacak her şey, her kişi birer düşman.

    Evlerden çıkamayacak duruma geliyorsunuz. Telefonları elden düşürmeyip sevdiklerinizin son görülme zamanlarına bakıyor, mesajlar atıyor, insanları arıyorsunuz. Sonra bunun da bir acizlik olduğunuz fark ediyorsunuz. Sevdiklerimin ve benim güvenliğim sağlansın, bunların kökü kazınsın diyorsunuz.

    Artık bunu yapan insandan hiç bir farkınız kalmıyor. Bir fikir, bir intikam hırsı onları ne kadar ele geçiriyorsa sizi de ele geçiriyor. Affetmek onların aklına ne kadar gelmiyorsa sizin de gelmiyor.

    Birileri sevgi kazanacak dediği zaman ona da kızıyorsunuz. Öfke çok büyük, ne sevgisi?

    Affetmek aklınızın ucundan bile geçmiyor.

    Üzülmek, yas tutmak, endişe etmek dünyanın en doğal duyguları.

    Affetmek ise çaba gerektiriyor.

    Herkes ölene kadar kin büyümeye devam eder. Adına terör de denebilir.
    0 ...
  25. 8 mart dünya emekçi kadınlar günü

    703.
  26. öncelikle kutlu olsundur.

    bir erkek olarak yıllardır utana Sıkıla ufak tEfek bir şeyler yazıyorum ya da yüz yüze olduğum kimselere güzel şeyler söylemeye gayret ediyorum ama çekiNiyorum.

    kadınların çektiği zulmün hesabı benden Sorulacak gibi çEkiniyorum. "bu kadın neden öldü?" "şu kadın neden tecaVüze uğradı?" diye bir fotoğraf çıkarsalar verecek hiç bir cevabım YOk.

    peki hiç mi çaba gösteRmiyorum? tabi ki gösteriyorum. etkinliklere katılıyorum, yazıyorUM, konuşuyorum. yalnız, nedense, kendi samimiyetime de güVEnemiyorum. BU, kadıNLARIn bu konuda gitgide daha gür sesli Olmasından ya da ilgili haberlerin git gide daha da büyümesinden Kaynaklanıyor olabilir.

    yanlış anlaşılmasın. kadınlardan korkUYor değilim. kezâ onları güçsüz de görmüyorum YA da bir aCımAyla, aşaĞI olduklarıNI da düşünmüyorum. yalnız Bir yerlerde kocaman çaresizBikler olduğunu bilmek, dahası bu çaresizliği Yaratan cinse mensup Olmak beni Rahatsız ediyor.

    erkek olmayı sevmeyince "top" diyorlar.
    kadınları sevmeyince de "ibne" diyorlar.

    kısaca, kimseyi sevmeyip, hele ki kadınlara zUlüM edince cinsel kimlik karmaşasından kurtuluyorsun bu ülkede.

    tabi insanlıktan da kurtulmuş oluyorsun ki bu daha tehlikeli gibi.

    kadınları SEViYORUM, sayıyorum. umarım onlar da kendilerini sevip sayarlar.

    hele ki birbirlerini sevmeye başlasınlar. yer yerinden oynar.

    tekrar kutlu olsun.
    5 ...
  27. sözlük yazarlarının itirafları

    135624.
  28. bir kadın seviyorum.

    20'sini yeni bitirmiş. vişne çiçeği gibi güneş doğmadan, bahardan haber verir gibi.

    başına hiç bir şey gelmesin istiyorum. ve hiç kimse.

    Sanki dünyada hiç başka güzel bir şey yokmuş gibi seviyorum.

    Sabahlara kadar uyuyamıyorum. nutkum tutuluyor, konuşamıyorum.

    Seviyorum da diyemiyorum.

    Yazıyorum. Okur bir gün diye.
    10 ...
  29. taksim gezi parkı

    686.
  30. saat Sabaha karşı 4'te bazı kimselerin uykusunu kaçıran yerdir.

    ileride "Kıvılcım" diye hatırlanacağı kesin. Benim beklemeye sabrım var. Sizin gerçeğe tahammülünüz olmayabilir. Bu benim problemim değil.
    6 ...
  31. umberto eco

    40.
  32. Gün itibariyle hayata veda etmiş yazar, simge bilimci, filozof......

    Hayran olduğum bir yazardı. Yeri ışıklar olsun.
    3 ...
  33. ben bu yazıyı sana yazdım

    27592.
  34. Dilerim en sıcak yaz geceleri üstünü örtsün. Kimselerin yerinden kıpırdamaya mecali olmayan öğlenin güneşi dudaklarının nemine doysun.

    Dilerim Kalın bir kar örtüsü saçlarınla tanışsın ya da sol gözüne dokunsun. Her şeyden çok dünyanın tüm zorluğu yanağını bir kez olsun görebilsin.

    Kimsenin canını sıkmazlar o zaman.
    0 ...
  35. muhtar remzi kandaz

    3.
  36. muhtar remzi kandaz

    2.
  37. Muhtarımsı varlık. Kapladığı alana yazık diye düşündürtüyor.
    0 ...
  38. neden uyumuyorsunuz genşler

    2.
  39. chp ye eveti bas ak partiye çarpı at kampanyası

    4.
  40. chp li seçmenin kanmayacağı kampanyadır.

    Tabi ki en sevdiğimiz ilk 3 partiye mühür basacağız. Salak mı sandınız oğlum bizi. Seçimleri getiren biziz beğ...
    2 ...
  41. gece vakti aniden bastıran sulu boya yapma isteği

    2.
  42. Cumartesi gecesini monami ile geçirmektir. Arkadaşlarınıza "erasmuslu kız buldum" diyebilirsiniz.
    0 ...
  43. kızların güzel erkeklerin ise çirkin olması

    1.
  44. Hetero erk bir bireyin kolaylıkla katılabileceği önerme.

    Üniversiteye kayıt olduğum gün üst sınıflardan bi' elemanla tanışmıştım. üç beş çömez etrafında toplanıp "bölüm nasıl" falan diye geyik yapıyorduk. Adamı muhabbetin ortasında hocası çağırdı, gitmeden hemen önce efsane bir tavsiye vermişti; "Gençler ne yaparsanız yapın ilk 1 ay kimseye aşık olmayın... onlar boya!" diye.

    Öyle geldi aklıma. Bu da böyle bir anımdır.
    1 ...
  45. oy

    30.
  46. Bir seçme aracıdır.

    Ülkeyle mütallik durumdan ötürü bazı şeyler yazacağım.

    Gizli saklı bir şey değil, şahsen akp'ye oy vermeyeceğim. Niyetim birilerini, fikri bir kıyasımukassem içinde kaybetmek de değil yalnız bu düşündüklerim bir yerlerde kayıtlı olsun istiyorum.

    89 doğumlu bir insanım, akp'nin iktidara geldiği yıl, ortaokuldaydım. Zaten o yaşlarda televizyonda siyasi program izleyecek, politik literatür inceleyecek bir yapım olmadığından (ki çok şükür olmadığından da denebilir) benim için siyaset yerel yönetimlerden ibaretti.

    Bursa'da yaşayan biri olarak DSP'nin belediyesini hatırlarım yani. Bursa muazzam bir harikalar diyarı olmasa da kendi kendine yeten, dünya ile iş yapan fabrikalara sahip bir şehirdi. Bunu biliyorum, zira bir çok akrabam bizzat o sanayinin içindeydi. Zaten bursa'da yaşayıp sanayide tanıdığı olmayan insan bulamazsınız.

    akp'nin gelişi rakamsal olarak ortamı değiştirdi. Bunu iyi ya da kötü tarafta yorumlamak çok da sağlıklı değil. Yönetim biçimi devletten çok şirket mantığıyla işlemeye başlayınca elbette bir çok işletmeye yarar sağlandı. Ancak sosyal anlayışın da değişmesine sebep oldu. Baskıcı bir patronun işleri idare etmeye başlaması gibi gergin bir ortam vardı.

    Ardından yerel yönetim Bursa'nın görüntüsünü değiştirmeye başladı. Parklar düzenlendi, bir çok tarihi yapı için çalışmalar yapıldı, avmler arttı. Bunların çoğu -en azından Bursa için- yararlı oldu diyebilirim. Sonuç olarak "yeşil" sıfatıyla anılan bir şehir için kötü sayılmazdı.

    Tabi o yaşlarda fark etmek çok mümkün değildi ancak şehrin kimliği de bu düzenlemelerle ölüyordu. Gezi olaylarına değin, bir çok iş ilgiyle karşılanırdı. Belki de Gezi eylemlerinin en büyük kazançlarından biri budur.

    Bir şeyleri yıkıp, yerlerine yeni binalar yapmak bir şehri öldürmek için harika bir yol olsa da ne yazık ki tek yol değil. Tek tek örnekleyecek değilim ancak Cumhuriyet caddesinden bahsetmem gerek.

    Bursa'yı bilmeyenler için; Cumhuriyet caddesi şehrin merkezinde, tarihi bir çok han'ın (hanlar bölgesi olarak da geçer) birleştiği noktada, öldürülmeden önce, genel olarak çeyiz dükkanlarının bulunduğu gürültülü bir cadde idi.

    Bu cadde öncelikle trafiğe kapatıldı, dükkanlar yenilendi -for some reason çoğu kebapçı oldu wtf?- renklendirildi ve bir de şirin tramvay koyuldu. Bu noktada bir çokları bunu güzel bir gelişme olarak nitelendirdi. Çünkü onlara öyle satıldı.

    Cumhuriyet caddesi varolduğu noktaya doğal bir gelişim süreci ile gelmişti oysa. Yani insanlar emekler vererek oradan dükkanlar edinmiş, insanlar bu yerlerde bazı anılar biriktirmiş, bu anılar şehrin her yerine dağılmıştı. Yani Bursa'daki bir çok şey gibi çok gerçek bir yerdi.

    Şu an üzerinde "Nostaljik" yazan 6-7 yıllık bir tramvay geziyor. Bu yazdıklarım duygusal görünebilir ancak şehir kimliği böyle bir şey.

    Bu caddeyi trafiğe kapatarak, oraya ait olmayan yapılar, insanlar yerleştirmeye çalışmak tek çözüm yoluymuş gibi insanlara satıldı ne yazık ki. Yukarıda örneklediğim şey eminim bir çok şehirde benzer şekillerde gerçekleşmiştir. Bu "şehir kimliği" meselesi oy vermeyişimin ilk sebeplerindendir.

    2008 yılı sonunda istanbul'a taşındım. Marmara Üniversitesine başladığımda az çok siyaset anlıyordum sanırım ya da anlıyordum ama konuşamıyordum diyelim. Gezi olaylarının başlangıcına kadar dışarıdan dışarından "insanlara çok yükleniyorlar hacı" laflarıyla günlerimi geçirdim. Bununla gurur duymuyorum ancak utandığımı da söyleyemem. Sonuç olarak eğlence peşinde tasasız bir adamdım.

    Burada "gezi" olaylarını bu kadar odakta tutmamın sebebi benim için bir milat olmasıdır. Çoğu muhalif ağabeyimiz "anca uyandı kerizler" dese de buna üzülecek değilim. Zira onların yaratamadığı uyanışı "bu kerizler" yarattı.

    bu olaylar ve akabinde gelişen her parçada, para için şehir öldüren insanların, güç için vatandaşı nasıl harcadığını görmeye başladım. Kimsenin ,insanlara bir şey anlatmadığı medyayı gördüm.

    Gezi sonrası bir çok mahallede park forumları kurulmuştu. Abbasağa'da bir gece genç bir kız çıkıp "Biz yıllarca kürtler bizi öldürecek diyen bu medyaya inanmıştık, Bugün biri hayatımı kurtardı. Ben kürt kardeşlerimden özür diliyorum." demişti. Ardından da bir diğer kişi "Ben Bitlis'ten geldim. Biz de sizi akşama kadar alışveriş yapıp, keyif çatıyorsunuz sanıyorduk. Ben de özür dilerim" diye eklemişti.

    Ki bu da oy vermeyişimin ikinci sebebidir.

    Son olarak islam siyasetinin binlerce yıllık tarihi yanı başımızda dururken, ısrarla buraya efendi olmaya çalışan, bunu yaparken medeniyete sırtını dönen, silahlandırma ve savaş provokatörlüğünden vazgeçmeyen, para için oğlunu dahi tehlikeye atabilecek noktada bir insana da yarar sağlamak istemiyorum: Sanırım bu da üçüncü sebebimdir.

    Sıralasam belki yüzlerce irili ufaklı şey var, hepimizin var. Ben unutmamak için yazıyorum. Yarın da oy vereceğim.
    0 ...
  47. yazar nickinden oy verdiği partiyi tahmin etmek

    323.
  48. moonlight sonata: LDP

    "DiNYA ÇiK GiZiL BiR YiR OLECiK... HiRKES TiNiS IYNiCEK."
    3 ...
  49. kadınları taciz edip küfreden suriyeli çocuklar

    16777214.
  50. Güzel ülkemize uyum sağlamış çocuklardır.
    0 ...
  51. içerde 150 tane misafirin olması

    2.
  52. Kafadan aşağı beyaz çarşaf geçirilir. Arkaya fon müziği verilir. Bakışlara aldırış etmeden kapıdan çıkılır.

    Müzik: https://www.youtube.com/watch?v=koyqjbDMiNs
    0 ...
  53. türk kızlarının küçük penisli olması

    3.
  54. Türk kızlarını Halaskargazi caddesinden ibaret sanmaktır.
    0 ...
  55. daha fazla entry yükleniyor...
    © 2025 uludağ sözlük