marvel etiketiyle şubat ayında kendi çizgi roman serisi başlayan büyük üstat. aslında bence üstat değil lan tam, çünkü zırhı olmasa, karizması olmasa aslında içerisindeki adam sürekli kendini kanıtlama çabası içerisinde; ve maalesef başkalarının gözünde sadece bir silahtan başka bir şey değil. yeni solo serisi de biraz buna dayanarak başlamış, star wars episode iv a new hope sonrası geçen olayları, imparator tarafından donunda sallanmamasını, vader'ın da gaza gelmesini anlatıyor. bikaç ufak kusuru dışında çizimler falan süper, hikaye de bildiğimiz darth vaderın üzerine bir şeyler koyarak, yeni özellikler katarak ilerliyor. şimdilik ilk iki sayısının incelemesi de aşağıdan okunabilir:
bugün doğum günü olan gitarist. kendisine hissettiklerimi, üstümde bıraktığı ve bırakmaya devam ettiği etkiyi, hayatımı nası değiştirdiğini anlatamam. iyi ki doğmuş. hep kafasına eseni yapması ve içinden geleni esirgememesi sayesinde artık ben de dünyaya farklı bakıyor, her müziği, sanatı farklı yorumluyorum. umuyorum ki kimseleri takmasın, kendi kafasına göre devam etsin. hakkında yazılmış güze bir doğum günü yazısı için de:
flashpoint sonrasında the new 52çizgi roman serisi çok güzel giden dc comics kahramanı. hikayeler diğer kahramanlara göre biraz "soft" kalsa da artwork kısmı mükemmel. yalnız yeni başlyacaklar için bence seriye karşı biraz sabırlı olmaları gerekiyor, çünkü her ne kadar kahraman çok şükela olsa da hikayede ilk iki cilt için pek bir bütünlük söz konusu değil ve biraz dağınık ilerliyor. ama daha önceki speedsterları ve speed force muhabbetlerini, gidip dönmeleri falan yok saydığı için giriş yapması, anlaması kolay. gözünüz korkmasın yani. incelemeler için:
bilet fiyatları "ya oha ama" dedirten konser. lady gaga'yı çok severim, bu yaz da o kadar konsere gittim, ki gerçekleşen büyük konserlerde de 150 liranın altında saha içi bileti olan da yoktu ama nedense buna bilet almaya bi türlü elim gitmedi. türkiye'deki satışları nasıl bilemem ama son iki turnesinde de gaga'nın bilet satışları çok iyi gitmediği için son güne yine bi yerde ya ucuza verecekler, ya da yarışma falan ayağına beleş dağıtacaklar diye bekliyorum.
james spader'ın karizmasıyla alıp götürdüğü dizi. ilk sezonu başlarda "hof her hafta birinin peşine düşüceklerse gitmez böyle" dedirtse de ilerleyen bölümlerde olaylar dallanıp budaklanıyor, ilişkiler değişiyor. yalnız ilk sezonun çok büyük bir falsosu var, o da megan boone. ve peruğu. hem oyunculuğu çok tutuk, ve büyük ihtimalle de karşısında james spader gibi bir usta olmasının etkisiyle çok sırıtıyor, hem de peruğu iğrenç. bu kadar göze batar bir şey ancak, öyle ki hakkında baya tartışmalar dalgalar dönmüş.
John Frusciante'nin yerini doldurabilecek tek adamdır belki de piyasada. En azından grup için de tek adam olduğunu biliyoruz, çünkü aşağıdaki linte de bir tane örneğini izleyebileceğiniz daha önceki röportajlarında defalarca "Josh teklifimizi kabul etmese devam etmeyi düşünmüyorduk ve grubu dağıtacaktık" tarzı sözler söylediler. Zaten kendisi de gruba oldukça yakın bir isimdi zaten katılmadan önce. YouTube yorumlarında, forumlarda, fan sayfalarında hala sokup sokuşturan adamları gördükçe gülüyorum. Tarz olarak John'un gruba katıldığı ilk zamanlarını hatırlatıyor bana. Çalmadığı enstrüman da yok gibi, gerçi John'un da yoktu, ama Flea'nın şarkılarda piyano kullanmaya başladığını ve ortaya Happiness Loves Company gibi alışık olmadığımız şarkıların çıktığını, "Adımız hala aynı ama yeni bir grubuz" dediklerini düşünürsek zamanla grupla birlikte ortaya çok eğlenceli şeyler çıkaracağını düşünüyorum.
Kendi yönettiği facebook sayfasında çok kafa, egosuz ve yardımsever biri olarak gözüken adam. Başlarda sadece sevdiğim dizinin başrol oyuncusuyken zamanla kendisine inanılmaz bir sempati beslemeye başladım, bizim evden biri olarak gördüm. Ama Hayvan gibi bir vücudu ve kızların ölüp bittiği bir yüze sahip olmasına rağmen oyunculuğu için aynısını söyleyemem. Yürüyüşü de inanılmaz kasıntı zaten.
ilk bölümlerini izlerken çok güldüğüm, bir türlü ciddiye alamadığım bir diziyken ilk sezonun ortalarına doğru iyice sarmış, sezon sonunda da beni kendine iyice bağlamış olan dizi. ikinci sezonla birlikte dizi de bambaşka bir yöne kaydı, kendini katladıkça katladı, hiç geriye düşmedi. Yalnız diziye dc comics Evreninden sürüyle karakter sokulması sonucu ikinci sezonda önemli karakterlerin bazıları ya üstünde çok durulmadan geçildi, ya da hemen harcandı, sonuçta ortada bizi heyecanlandırıp havada sorular bırakıp kayboldular. Umarım 3. Sezonda bu sorulardan bazıları cevaplanır.
star wars, terminator, aliens Gibi ünlü fimlerin çizgi roman haklarını elinde bulunduran şirket. Star wars haklarının marvel'A geçmesiyle en önemli serilerini kaybetmiş olsa da yine çok hoş bağımsız hikayeleri ve hellboy Gibi bir karakterleri var. Aynı zamanda sin city, the mask, 300 Gibi filmler de bu şirketin çizgi romanlarından uyarlanma.
Alışkanlıktır. "Belki ileride tekrar izlerim" amacıyla o kadar film hard diskte tutulur, ama büyük bir çoğunluğuna bir daha dokunulmaz. Silinmeye de kıyılamaz. Kalır öyle, bi bakarsınız arşiviniz olmuş.
çok güzel, çok özel bi kitap olmasının yanı sıra patti smith gibi efsane bi kadını maalesef geneli kaliteli müzikten bihaber olan benim jenerasyonumla tanıştıran kitaptır. genç kızlar genelde patti - robert aşkınının etkileyiciliğine ve romantikliğine kendilerini kaptırıyorlar bunu okurken. keşke kitabı okuyan her on kızdan biri bile merak edip horses albümünü dinlese, kalkıp " kim bu kitapta adı geçen adamlar" diye internette ufak bi araştırma yapsa -ki kitapta adı lou reed'den todd rundgren'a kadar pek çok süper insandan bahsedilir- dünya çok daha güzel bi yer olurdu.