bir yerden bir yere gitmenin trafik, toplu taşıma araçları ve zaman yönünden zulüm olması,
zaten iş, okul, alışveriş vs zorakiyetlerden dolayı yeteri kadar dışarı çıkıyor olmak,
sakinliği sevmek,
evdede keyifli vakit geçirebileceğini bilmek,
ekonomik sebepler gibi koşullardan birini veya bir kaçını karşılıyor olmak bu kategoriye girmek için yeterlidir.. (bkz: dışarı çıkmaktan sıkılmayan insan) lar kadar normal insanlardır.
maddi imkanlar el verse zaten çok daha huzurlu ve sakin bir hayat seçmesi muhtemel kişilerdir.
muhtemelen siber bir savaş olarak gerçekleşecektir. Sonuçları ve tahribatı önceki dünya savaşları ile kıyaslandığında çok daha ağır ve yıkıcı olacaktır.
Birinci dünya savaşında ve hatta ikinci dünya savaşının yaşandığı esnalarda insanların hayatlarından teknolojinin etkilerini düşünün..
bir de şimdi teknolojinin bir savaşta hayatımızda yaratabileceği olumsuz tahribatları hesaba katın.. Anlayacaksınız..
muhtemelen siber bir savaş olarak gerçekleşecektir. Sonuçları ve tahribatı önceki dünya savaşları ile kıyaslandığında çok daha ağır ve yıkıcı olacaktır.
Birinci dünya savaşında ve hatta ikinci dünya savaşının yaşandığı esnalarda insanların hayatlarından teknolojinin etkilerini düşünün..
bir de şimdi teknolojinin bir savaşta hayatımızda yaratabileceği olumsuz tahribatları hesaba katın.. Anlayacaksınız..
bir yerden bir yere gitmenin trafik, toplu taşıma araçları ve zaman yönünden zulüm olması,
zaten iş, okul, alışveriş vs zorakiyetlerden dolayı yeteri kadar dışarı çıkıyor olmak,
sakinliği sevmek,
evdede keyifli vakit geçirebileceğini bilmek,
ekonomik sebepler gibi koşullardan birini veya bir kaçını karşılıyor olmak bu kategoriye girmek için yeterlidir.. (bkz: dışarı çıkmaktan sıkılmayan insan) lar kadar normal insanlardır.
maddi imkanlar el verse zaten çok daha huzurlu ve sakin bir hayat seçmesi muhtemel kişilerdir.
kesinlikle şu ana dek izlediğim dizilerden en iyisi..
kurgu, karakterler ve her bölümde yarattığı heyecan onu diğer dizilerden farklı kılıyor..
sanal zekaların kapışması dünyanın karşı karşıya kalacağı uzak bir süreç değil inancındayım ve dizinin sloganı olan you're being watched önermesine de gerçekten ihtimal veriyorum..
her sezonunda dizi daha da ilgi çekici bir hal alıyor.. kesinlikle tüm karakterler çok iyi bir şekilde oturtulmuş durumda..
bakalım ilerleyen bölümlerde daha ne süprizler yaşatacak bize...
Atatürk'de eminim çok üzülürdü şuanda yaşasa demeden önce;
Atatürk'ü muhtemelen ona doğru aktarmamışlardır. Gözündeki karanlık inanç perdesini biraz sıyırsa bile Atatürk'ün ne kadar önemli bir lider ve bir değer olduğunu anlayacaktır. Sevmek zorunda değildir elbet, ancak ilahlaştırdığı insanların fikirlerine çok güvenmemelidir. Ve hangi topraklarda yaşadığını, hangi millete ait olduğunu ve o sevmediği insan sayesinde bugün boyundurluk altında yaşamadığını fark etmelidir.
Şuan Atatürk' ü sevmediğini rahatça söyleyebilme hakkınıda o sevmediği adam tanımıştır ona zaten.
Sonuç olarak herkes düşüncesinde hürdür. Kimse kimseyi sevmek zorunda da değildir. Ancak bana bu durum nankörlük geliyor bunu da belirtmek istedim.
gün batımıda olabilir, gün doğumuda..
umutta olur bazen umutsuzlukta..
güneş kadar sarı, ancak ateş kadar kırmızıyı barındırır içinde..
lav kadar yakıcı ve belkide sonbahar kadar hüzün dolu..
insanoğlu her renkten biraz barındırır içinde... ama benim ruhumu en çok ifade eden renk turuncudur
Tüm canlılar doğarken de yanlızdır ölürkende.. hatta yaşarken bile..
yalnızca doğru kararlar verdiğimizde son bulur yanlızlığımız. ancak başkalarına göre olan doğrular her zaman bize göre doğru olmayabilir.
özetle sadece başkalarının doğrularıyla aynı paydada buluştuğumuzda biter yalnızlıklarımız..ve onların menfaatlerine temas ettiği noktada son bulur bu sahte gerçeklik.
yanlızlık özel bir şey değildir. sadece bir hakikatten ibarettir.
her ne kadar inkar etsekte yanlızlığımızı, dibine kadar yanlızız işte..
gibi semtleri sayabiliriz. Bu değerlendirmeler yapılırken gece ıssız bir sokakta tek başına yürüdüğünüz varsayımından faydalanılmıştır.
Dikkat çekmek istediğim nokta ise tüm bu semtlerin Avrupa yakasında bulunuyor oluşudur. Bu varsayımı doğrulamak adına gecenin bir yarısı ıssız bir sokakta yürümeniz gerekmeden sadece metrobüs yolculuğundaki değişen insan profilinden faydalanmanızda yeterli bir referans olacaktır.
Metrobüse söğütlüçeşmeden binin ve tüyapa varana dek değişen insan profiline dikkat edin. Çok faydalı bir sosyolojik araştırma olacağına emin olabilirsiniz. Evet kesinlikle Avrupa yakası ile Anadolu yakası insan profili oldukça farklıdır.
sorun ölmek değil dostum... öldükten sonra var olan bilinmezlik..
muhtemelen şanssız olduğunu düşünen bir insansın.. ne olduğunu bilmediğin bir dünyaya geçmek istemek bir çeşit kumar ise bu kumarı oynamak için olmadığını düşündüğün şansına güvenmek ne derece zekice bir davranış olur?
gideceğin yerin burdan daha boktan bir yer olma ihtimalini hesaba kat derim..
nasıl bir yere gideceğini ya da daha doğrusu bir yere gidip gitmeyeceğini bilmediğine göre bence intihar senin için saçma bir hareket olacaktır.
ölürsen tekrar dönmeye dair ikinci bir şansın yok.. Ölüm nihai hakikatse zaten bunu mutlaka tadacaksın demektir acele etmeye gerek yok...Ölüm zamanı geldiğinde mutlaka seni bulacaktır.. Boşuna tekmeye kafa atma yani..
kimbilir belki yarın tüm geçmişindeki olumsuzlukları unutturacak kadar güzel bir şey olacak..
en azından böyle bir teselliye sığınabilirsin.. polyanna değilim ama malum insanı ayakta tutan tek şeyde umut..
bunları iyice bir düşün ama illa yok efendim ben ölücem, öbür dünya muhteşem bi yerdir belki, hayatta gülmedi şansım ama ölümden sonra mutlak gülcektir tarzında bir inanca sahipsende ocağın gazını aç güzel bir uykuya dal.. iki gün konuşulur üçüncü gün unutulursun sevdiklerin için bile.. olay ölmekse hayatı doya doya yaşayıp öyle ölmek gerek derim ben..
oldum olası sevmediğim ve gereksiz bulduğum bir etkinliktir.
gelinle damat dışında herkesin keyif aldığını düşünmüşümdür hep.
hazırlık süreci, takı merasimi, aileler arası denge kurma çabaları gibi eylemler eğlendirmekten çok yormaktadır genellikle gelinle damadı. Toplumsal dayatmalar ve gelenekleri devre dışı bırakırsak hiçbir aklı başında çiftin seçmeyeceğini düşündüğüm bir eğlence biçimidir. Aslında teorik olarak bu bir eğlence midir yoksa bir ritüel midir oda tartışma konusu olabilir.
velhasıl kelam ben düğün sevmem. Bunun yerine bir kokteyl yada bir yemekte daha çok görüşülmek istenecek insanlarla vakit geçirmek daha cazip görünmektedir bana.
bu konuda kafanızda yapacağınız bir kurgu sağlıklı sonuç vermez. tamamen sponten ve durumun akışına göre konuşulması her zaman daha iyi neticeler verir.
karşısınızdaki insanın frekansını anlamaya çalışın, onu tabulaştırmayın. Onunda sizin gibi sıradan bir insan olduğunu düşünerek konuşun. Doğal olun. Yapmayı sevdiğiniz şeyler, yaşadığınız komik hadiseler ve bulunduğunuz ortama dair bikaç konu açmak iyi olabilir.
Pizza yada salata yemiş olsaydınız daha mı kibar olucaktınız?
kadıköyde yenilebilecek en doğru yemeklerden birisi lahmacundur. Malum istanbulun en iyi lahmacun yapan mekanlarından bir kaçı bu güzide semtimizdedir.
Bence bu karşı taraftaki beyfendi açısından da olumlu bir referanstır.
Öncelikli olarak samimi olduğunuzu ve kasıntı olmadığınızı göstericek bir davranışta bulunmuşsunuzdur ki bu karşılıklı kasma durumunu engeller. Beyfendi doğallığınız karşısında kendisinin de doğal davranması gerektiği varsayımına kapılır, samimi bir ilişki başlangıcıdır.
ve kadıköyde lahmacun yemeyi teklif etmeniz damak zevkiniz olduğunun gösterir.
sonuç olarak erkekler farklı arayışlarda değillerse doğal ve birlikte kaliteli zaman geçireceği, damak zevki yüksek bayanlardan hoşlanır. Kişisel fikrim olumlu bir başlangıç olmuş. Beyfendinin jestine sinema bileti ile karşılık vermenizde ince bir davranış olmuş.
siz üstünüze düşen herşeyi yapmışsınız ve doğal davranmışsınız eğer sizi aramayacaksa bırakın kendiniz olduğunuz için aramasın.
not: kesinlikle siz aramaya kalkmayın arayacağı varsa kısa zaman içerisinde sizi mutlak arayacaktır.
altında aslında biraz açayımda herkes bana baksın ilgi odağı ben olmalıyım düşüncesi yatan teşhircilik..
isteyen istediğini giyebilir elbet buna sözüm yok ancak hangi ülkede yaşadığımızı bile bile her yerimi açayım ama kimse bana bakmasın fikri büyük bir ütopyadan ibarettir.
ördek, eşek, tavuk, kedi köpek gibi savunmasız hayvanları bile iğrenmeden ve sadece kendi hayvanlıklarını tatmin edebilmek için sikebilen, bacak görünce boşalan, çarşaflı kadınlar yoldan geçtiğinde sikini kaşıyıp içindekileri hayal ettim offf ne mal vardır kimbilir nidaları atan insan müsvettelerinin yaşadığı bir coğrafyada göt baş açık gezmek bir çeşit intihardır ve mazoşistliktir düşüncesindeyim.
bence kendisi çalışan bir anne olabilir. akşam 8-9 gibi eve geliyorsa ancak yemekten vakit bulup çamaşır yıkıyor olabilir. Kişinin tercihidir çok fazla kafa yormamak lazım.
Not: Herkesin evindeki çamaşır makineleri gecikme özelliğine haiz olmayadabilir.
aşiret, töre vb. kavramlar mutlaka yer almalı. Küçük Osman tarzında küçük bir çok bilmiş çocuk karakteri olmalı. kaçırılma, tecavüz, sinsi oyunlar ve arkadan iş çevirmeler her bölümde mutlaka olmalıdır.
ahlaksız teklif ve kumarda eşini kaybetme gibi konularda reyting oranlarına olumlu katkılar verecektir.
ölen birisinin yerine geçme yahut yüzünü yada kimliğini değiştirerek geçmişinden intikam alma gibi konularda mutlak işlenmelidir.
son olarak çarpık ilişkilere yer vermek türk izleyicisinin ilgisini çekecek aile içinde gizli ve yasak ilişkiler kurulması ikinci sezona kadar dizimizi rahatlıkla taşıyacaktır.
yok ben dram istemiyorum diyorsanızda ya bir taksi durağı temalı dizi yada cennet mahallesi yapısındaki bir roman dizisi türk izleyicisinin içini ısıtacaktır.
ancak ne olursa olsun her bölüm abuk bir sahnede sona ermeli ve sonraki bölüm için aile içi tartışmalara neden olmalıdır.
Türkiye'nin bence %100 olarak üretebildiği tek şey tüketim toplumudur. Güney Kore, Çin ve Hindistan gibi ülkelerin bugün vardıkları üretim başarısı düşünüldüğünde oldukça geç kalınmış bir durumdur. Bir tüketim toplumu ürettik ve bunu her geçen gün büyüyen yabancı kuruluşlara daha da büyümeleri için güzel bir şekilde satmaya devam ediyoruz.
En iyi başarabildiğimiz şey tüketmek ve yakında kimsenin almayacağı residanslar yapıp satmaya çalışmak.
Hadi bunları boşverelm yeni iphone ne zaman çıkıyormuş ona bakalım..
Babamın verdiği söze mütevellit, aylarca, belki yıllarca beklediğim bilgisayarıma kavuştuğum an geldi aklıma. Bilgisayarı kurmak için gelen adamları hayranlıkla ve sabırsızlıkla bekleyişim. Bana kullanmayı gösterdikleri anları hızlı hızlı biran önce oynamaya başlayayım diye geçiştirişlerimi hala unutamıyorum. O zamanlar bilgisayar herkesin kolaylıkla erişebileceği bir ekipman değildi dostlar. O kadar zaman bekledim ki ona sahip olmayı..
neyse adamlar bikaç oyun yüklediler ve gittiler. O oyunlardan bir tanesi de doom 2 idi. O gece neredeyse hiç uyumadım. Sabah uyandığımda ise okula gitmek her zamankinden daha zor geliyordu bana. Okula gitme saatim gelene kadar adeta nefes almadan o oyunu oynamıştım. Ve günlerce bu heyecan süre geldi. Evden hiç çıkmak istemiyordum. Bilgisayar oyunlarını çok severim. Bugünkü oyun teknolojisi düşünüldüğünde o oyun oldukça komik gözükebilir ama üretilmiş ve üretilecek hiçbir oyun bana aynı heyecanı yaşatamayacak bunu iyi biliyorum.
Kendi bilgisayarım olmadan önce bilgisayarda yine oyunlar oynamıştım ama kendi bilgisayarım olarak ilk olduğu için doom2 yi yazdım. Babamın işi dolayısıyla mac tr'de nerdeyse kimse tarafından bilinmezken macin o zaman içinde barındırdığı tüm oyunları ve pcde mayın tarlası solitaire ve bilimum oyunları elbette oynadım.
Ayrıca need for speed 2 ve fifa 96 yine ilk oynadığım oyunlardan bir tanesidir...
Kimseyi eleştirmek kimselere düşmez ama bence içine gömmek ve söz konusu hanımefendiye karşı arana bir mesafe koymak daha onurlu bir davranış olacaktır. Empati yapıp kendini eşinin yerine koyunca bu davranışın doğruluğuna kendin de hak verebilirsin. Ulaşılamayacak olan şey insana cazip gelir. Muhtemelen hissettiğin duygu aşktan ziyade biraz daha böyle birşey.
Evli veya ilişkisi olan bir kadını hayal etmek ona farklı bir göz ile bakmak hiçbir insana yakışmaz. Söz konusu hanımefendide mesafesini korumayarak hata etmiş olabilir.
Sokakta oynan, dijital dunyanin bu kadar kolesi olmamis, musluktan su icip hastaliktan olmeyen, insanlara guvenmenin kotu bir sey olmayacagina inanan, bacaklarinda dusup kalkmalardan kalma yara kabuklariyla gezinen, mahalle kulturunu gormus, saygi duymayi, utanmayi bilen, masumiyetini kaybetmemis, cocuklugunu cocuk gibi yasayan belkide son nesildir bu nesil..
Boyle bir arkadasim var.. Kendince mantikli sebepleri olabilecegini dusundugum bir durum.. Sirf sosyal olmak adina yaninda mutlu hissetmedigi insanlarla gecirecegi suni zamanlar yerine yalniz olma tercihinden ibaret bir durumdur.. Arkadasliklarin, akrabaliklarin, sevgilerin ve dostluklarin sahte oldugu bir dunyada insanin yalnizca kendine guvenmeyi secmesi sirf yalniz kalmamak adina sahtekarca iliskiler kurmaktan daha onurlu bir davranis geliyor bana ve bu kisilerin naif ve degeri bilinmeyen insanlar olduguna inanmaktayim.. Malum dunya orospu cocuklari ile dolu.
Onlar gibi yapsaymisim keske..gezeydim, tozaydim ve ahkam kesseydim oturdugum koltuktan tum dunyaya.. Benim anamda babamda belliydi ne diye ugrastim ki analari babalari belli olsun diye? Ne diye mucadele ettim baska bayraklarin altinda prangalar eskitselerdi? Ne fark ederdi? Ne fark etti? Biraksaydim istediklerini verseydi azizlestirdikleri!
Bosuna yasamisim koca bir omru..bosuna inanmisim damarlarinizda gezdigi hayaline kapildigim asil kanlariniza.