adı üstünde, divan da yapılan edebiyat türüdür. 13. yüzyıl' da bir grup âlim'in katıldığı ''divan'da yapılabilecekler'' konulu bir sohbet sırasında, divan'da otururlarken, mevzu aşk'tan açılıp, karı kız muhabbetine kadar gitmiş. derken aralarından biri tartışmanın şevk'i ile coşup iki beyit seslendirir.
diğerleri de geri kalır mı? onlar da kendi divan tecrübeleri sonrasında ki hislerini sırası ile şiirsi bir dille sözlere dökerler ve böylece divan edebiyatı doğmuş olur.
tarihsel süreç içerisinde bu bir akıma dönüşür ve kadın, erkek bir çok şair tarafından benimsenir. *
divan edebiyatından bazı beyit örnekleri:
fuzulî
aşk derdiyle hoşem terk-i nasîhat kıl refîk
ben ki tiryâkî mizâcem zehr kâr etmez bana.
devlet'in yoksullaştırma ve yoksuzlaştırma politikası'nın işlerliğini
denetleme eylemidir. aynı zamanda devletin, yoksullar'ın perişan halini görerek kendi egosunu tamin etmesidir. ramazanda garibanlara iftara gitme eylemi geçmişte de yapıldı, bugünde yapılıyor, böyle giderse daha bir çok ramazanlarda yapılacak olan eylemdir.
kaplumbağa hayvanı'nın halk dilinde ki adıdır. tosbağalar, tavşanlara karşı kazandıkları zaferleri ile
masal aleminde sıkça karşımıza çıkar. insanlarımız bu hayvan cinsi ile o kadar özdeşleşmiştir ki birbirlerine allahsız tosbağa olarak seslenen kişiler bile bulunmaktadır. ayrıca alman otomobil markalarından olan ''vw''
tosbağa modelinde bir araba üreterek yeni bir ekol yaratmıştır. tosbağalar'a yaşamızı verdikleri
ilhamdan ötürü teşekkürü bir borç biliyoruz.
ya teslim olacaklardı ya da direneceklerdi. ansızın içlerinden biri çantasından çıkardığı dansöz kıyafetini giyinerek ortaya atıldı ve oynamaya başladı.
diğer asenalar da ona eşlik etmeye başlamışlardı.
börteçine yeri göğü inteleten sesi ile haykırdı ve şöyle dedi.
- siz ne yemeye ne de mikilmeye değmezsiniz, azıcık gururunuz olsa
böyle kıvırmazdınız, intikam için savarşırdınız. kurt olmak düz ova' ulumak
değildir. ayrıca söyleyin o başbuğunuza bizim ne şeklimizi ne de ismimizi siyuasete malzeme etmesin. biz onuruyla yaşayan hayvanlarız!
kürt halkı'nın anadili dir. bugüne kadar yaşayan dört lehçesi bulunuyor.
bunlar; kurmanci,zazaki,sorani ve gorani lehçeleri dir. türkiye'de yaşayan kürtler genellikle kurmanci ve zazaki lehçeleri ile konuşurlar.
göğüsleri iman dolu insanlarımızın ramazan ay'ının gelişi ile birlikte kabaran dini duyguları, onları camiilerde yatar kalkar hale getirmiş durumda. beş vakit namaz farz'ını eksiksiz yarine getirmek için evlerindeki sıcak ortamdan bile bunalmış durumdalar. camiiler'in, ruhlarını ferahlatan ''klima'' serinliği ile koyun koyuna yatarken huzur bulmaktadırlar.
dağ'da reisleri'nin kurtlar tarafından kapıldığını duyan asenalar intikam yemini ederek dumanlı dağlar'a doğru yol aldılar. az gittiler, uz gittiler, dere tepe düz gittiler.
dağların doruklarına yaklaşırlarken bir grup börteçine tarafından fark edildiler.
asenalar havada yayılan testosteron'un kokusu ile birlikte dehşete düşerek geri kaçmaya başladılar. ama nafile idi bu kaçış. kurtlar pozisyonları almışlardı. asenalar kendi taktikleri ile kapana kısılmışlardı. *
zemini'ni, ''güzele bakmak sevaptır'' felsefesi oluşturmuştur. cennete girmenin yollarından biri olmakla beraber, çoğunlukla erkeklerin yaptığı bir çapkınlık türüdür.
çocuk oyunlarında ''ebe'' olan velet'in nihai hedefi.
hadi sen kaç ben seni ebeleyeyim şeklinde gelişen eylem.
ayrıca
Yeni bir kızla tanışan erkeğin dolaylı sevişme tekliflerindendir.
+ Seni ebeleyebilir miyim?
- Nasıl yani?
+ Sen kaçacaksın,ben ebeleyeceğim...(burada erkek kişinin yüzünde,genellikle coşkun vari bir gülüş hakimdir.)
- Hadi o zaman ben kaçtım...
marxist felsefe'nin temel noktalarından biri olup, marksist felsefenin tarihsel gelişmelere yaklaşım tarzıdır.
marx der ki; ''insanların varlığını belirleyen şey bilinç değil, toplumsal varlıklarıdır.
ayrıca marx, tarihsel materyalizm'den bahsederken; tarih'in sınıflar'ın mücadelesinden
ibaret olduğu tez'ini de savunur.
tüm bunlardan hareketle durumu kısaca şöyle özetleyebiliriz.
tarihsel süreç içerisinde, bir çok sistem, yönetim biçimi vb. yapılanmalar kurulup, yıkılmıştır. buna neden olan
durum ise toplumsal ilişkilerdeki çelişkilerin varlığıdır. işte bu çelişkiler insan bilincini belirler ve bir savaşım
içerisine girer.bu çelişkiler sonlanmadıkça toplumsal savaşım, değişim ve gelişim devam edecektir.
1857'de saksonya'da doğdu. genç yaşlarında tanıştığı devrimci sosyalist hareket'in kısa dönem içerisinde tanınan isimlerinden oldu.
rosa luxemburg'un yakın arkadaşıydı. clara zetkin, aynı zamanda sıkı bir kadın hakları savunucusuydu.
8 mart 1857'de tekstil fabrikasında çıkan yangın sonucu yaşamını yitiren kadınların anısına 1910'da 2. enternasyonale
bağlı kadın toplantısında 8 mart'ın dünya emekçi kadınlar günü olarak kutlanması teklifinde bulundu.bu teklif yaşama geçirildi.
yaşamı mücadeleler ile geçen zetkin, geçirdiği kalp kriri sonucu 1933'te moskova'da yaşama veda etti.
insanların olup biten olaylara hükmedemeyeceğini savunan felsefi akım. buna göre kader önceden belirlenmiştir ve bunun önüne geçilemez.
olaylara insan üzerinde bulunan irade yön verir.insan istediği kadar mücadele etsin hep kaybedecektir düşüncesi, bu akım'ın temelini oluşturan unsurlardandır.
başbuğlarından aldıkları feyz sonucu, takım elbise ve sivri burunlu ayakkabılarını giyerek bir hışımla dağ'a çıkan ocak mensubu bir grub'un dağda kurtlar tarafından yenmesi.
dağ'da karşılaştıkları kurtlar'ı ''bunlar bizim simgemizdir'' diyerek selamlayan ülkücüler'i kurtlar'ın turan taktiği uygulayarak avlaması.
Evrim düşüncesini değil ama geçerliliğini bugün de sürdüren evrim kuramını Charles Darwin'e (1809 - 1882) borçluyuz. Fizik ve astronomide Galileo ile Newton'un yeri ne ise Darwin'in biyolojideki konumu odur. Kısaca demek gerekirse, Darwin'in evrim kuramı birbirini tamamlayan iki öğe içermektedir: (1) Canlı dünyada değişik biçim ve türlerin ortak bir kökten kaynaklanarak geliştiği; (2) Canlılar arasında yaşam savaşımı ve en uyumlunun ayıklanmaktan kurtulması diye dile getirilen evrimin gerçekleşme düzeneği. Ayrıntılı açıklamayı ileriki bölümlere bırakarak, şimdi genel bir belirlemeyle yetineceğiz.
Darwin canlıların ortak bir kökten kaynaklandığı savını ilk ortaya atan kişi olmamakla birlikte, bu savı doğrulayan çok sayıda değişik gözlemsel kanıt ortaya koymuştur. Böylece söz konusu sav salt bir tahmin ya da hipotez olmaktan çıkmış, bilimsel bir önerme niteliği kazanmıştır. ikinci noktaya gelince, evrim sürecinin düzeneğini oluşturan doğal seleksiyon ilkesi Darwin'in asıl önemli katkısı olarak bilinir. Doğal seleksiyonun anlamı nedir, nasıl işlemektedir?
Tüm gözlemler canlıların (bitkiler ve hayvanlar) doğanın besleyemeyeceği sayı ve hızda çoğaldığını göstermektedir. Öyle ki, her kuşakta bireylerin pek çoğu erginlik çağına ulaşmadan yok olmaktan kurtulamaz. Bir türdeki bireylerden hangilerinin yaşamı sürdüreceği, hangilerinin yok olup gideceği nasıl belirlenmektedir? Canlılar dünyasında bir eleme düzeneği işlemektedir. Bu elemede rastlantı ya da şansın rolü yok değildir. Ama asıl neden bireysel farklar (kalıtsal varyasyonlar) ve bu farkların çevresel koşullara uyum sağlamadaki rolüdür, denebilir. Canlılar aynı türden de olsalar birbirlerinden çeşitli yönlerden farklılıklar gösterir. Hatta aynı ana-babadan olan kardeşler arasında bile gözlenebilir farklar vardır. Belli bir çevrede aynı türden olan ama özelliklerinde az ya da çok farklar gösteren bireyler sınırlı olanaklar için yarışmak, yaşam savaşımı vermek zorundadırlar. Bu savaşımda çevre koşullarına uyum kurma (adaptasyon) bakımından özellikleri daha elverişli olanların üstünlük sağlaması, diğerlerinin yenik düşüp elenmesi kaçınılmazdır. Sözgelimi, görecel olarak daha hızlı koşan tavşan ve geyiklerin düşmandan kurtulma, daha çevik kedilerin avlarını yakalama, aslan ve kaplanlardan daha güçlü olanların çiftleşip döl verme, boynu daha uzun zürafaların beslenme olanakları daha fazladır kuşkusuz. Milyonlarca yıllık süreler düşünüldüğünde yaşam savaşımı veren birey veya toplulukların özelliklerindeki farkların nasıl yeni ya da daha gelişmiş türlere yol açtığı kolayca anlaşılır. Darwin canlıların kalıtsal olan özellikleri arasındaki farkları işleyen doğal seleksiyon düzeneğinin amipten insana uzanan evrim sürecini yeterince açıkladığı inancındaydı. Ne var ki, doğal seleksiyon kimi yönleriyle ne ilk ortaya atıldığında ne de bugün tartışma konusu olmaktan kurtulamamıştır. Teologlar bir yana, kimi biyologların da evrimi açıklamada bu düzeneği yeterince doyurucu bulmadıklarını biliyoruz.
Bu kişiler,genellikle bulundukları yer ve konum hakkında bilgi sahibi değildirler.Kalın bir tabaka gözlerini perdelemiştir.
Onlara göre bulundukları yer dünyanın merkezidir.Herşeye kadir onlardır.Yaptıkları hiçbirşeyden dolayı yargılanmazlar.
Ama günün birinde emekli olurlar tabiki.Foseptiklerinde inzivaya çekilirler.Zaman zaman resim yaparlar,kendilerinden genç hatunları kucaklarına oturtmayı maharet sayarlar.Yağcılarının bolluğunun yanı sıra sevmeyenleri de azımsanmayacak sayıdadır.
Korkuyla yaşarlar.Günün birinde fosptiklerine bir vidanjör yanaşırda onları çeker diye.Ama o vidanjör bir türlü gitmez.
Ortalığı keskin bir koku almıştır halbuki.Mide bulandırnaya devam ederler.