90'lı yıllarda yaşamışsanız çocukluğu, en güzeli olandır.
babanın yanında yudumlanan ilk rakıdır.
meybuz'dur.
street fighter'dır.
pazar günü yıkanmaktır.
maç arasında salçalı ekmek yemektir.
susam sokağıdır.
ilkokulda cep telefonu yarıştırmamaktır.
soba borusunda yaka ütülemektir.
ninja törtıl'dır.
tasodur.
her zaman özlenendir peki hiç neden özlendiğini düşündünüz mü? schopenhauer bu konuda on numara bir tespit yapmış.
--spoiler--
Beyin olanca gücüyle ilerlerken, cinsel sistemlerin korkunç etkinliği daha uykuda olduğu için çocukluk, hayatımız boyunca özlemle geri dönüp baktığımız masumiyet ve mutluluk dönemi, hayatın cennetidir, kayıp cennet.
--spoiler--
"bir günlük çocukluğa bin yılını verirdin
ama çocuk olmadın bir gün bile
sen şimdi sessiz bir deniz kıyısında
dönüşsüz büyümüşlüğünle durmadan
panayırlar, balonlar, kayıklar özlüyorsun"
babaannemin sütlü kurabiyelerinden kokusunu, saklambaç oynadığım bi' akşamüstünden rengini, bi' uçurtmanın rüzgarından nefesini almış, zihnimde hep bi' masal gibi kalmış zaman dilimidir.
dünyanın bilyelerinden, bebeklerinden belki de arabalarından ve en önemlisi de hayallerinden oluştuğunu sanmaktır çocukluk. Aynanın karşısına geçtiğinde oynadığın toprak kadar temizsindir, içtiğin su kadar berrak, içini bütünüyle gösterirsin. eski minder oyununda bile çirkinliği seçtiğinde çirkin olmak için ayrıca çaba gösterirsin çocukken oysa büyüdüğünde... büyükler çirkindir zaten çocuk. yıllar, yaşanmışlıklar suratına hep bir çentik atar. yıllar, mevsimler geçtikçe çirkinleşir ayrı bir çaba sarfetmezsin bunun için.. oysa sen "eski minder yüzünü göster" oynarken bile güzelsin be çocuk... sen temizsin çünkü sen çocuksun.
aldığın oyunun bozuk olduğunda ona canın sıkılmasıdır. en büyük korkunun annenin seni herhangi bir yerde bırakıp sensiz bir yere gidecek olmasıdır. taso kaybettiğinde dünyanın başına yıkılması, çizgi film yerine haber veya film açan anne babaya kızıp bütün gün somurtmak, bir çikolataya davayı satmaktır.**
türlü türlü hayallere, bin bir çeşit amaçlara sahip olunan dönem. hayatın kanımca en güzel dönemi. her şey serbest sana. o kadar serbest ki kadınlar hamamına bile gidebiliyorsun. daha ne olsun.
Affan dedeye para saydım,
Sattı bana çocukluğumu.
Artık ne yaşım var ne de adım;
Bilmiyorum kim olduğumu.
Hiç bir şey sorulmasın benden;
Haberim yok olan bitenden.
Bu bahar havası, bu bahçe;
Havuzda su şırıl şırıldır.
Uçurtmam bulutlardan yüce,
Zıpzıplarım pırıl pırıldır.
Ne güzel dönüyor çemberim;
Hiç bitmese horoz şekerim!
şiirini akla getiren kelime.
yaptığı her hataya, yaşadığı her pişmanlığa, geçirdiği her sersem aşka vs. çocukluk demek.
işte bu çocukluk.sahiplenememek.sorumluluk almamak.gerçekten özgür olabilmek.yaşla alakası yoktur beş yaşında çocuk olamayanlar da var.50 sine gelip büyümeyenler.
Uzun derin maviliği uzanıp otların üzerinde
toprağın kokusunu sindirirken içime, seyre dalmaktı en sevdiğim.
Kuşların özgürlüğüne aşık bir çocuktum,
uzandığım otların üzerinde bir ot gibi kıvrılırken izimi bıraktığım.
Saçlarımın arasında dolaşan karınca
gezintileriyle hayallerimden ayrıldığım ve sonra bir buluta dalıp ağladığım,
kendimde yakaladığım hüzündün.
Bulutların arasından ansızın çıkan güneşin gözlerime dolan ışığı oluyordun renk renk.
Aslında gözlerimin bozukluğundandı o renklerin çoğalması ya ben yinede
tuallere attım yıllar sonra.
Hep o çocuk kalsaydım o anıyla,
gökyüzünün bana kalan tarafıyla
yaşadığım kendi huzurumla baş başa
Yılların ardından senin gidişini bile
adlandıramadığım kalanlarından yaşadıklarım
Başbaşayım kendimle sana bakıyorum,
gözlerine
Maviliklere kanatlanmış kuşlar, aşka açılan
Saçlarımda karıncalar
ellerim boşluğa çizer;
renklerini sakladığım resimleri ...
Ne kadar renkli olursa olsun çocukluk fotoğraflarınız, yaş kemale erince her şey siyah beyazdır.. Hatıralar, sevdalar, renkler, şekiller tükenip gider. insanlar fani dünya derler lakin bu idrak ederek değil dil ucuyla söylerler. *