çocukluk anıları

    1.
  1. yayla evinde bir sabah kalkılır ve kahvaltı için bahçeye geçilir;
    -oğlum al zeytin.
    -yemeyeceğim.
    -ama oğlum sen seversin zeytin neden yemiyorsun?
    -artık sevmiyorum ben.
    -neden?
    -tadı kötü.
    -ne zaman yedin?
    -biraz önce.
    -nereden buldun zeytini?
    -bahçede vardı bir sürü.
    -.....!!!!!!
    (keçi pisliğini zeytin zanneden kardeşim)
    60 ...
  2. 134.
  3. Sene 1995. Ekonomik kriz ülkeyi degil; işçiyi, memuru yani fakirleri kanser gibi sarmış. Tabi çocuksun kriz mriz nedir anlamıyorsun, bilmiyorsun.

    Benim babam da işçiydi. Çok iyi hatırlarım 32 milyon maaş alıyordu. 71 model bir opel Arabamız vardı. Bir de dedemin ufak bir zeytinliği o kadar. Ev zaten kira. Zaten kiradan kurtulmak için de bir kooperatife gitmiştik. Maaşın 20 milyonu her ay oraya gidiyordu.

    Birgün babam zeytinlikten elinde yeşil bir muhabbet kuşuyla geldi. Kafesinden kaçmış sanırım babam da yakalamak için saatlerce uğraşmış. Ben de sevindim kuş besliycez diye. Ama babamın şu cümlesini unutmam: "bir kafes falan ayarlayıp satabilirsek bu ayı belki rahat geçiririz."

    Kaç yaşıma geldim. Bu cümle ne zaman aklıma gelse içimde bir yerler cız eder.
    42 ...
  4. 133.
  5. üst not: orijinali için (#35822376)

    1994'ün yaz ayları... sanki yer kalmamış gibi işlek sayılabilecek bir caddede yerden yüksek oynayan çocuklar var. mal getireceğim bakkal dükkanı da aynı caddede. çocuğun biri karşıdan karşıya geçmeye çalışırken kullandığım yoğurt arabasıyla çocuğa bir koydum, yemin ederim havada takla attı. çocuk bir tarafa terliği bir tarafa gitti. beyaz toros lan bu boru mu?

    neyse efendim çocuk kalktı yerden. koşarak gittim yanına, dedim hastaneye götüreyim. yok dedi. gel yoğurt yedireyim, yok dedi. bişe olmamış gibi eve gitti.

    evde de babannesi varmış. yüzü filan sapsarı. arkadaşları gitmiş mahallede ismini bağırıyor. balkona çıktı. arabam çarptı ya geçmiş olsuna gitmişler. hey allahım. babannesi çocuğu bir dövdü, yemin ederim benim toros o kadar canını acıtmamıştır!

    Tabi ben durur muyum, vın..
    20 ...
  6. 171.
  7. Yaş 13-14 falan. Babam bana traktör kullanmayı öğretiyor. Tarlalarda, boş yollarda denemelerimizi yapıyoruz. Her şey yolunda. Ben de yavaş yavaş acemiliği atıyorum. Babam da keyifleniyor.

    Neyse köye yaklaşınca sen geç bakalım direksiyona, Hem babaannen görür gururlanır dedi. Dedim allah! Geçtim direksiyona, babam da yan tarafta bir keyif cigarası yaktı. Tin tin gidiyoruz.

    Bizim köy de biraz Yokuştur. Yokuş aşağı iniyoruz. Eve yaklaşınca babaannemi gördüm heyecanlandım. Kendimi göstericem ya. Dur dedim söyle bahçenin oraya artistik bir şekilde yanaşayım. Bir anda kırdım direksiyonu. Ve bir anda da hakimiyeti kaybettim. Babaannemin özene bezene yetiştirdiği çiçekleri ezip duvara tosladım. Başta babam olmak üzere herkes şokta. O hengamede babamın ağzından sigara savrulMuş ama filtre bölümü ağzında kalmış. Ağzında sigara filtresi bana aynen şunu dedi: senin süreceğin traktörün dingilini s*keyim!
    18 ...
  8. 106.
  9. Babam annemle evli oldugu zamanlarda surekli icen, evine bakmayan bir insandi. Bizim evin hemen onunde pazar kurulur sozluk sali gunleri. ilkokuldayim o zamanlar. Kac yaslarindayim hatirlamiyorum.nabam eve hic pazardan boyle sebzelerle gelmemiştir eve. Gelse de cok nadirdir, ben hatirlamiyorum. Neyse, gunlerden yine sali gunu. Her sali ayni hezeyani yasamama ragmen hep boyle elinde meyve ile gelmesini bekliyorum. Geldi, ickili ve eli bombos. Eve girdigi gibi "Biz neden hic pazara cikmiyoruz?" diyip aglamaya baslamistim. Yarim saat boyunca agladigimi adim gibi hatırlıyorum. Ben oyle bagirip, ağladıktan sonra gidip pazardan meyve sebze duzmustu babam. Cebinde oldugu halde almiyordu. Sebzeye meyveye de duskun biri degilim ama hep gelmesini istemisimdir ellerinde poşetlerle. O aglamamla birlikte icimde hicbir heves kalmamisti. Alip gelmesine ragmen getirdiklerini yememis ve sokaga firlatmistim. Kucuktum o zamanlar. Simdi buyuduk, aileden ayrildik bazi sebeplerden dolayi. Kendi evimizi kurduk. Evde tek basima yasamama ragmen hep aldim pazardan bir seyler. Ve sunu adim gibi biliyorum, babam gibi olmayacagim.
    17 ...
  10. 4.
  11. 6-7 yaşlarındayken antalyada bir otele gidilmiştir.
    otel gezilir tozulur artık oturup soluklanma vaktidir.

    anne-ee nasıl? beğendinmi oteli ?
    ben-hayatımda gördüğüm en güzel yer!
    baba-ulan senin hayatın ne hergele!

    aile kopar,ben bakarım ama unutmam

    (bkz: akrep burcu)
    17 ...
  12. 138.
  13. sene 1996. yaz ayları. 1971 model bir opelimiz var ama mahalleye park ettiğimiz zaman yolun yarısını kaplıyor. araba değil kaldırım mübarek. ben de o zamanlar silik, sümüklü, arkadaş çevresi olmayan bir tipim. düşünün bütün gün mahallede yaptığım tek eğlence çiviyle kaldırım taşlarının arasındaki toprakları kazımak!

    neyse efendim bir gün mahallede ortam yapma ve aranan çocuk olma yöntemi keşfettim. bizim olimpik havuza benzeyen opelin ön kaputuna oturmak ayrıcalığı mahalledeki salaklara ve bana çok cazip geldi. oturmak için benden izin almaya falan başladılar. ben de kafama göre istediğime izin verdim, istemediğimi oturtmadım falan. yemin ederim o gün harika bir çocukluk yaşadım. bildiğin çevrem oldu mahallede. ne çok oturmak isteyen varmış o kaputa, sanırsın altın taht...

    neyse efendim ben böyle mahallede krallağımı ilan etmişken; kaputun üstünde 5 çocukla babam beni bir gördü. yemin ederim dinlene dinleme dövdü. sigara molası vererek dövdü.

    ertesi gün yine elime çiviyi alıp parke taşlarının arasını kazımaya devam ettim. hızlı yükselişim bir anda dibe çökmüştü. hava çok sıcaktı...
    15 ...
  14. 8.
  15. gönülçelen henüz 3 yaşındadır. anneannesiyle birlikte kalmak için ısrar eder ne de olsa ertesi gün yine gelinecektir. annenin bütün karşı çıkmasına rağmen henüz genç kız olan, çok sevdiği teyzesiyle aynı evde olmak istemektedir. annesi gideli henüz 2 saat olmuştur. gönülçelen annemi isterim diye ağlamaya başlar. herkes* pervane olurlar etrafında ama durmadan ağlayan bu ufaklığı susturamazlar. en sonunda dede minik torununa paltosunu giydirir ve elinden tuttuğu gibi birlikte akşamın karanlığında* dolmuşa binerler. gönülçelenler evlerine yeni taşınmışlardır ve dede bu yüzden oturdukları mevkiyi söyler şoföre. aptal şoför bu ikiliyi evlerinin tam 3 durak altında bırakır. ikili tanıdık gelmeyen bu yerde acaba hangi apartmandı diye bakınmaya başlar.
    ufaklık* karşısında inşaat gördüğü apartmanı gösterir "burası bisim ev" diye ama değildir. ufaklık üşümüş ve kaybolduklarına, kolay kolay da bulunmayacaklarına kanaat getirmiştir artık. dedesine, dede bis altık toplak* mı yiyces diye sorar. allahtan çöp atmaya çıkan bir teyzeye denk gelirler ve dede adresi sorar. 3 durak aşağıda olduğunu öğrenince şoka girse de büyük bir azimle ev, gecenin ilerleyen saatlerinde bulunur.
    ayrıca bu olay, dede yıllar sonra kalp krizi geçirip, yoğun bakımdan çıktıktan sonra torununun elini tutup gözleri dolarak anlattığı anı olarak kalır.

    -son-
    15 ...
  16. 182.
  17. Dedem. Çok sert bir adamdı. Bakışlarıyla döven cinsten. Uzun boylu, geniş omuzlu, iri yarı bir adam. Babam dahil bütün evlatları çekinirdi ondan. Bir kere saçımı okşadığını hatırlamam.
    Caddenin bir tarafında dedemin evi vardı, diğer tarafında biz oturuyorduk. Onu çay bahçesinde otururken görürdüm hep. Elinde bastonu, hasta haliyle bile dik otururdu. Bize bakardı uzaktan.

    Yıllar yılları kovaladı tabii. 9 yaşlarında çocuktum o zamanlar. Hastaydı zaten dedem yatağa düştü. Durumu Ağır dediler. Bütün kuzenler bizim evde, büyükler dedemin başında. Bir süre sonra babam geldi; deden seni istiyor dedi.
    " zarafet yokuş aşağı iniyor, neden yanıma gelmiyor." Demiş, şaşırdım. Saçımı bir kere olsun okşamayan, korkuyla yanaştığım adam beni çağırmış. Gittim ki zor nefes alıp veriyor. Elini öptüm. Parmaklarından bir tanesi morarmıştı. Kızdılar bana elini öptüm diye. Belki de haklılardı. O el bir kere saçlarıma şevkatle değmemişti ki.
    Çıkarttılar odadan fazla geçmedi feryat figan büyük annem çıktı odadan.
    Dediler; öldü.
    tahtadan yatak yapılmış, üzerinde yatırılmış bir dev gibi, beyaz çarşaf örtülmüş üstüne ve bir bıçak. Cansız bedeninin yanında oturdum bir müddet.
    Her zaman ki gibi ne o konuştu ne de ben.
    14 ...
  18. 145.
  19. sevim vardı ilkokul aşkım.*

    birgün okulda şemsiyesini unutmuştu ve hava yağmurluydu. evini bildiğim için ''işte'' dedim ''olum fırsat bu fırsat''. götür şemsiyeyi etkile kızı. götürdüm ve kapıyı çaldım. şansa bak ki çıkan sevim'di.*
    ''şemsiyeni okulda unutmuşsun onu getirdim.'' dedim.
    keşke getirirken açsaydın ve ıslanmasaydın dedi.

    insanın aşıkken ne kadar salak olabileceğini ve kızların bunu yüzüne vurabileceğini o gün anladım.
    13 ...
© 2025 uludağ sözlük