insanların kafasına tükürmek. benim ne olacağım çocukluğumdan belliymiş. öyle der annem.
7. katta cadde üstü bir apartmanda oturuyorduk. pencereden aşağı bakıp, kaldırımlardan geçen insanların kafasına tükürmek benim için resmen bir fantazi olmuştu. hele bir de "şap" diye kafalarına yerleşiyorsa o tükürük benden mutlusu yoktu. çok insancıl bir yapım yoktur, soğuk nevaleyimdir. şu yazıyı yazarken düşündüm. benim çocukluğuma inmek gerekiyor galiba.
artık büyüdüm. ben bazen insanların kafasına tükürürdüm. şimdi de bir intikam olarak hayat bazen ağzıma sıçıyor sanırım.
hava kararınca saklanbaç oynamaktır. lakin izin verilmez.bizim görebileceğimiz yerde oynayın derler. o zaman nasıl saklanbaç olsun ama di mi? hiç anlamadılar hiç cık cık.
-balkondan aşağıya, geçen adamların kafasına buz atmak.
-karşı balkonlara çay kaşığı yetiştirmeye çalışmak. anne gelip bu çay kaşıkları nereye gidiyor diye sorduğunda duymamış gibi yapmak.
pudingi dibi tutmasın diye karıştırmak, ardından tencereye on parmak dalmak. Her parmağımda ayrı bir tadı vardı o pudinglerin. kek hamurunun da ayrı bir tadı var tabi **
elektrik borularını gerekli işlemler sonucu silahvari bi' hale getirip külahlardan da cephane yapıp kabası bitmiş inşaatlarda 5' e 5 savaş oyunu oynamak. o zamanlar age ofuydu, counterıydı, dotasıydı yoktu tabi, bu şekilde kapışıyorduk.
bayramlarda kankalarla bi' araya gelip tüm paraları birleştirmek ve bu parayla her türlü kıskaçıranıydı, torpiliydi, dnt siydi alıp mahallede patlatmak, balkona çıkıp olayı öğrenmeye çalışan öfkeli komşulara; "karşı mahalledeki çocuklar yapıp kaçtı." yalanını her seferinde yutturmak, ya da yutturduğumuzu sanmak.
arefe gecesi eşyaları baş ucuna koyup gelmeyen uykuyu heycanla bekleyip ''yarın bayram boşete şeker cebe para dolcak'' düşüncesiyle bayramı iple çekmektir.
reçellerden meyva suyu yapıp bi' bardağa aktarmak akabinde bi' çay kaşığı ekleyip buzluğa koymak... donup donmadığını belli periyodlarla kontrol etmek.*