büyükşehir olmadığı halde sürekli olarak 30 büyükşehir ile birlikte adı anılan haber bültenlerinden eksik olmayan ilimiz. hoş ilçeleri bartın ve karabük zamanında il yapılmamış olsaydı şuan nüfusu 1.042.760 kişi olacaktı ve ülkemizin önemli büyükşehirlerden biri olacaktı.
daha dün döndüm ben bu gözü yaşlı şehirden. havasıyla, yapısıyla, kararmış duvarları ve binalarıyla, merdivenleriyle, anıtları ve heykelleriyle, varagel tüneli'yle, şehrin orta yerindeki kömür madenleriyle, tüm gürültüsü ve ihtişamıyla çalışan bantların üstünde bir o yana bir bu yana savrulan kara elmaslarıyla, hepsinden ziyade gözlerinden yorgunluk ve cefa akan yurttaşlarıyla çok duygulandırdı beni bu şehir. vaktiyle kara elması yüzünden fransız işgaline uğramış ve bu sebeple fener yolu ya da fener olarak anılan bölgedeki fransız yapılanmalarıyla da ekstra ilgimi çekmiş bir şehir.
çok yoğun hislerle döndüm istanbul'a. şehrin nostaljisi, unutulacak cinsten değil. belki de birçok kişi bu şehrin kasvetine bakınca bir an önce gitmek istemiş olabilir; haklılar da. ama şehrin ruhunu hissedince ve bu şehirde doğup büyümüş kişilerden şehri dinleyince, sempati beslemek pek tabii mümkün oluyor.
yitip giden onca emekçisiyle, grizu yüzünden pörsümüş ciğerleriyle köşe başlarında dalgın dalgın duran omuzları çökük emekli madencileriyle, göz yaşartıyor bu güzel yurdum şehri.
yapılanması da çok acayip bir şehir.
denizi bıçak gibi kesen kayalıklarıyla, semaya uzanan dağları ve tepeleriyle, yeşiliyle, müştemilat yapılarıyla, ocaklardaki tarihi çelik konstrüksiyonlarıyla, her bir noktasını saran demir ağlarıyla, vagonlarıyla, lokalleriyle, merkezdeki enteresan formdaki üç-beş noktaya dağılan köprüsüyle, kozlu'daki beş farklı akaryakıt firmasına ait istasyonlarının tek bir beton zemin üstünde birbirine bitişik olmasıyla, çok acayip bu şehir.
daha önce de zogundak'a gitmiş, ama mevcut aklımla ve hevesimle şehri daha bir idrak etmiş ben, zonguldak'ı çok sevdim. en çok da, şu heykeli sevdim.
o kadar anlamlı ki..
yerin altında bir emekçi ve bin bir emekle elleriyle yeryüzüne çıkardığı kara elmas..
velhasıl, gidin ve görün. bu şehri, hissedin. yurttaşlarının gözlerinin içine bakarak, ikram ettikleri çayı için.
Ulan zonguldak. Geçen geldiğimde anneannemin vefat haberini aldım, şimdi de tat alamıyorum yediklerimden. Ne uğursuz şehir oldun sen. Yoksa covid mi oldum...
aynı bartın gibi 2010 dan sonra tamamen yoz bir yere dönmüştür. daha önce ne mi vardı? kafeler, birahaneler,canlı müzikli barları vardı. çeşit çeşit dükkan bulunurdu. ortamlar daha şenlikli olurdu hiç yoktan. en son gittim tamamen büyük köy olmuş.
Son nüfus sayımında da erimeye devam eden şehir merkezi.
5 yıl içinde neredeyse her sene kademe kademe nüfus kaybederek 125 binden, 120 bine dek inmiştir.
Ve erime sürekli devam etmektedir.
il genelini Karadeniz Ereğli taşıyor desek yeridir.
Bu arada aynı bölgede istikrarlı bir büyümeye sahip olmayan Karabük merkezin de nüfusu azalmış ve 133 binden 131 bine düşmüştür.
Koronavirüs döneminin " +1 " kenti. koronavirüsle mücadele kapsamında hayata geçirilen kısıtlamalar sırasında "30+1" ya da " 30 büyükşehir ve Zonguldak " anonsu ile hafızalara kazındı. ve ben ilk bu şekilde tanıştım bu şehirle. Sonrası eski bir dostu darmadağan eden şehir olarak gelir aklıma.