yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçesine demiş haziranda ölen birisi. ne tekim ne hür'üm. kardeşim dediğim insanlar teker teker gitti. sevdiğim biri yok sevildiğim de yok. yaşamak mı lan bu
şu sıralar aklımı sürekli kurculayan düşünce. yapacağımdan değil , yapamam zaten belli olur mu orasınıda bilmiyorum.
hayattan hiç bir beklentim yok. bir hayalim , bir hedefim yok.
iyi bir üniversitenin kıytırık sayılabilecek zor bir bölümde okuyorum. derslerden bir beklentim yok , zaten geçebildiğim derste yok , kısaca para yemekten başka yaptığım hiçbir şey yok.
akşama kadar yatıp , akşam çay kahve hayat böyle geçiyor. içiyorum sıçıyorum para harcıyorum. mezun olduğumda iş bulabilceğimin garantisi yok.
yakın 2-3 arkadaşım dışında muhabbet ettiğim yine kimse yok. sevgili desen hak getire.
düşünsenize zevk alarak yaptığım tek şey uludağ sözlük'e girip entri okumak ve yazmak.
yaşamak; sadece nefes alıp vermek değildir derler, doğru fakat; yapılan yanlışların düzeltilmesi adına da; o nefesin hala, alıp verilip olması gerekiyor.
--spoiler--
Yaşamım ne anlam taşımıştı, bunca sevinç ve acının üzerinden geçip gitmesinin hikmeti neydi? Şimdiye kadar içimde hissettiğim, hala hissetmekte olduğum gerçeğe ve güzele karşı bu susamışlık nedendi? Ne diye o şuh ve dilber kadınlar uğruna inatla, gözyaşları akıtarak sevdalar ve acılar çekmiştim? Niçin bugün de başım hazin bir sevgi uğruna yine utanç ve gözyaşlarıyla eğilmişti? Madem yalnızlıklar içinde pek sevilmeden yaşayıp gitmek alnıma yazılmıştı, o işine akıl ermez tanrı, sevginin yakıp kavurucu özlemini ne diye yüreğime yerleştirmişti sanki?
--spoiler--