kuşkusuz iyi şairdir. ancak kanaatim eksik olan bi tarafı vardır. bu şairlere özgü haylazlıktan, hayalperestlikten dünyayı oyun bahçesi gibi görmelerden, yer yer kalemi kılıç, bazen yarin kaşı görebilecek bilinç düzeylerinden pek nasibini almamış olmasındandır.
şiir tekniğine ve imgelerine lafımız yok ama bu kadar beyefendi şair olur mu abi? olursa böyle olur.
güzel konuşan * ancak kendisini dinlemekten zevk almadığım şair. kendisini dinledikten sonra okunan şiirleri artık eski tadını vermez. şair özellikle yaşlıysa biraz sakin ve mütevazı olmalı diye düşünüyorum. atar yapmak yakışmadı.
Sözde, senden kaçıyorum doludizgin atlarla
Bazan sessiz sedasız ipekten kanatlarla
Ama sen hep bin yıllık bilenmiş inatlarla
Karşıma çıkıyorsun en serin imbatlarla
Adını yazıyorsun bulduğun fırsatlarla
Yüreğimin başına noktalarla, hatlarla
Başbaşa kalıyorum sonunda heyhatlarla
Sözde, senden kaçıyorum doludizgin atlarla.
Ne olur bir gün beni kapında olsun dinle
Öldür bendeki beni sonra dirilt kendinle
Çarpsan karasevdayı en azından yüzbinle
Nasıl bağlandığımı anlarsın kemendinle
Kaç defa çıkıp gittim buralardan yeminle
Ama her defasında geri döndüm seninle
Hangi düğüm çözülür, nazla, sitemle, kinle
Ne olur bir gün beni, kapında olsun dinle.
Şaşırdım kaldım işte, bilmem ki n'emsin?
Bazan kızkardeşimsin, bazan öpöz annemsin
Sultanımsın susunca, konuşunca kölemsin
Eksilmeyen çilemsin
Orada ufuk çizgim, burda yanım yöremsin
Beni ruh gibi saran sonsuzluk dairemsin
Çaresizim çaremsin.
Şaşırdım kaldım işte bilmem ki n'emsin?
ailece görüşmüşlüğümüz olan, son derece mütevazi ve bilge kişiliktir. türkçe konusundaki hassasiyeti de gerçekten önemlidir. özellikle ülkücü camia ile ilgili olan görüşleri dikkate alınmalıdır.
çok bilmişlik taslamak istemem ama iyi bir şair değildir. zira kendi düşüncesindeki üstadlar dışında pek fazla şiir okuduğunu düşünmüyorum. yaşı ilerlemiş de olsa okumadan yazanlardan. ha bir de şiirleri estergon kalesinde yazılmışa benzer. sıradan insanın "haydi ya allah" diyesi gelir.
Şairin Ana adlı bir kitabı vardır.Yıllardır durur kitaplığımda.Ana-Anne hakkında güzel şiirler vardır içinde.Ben Yavuz Bülent Bakiler'i çoktan ebediyete göç etmiş eski şairlerden bilirdim.Geçmiş yıllarda birden özel bir tv kanalında kendilerini Türkçemiz hakkında eleştirel bir programda gördüm.Aaa yaşıyormuş ya üstat dedim kendi kendime.Hiç unutmam.Bir keresinde tesadüfen izlerken Türkçeyi sala bindirip sele veriyorlar diye kızıyordu.Sal ve sel eklerinin dilimizde olmaığını söylüyordu.Nasıl olmaz üstadım? Kumsal-uysal kelimelerini yıllar ötesinden kullanmıyor muyduk biz? Edebiyatçımızın Türkçemiz üzerinde haklı olarak serzenişleri de vardı elbette.Uydurukça ve yabancı kelimeler istilası.Kastamonu'nun bir dağ ilçesinde bile bir tuhafiyecinin camında bir büyük yazı :" Big sale " Amma ve lakin üstat haklıdır çoğu sözünde.Dinlemek lazım.
türkçeden aslında nefret eden, osmanlıca aşığı biridir bu adam. türkçesi olan ama arapça farsçdan girmiş sürüyle gereksiz gelimeyi hiç de eleştirmeyen , ama türkçelerinin kullanılmasına kızan adam.
nazım hikmet hakkında aşağılık ifadeler kullanan, ahmet hakan ın deyimiyle soğuk savaş dönemi sağcısı kişi. nazım ın uçkur bekçiliği rolüne soyunmuştur, hayırlı olsundur.
yazı ahmet hakan dan alıntıdır:
Názım'ın uçkurunun peşine düşen adam
YAVUZ Bülent Bakiler adlı bir "soğuk savaş dönemi sağcısı" var...
Üstelik de şair...
Adam, kafayı Názım Hikmet'le bozmuş...
Türkiye gazetesinde yazdığı yazılarda şunu söylüyor:
"Názım Hikmet alçak ve müptezel bir adamdı... Karısını başka erkeklerle paylaşırdı... Bu adama nasıl itibar verilir?"
Bunu söylediği yetmezmiş gibi...
Şu türden alçakça imalarda bulunmayı da ihmal etmiyor:
Názım Hikmet'i savunanlar, "bir erkeğin, karısını başka erkeklerle paylaşma" eylemine destek çıkmış olurlar...
Ne diyeyim bilmiyorum ki?
Allah'ın "settar" sıfatını mı anımsatayım?
"Edep yahu" mu çekeyim?
Názım'a vatandaşlık hakkını tanıyanların Bakanlar Kurulu üyeleri olduğundan mı dem vurayım... Edebiyatın edepten geldiğine dair bir vaaz mı vereyim?
Seneler evvel ölmüş gitmiş bir adamın arkasından "hamam dedikodusu" yapmanın Türkçe'deki karşılığından mı söz edeyim?
Seneler evvel ölmüş gitmiş bir şairin uçkurunun peşine düşmenin ne türden bir kompleksi ifade ettiğiyle mi ilgileneyim?
Bilmiyorum, bilemiyorum...
Sadece şunu biliyorum: Bu "haysiyet celladı" adama, ne kadar ağır, ne kadar galiz ifadelerle hitap edersem edeyim, yine de içimde biriken eksiklik duygusundan kurtulmam mümkün olmuyor...
cebeci istasyonunda bir akşam üstü
incecikten bir yağmur yağıyordu yollara
yeni baştan yaşıyorduk kaderimizi
sıcak bir kara sevda
yüreğimizin başında bağdaş kurup oturmuştu;
acımsı, buruk.
mühürlenmişti ağzımız bir sessizlik içinde
sessizliği üstümüzden atamıyorduk
bir saçak altında kararsız, yorgun
saatlerce duruyorduk
kimse görmüyordu bizi
cebeci istasyonunda bir akşam üstü
yeni baştan yaşıyorduk kaderimizi
cebeci istasyonunda bir akşam üstü
bir başka türlüydü bu insanlar
sen bir başka türlüydün
gözlerin yine öyle bir bilinmez renkteydi
gözlerin gözlerimde erimekteydi
bir mermer heykel gibi yanımda duruyordun
beni bırakma diyordun
meyhane sarhoşları gibi sırılsıklam
bir yalnızlık duyuyorduk
ağlıyordun, ağlıyordun...
cebeci istasyonunda bir tren
nefes nefese soluyordu
gerilmiş bir keman teli gibiydik
ankara kalesi'nde bir eski çalar saat
bilmem kaça vuruyordu
bir yağmur yağıyor inceden ince
içimizdeki binbir düşünce
harmanlar misali savruluyordu
islanmış bir ceylan yavrusu gibi
tiril tiril titriyordun
gitsek gitsek diyordun.
şimdi, şimdi seni düşünüyorum
cebeci yollarında rüzgarlar esiyor, serin
paramparça düşmüş gönül ufkuma
iki yıldız gibi gözlerin
gel ey ciğerime saplanan hançer
gel ey yüreğime oturmuş kurşun
göçmen kuşlar gibi çok uzaklardan
gel artık
ne olursun