rüyamda böcek görüyorum böyle kafamda falan her yerimde. komik olan benim "allaahım böcekle imtihan mı olur yeaaa...allahım böcekle imtihan olmaz yea... allahım açlıkla imtihan et ama böcekle imtihan etme" tarzı şeyler demem.
Bir kaç günüm kalmış öleceğim arkadaşlar geliyor ölmeden önceki son isteğimi soruyorlar. Hay zevkime gidip justin bieber'ı istiyorum. Valla hangi kafayla istedim hiç çözemedim. Hiçde haz etmem kandisinden. Geldikten sonrası daha da fena. Sanırsam bir yerim açık kalmış.
dağ başında bir ilkokuldayım. Yanımda daha önce hiç görmediğim bir arkadaşım var. Okulun etrafı kurtlar ve çakallarla dolu. Bu hayvanlar her okul çıkışında okul kapısının önünde beklermiş birilerini yemek için. Sonra da okulun etrafında takılır içeride kalanları yemek için beklermiş. Neyse fazla uzatmadan olaya girelim.
Arkadaşımla ben zil çaldıktan sonra eşyaları topluyoruz. Bir yandan da kurtların kaptıklarına bakıp kah gülüp kah ağlıyoruz. Kitaplarımızı toplamak o kadar vakit almış ki okul bomboş kalıyor. Kurtlar da pencerelerden bize bakıyor. Saklanacak yer arıyoruz. Sınıfın dışında plastik duş kapılı bir balkon var. Tam oraya gireceğiz ki bir kurt cami kırıyor. Ama sınıf biyoloji sınıfına dönüyor ve biz iskelet modelini kurdun başına atıyoruz. Kurdu balkona atıp telefonlara sarılıyoruz. Ne de olsa açık bir cam var artık! Telefon çekmiyor. Son çare olarak dışarı fırlıyoruz. Bu sırada kurtlardan biri arkadaşını parçalamaya başlıyor. Arkadaş bağırıyor "annemlere seni kurtarmak için öldüğümü söyle." diyor. Ben koşa koşa dağ başında bir yazlığa gidiyorum. Anneme"arkadaşım öldü ama beni kurtardı." diyorum. Evden polisi arıyorum. Arkadaşımın öldüğümü söylüyorum. Eee ne yapalım ölenle ölünmez, diyorlar. Bir okula koşuyorum bir eve. En son evdeyken arkadaşımın kafası zıplaya zıplaya gelip polisi arıyor ve telefonu bana veriyor. Polisler telefonda ŞAKA YAPTIK diye bağırıyor. O sırada annenler beni sarsarak uyandırdı. Meğer kahkaha atıyormuşum uykumda
dün akşam gördüğüm ve beni gülmekten yaran rüya. hala etkisindeyim.
rüyamda angelina jolie ile enseye şaplak misali kankayız böyle brad i falan anlatıyor bildiğiniz muhabbet ediyoruz en yaran bölümü de benden çiçekli elbisemi ödünç istedi.* bilinç altıma tüküreyim. **
fotorafçılıkla ilgilenen bir kız arkadaşımı gördüm rüyamda. hava rüzgarlı uzaklarda yağmur yağıyor. yani ufuk kapalı bulutlu ve sürekli şimşekler çakıyor. dakikalarca bekliyoruz orada. ben hiç konuşmuyorum sadece oturuyorum kenarda ve arkadaşı izliyorum napıyo bu saftirik diye. arkadaş ayakta dikilerek şimşekleri yakalamaya çalışıyormuş. yahu arkadaş o iş öyle olur mu? ben susuyorum tabi... sonra ne olduysa birden konuşur:
- "yaa! keşke bi tripod olsa, bi tripodum olsaydı yaa..."
tamamen art niyetsiz bir şekilde cevap veriyorum. cevabın art niyetsiz oluşu, sonradan rüyadan uyandığımda beni sabah sabah gülme krizlerine soktu zaten. cevap:
rüya esnasında pek yarmadı ama sonra düşününce hafiften gülümsetiyor.
telefon çalıyor, yataktan kalkıyorum. ama o kadar gerçek ki her şey. beş dakika önce annem markete çıkmıştı normalde, rüyamda da aynen. "ya sabah sabah kim arıyo a.q" bile dedim, o derece.
kalkıp ağır adımlarla telefonun bulunduğu sehpaya ilerledim. açtım telefonu, ses gelmiyor. bizim telefonda sorun var, girişteki kablosunu oynatmanız gerekiyor. elimle şöyle bi' çekiştirdim kabloyu, yaşlı bir kadın sesi duyuldu.
+ merhaba ben mezardan arıyorum.
"hassiktir!" diye bağırıp ahizeyi fırlattım. sonra da nefes nefese uyandım.
amk ama her şey o kaar gerçekti ki, inanamazsınız. koridorda yürürken, "bilgisayarı da açık unutmuşum, tüh." dediğimi bile hatırlıyorum.
Yaşım 7-8 civarı. O zamanlar pokemon hastasıydım. Herhalde bilinçaltıma işlemiş. Rüyamda 3. dünya savaşı çıkıyor. Ben, annem, babam, ablam pokemonlarla savaşıyoruz. Savaşta Ash ölüyor ve adına cenaze töreni düzenleniyor.
rüyamda birileri beni kaçırmış ve karanlık bi odaya kapatmıştır.heralde öldüm ben diye düşünürken içeriye bülent ersoy salınır.sonradan amaçlarını anladım.amaçları beni siktirmekmiş (ne sapık bi mafya amk).tarkan ve sivri oklar olan yeleği giyen canavar gibi oradan oraya koşuyoruz.sonra bi anda duvarda bi delik açılıyor ve arkama bakmadan kaçıyorum.
kuzenle beraber rus'a gitmeye karar verilir. tanıdığı varmış. gerçek hayatta da böyledir ya kendisi, neyse gerçek hayatın detayına girmeyelim. bizim eve yakın bir yere gidiyoruz. kuzen hatunu öyle bir anlatıyor ki, afet. gideceğimiz yere yaklaşınca hatunu uzaktan görüyorum. harbiden sarışın bir bomba. ama iyice yaklaşınca tam tersine yaşlı, buruş buruş bir hatun beliriyor. diyorum kuzene "bu mu o süper hatun?". bana diyor ki "eve bir gir çık yap, düzelir". ben neden diye sormadan eve girip çıkıyorum. ve hatun eski güzelliğine kavuşuyor. ve kuzenimden bu durumla ilgili açıklama geliyor. "oğlum hatun lag'a girmiş, ondan böyle oldu". "he iyi o zaman" diyorum. ama rüya orada bitiyor.
dünyanın sonu gelirken, tüm insanlık el ele vermiş Obama'nın talimatlarıyla dünyayı kurtarmaya çalışıyor yollar yarılıyor millet yolu tutuyor efenim felaketler falan. biz de markete girip prezervatif alıyoruz. aykırılığın bu kadarı *.
yılmaz morgül ün klasik bülent ersoylaşmış konuşma şekliyle çıkma teklifi etmesi gittiğim her yere peşimden gelmesi ilan-ı aşk etmesi tam uyanıp su içip oh bitti deyip geri yattıktan sonra rüyanın devam etmesi.
uçan böğürtlen kuşları görmek. evet böğürtlen kuşları. öyle bir hayvan yok ama rüyada öyle diyordum ben bunlara. sırtları böğürtlen şeklinde olan, maksimum bir fındık boyundaki kuşlar... bunlardan çevrede yüzlerce vardı. ilginci, bu kuşlar insanın üstüne sıçıyormuş ve dışkıları inanılmaz lezzetliymiş, rüya işte. sanırım benim een sevdiğim şey buymuş ki üstüme sıçsınlar diye deli gibi koşuşturuyordum altlarında.
sonra bir çıtırtı sesiyle irkildim, aman tanrım bir karafatmayı ezmiştim. "ananıskim" diye bağırarak uyandım.
ya nie bu kadar absürd rüyalar görüyorum ben? amacınız ne lan sizin?
meclise tarzan misali sallanan bir ip üzerinde camı kırarak girmek, ardından halkın desteğiyle milletvekili olmak.
ahahah biliyorum lan kıçım açık kalmış, kalktım kapattım. şu an daha sakinim. hep kendi maaşlarına yaptıkları zamlar yüzünden oldu bu.
çölde crixus ve gannicus ile yılan avına çıkılmıştır. etraf kalabalıktır ve bir sürü dev gibi yılanlarlar vardır. biz yılanları teker teker avlarken elimizden kaçabilmeyi başaran yılanlar kalabalık içinden bir tek kişiyi bulup onu ısırmaya başlar. o kişi sabri sarıoğlu'nun ta kendisidir. ah sabri, gerçek hayat bitti, rüyalarda da şov yapmaya başladın.
ünlü bir resim sergisinde güvenlik görevlisi olarak çalışan ben ve yüzünü hiç görmediğim bir arkadaşım(mış), resimleri çalmaya gelen hırsızlarla mücadele ediyoruz.
sonra bir şekilde resimleri muhafaza altına aldıktan sonra adamlarla mücadeleye devam ediyoruz.
mücadelenin son safhasında arkadaşımın bana dediği şey tamamen şu şekildeydi:
- sen onları oyala ben 8 saniye sonra asansörü hazır ederim. (artık nasıl bir mantıksa arkadaşımın 8 saniyede asansör kurabilme yeteneği varmış)
sonra ben adamları biraz daha oyaladıktan sonra arkadaşımın yaptığı asansöre biniyoruz (sanki merdiven felan yok amk. ne mantıksa) tam asansörün kapısı kapanırken kötü adam bana bıçak atıyor ve ben uyanıyorum. ***
allah sizi inandırsın bir gün yatmadan önce kanal 7`de bir fıkra programı vardı ama hiç gülmemiştim aşırı derecede iğrenç fıkralar vardı. izlerken uyuya kaldım. rüyamda ne izlediysem aynısını gördüm resmen bir eziyetti.