1920 lere kadar ingiltere'de kadın yazarların kitap çıkarması yahut kültürel faaliyetlerde bulunmaları ketum bir biçimde hoş karşılanmamaktaydı.Bu nedenle Virginia Woolf dahil olmak üzere kadın yazarlar piyasada uydurdukları erkek kimlikleriyle varoldular.
ingiliz filolijisi öğrencisinin 'yandık! yine virgina woolf' demesine neden olan bayan yazar. kadın yazmıyor adeta kendi bunalımını yaşatıyor. hakikaten yazıyor ama. rönesans'tan bu yana ingiliz yaşamından kesitler sunuyor. savaşın insanlar üzerinde bıraktığı etkiden de bahsetmeden duramıyor. sınavına girecek olanların feminizm/postmodernizm/modernizm/iç diyalog/bilinç akışı ve son olarak da hikaye anlatıcısının kim olduğuna dair unsurlara dikkat etmek gerekir.
kendisi evinin yakınındaki nehirde intihar etmeden önce kocasına şu mektubu yazmış:
''canım,
yeniden delirmek üzere olduğuma eminim.
o korkunç dönemlerden birine daha göğüs gerebileceğimizi sanmıyorum.
ve bu sefer toparlanamayacağım da...
sesler duymaya başladım.dikkatimi bir şey üzerinde toparlayamıyorum.
ben de yapılabileceklerin en iyisi gibi görünen şeyi yapıyorum.
sen bana mümkün olan en büyük mutluluğu verdin.
birisi başkası için ne yapabilirse hepsini yaptın.
sanmam ki başka iki kişi bizden mutlu olmuş olsun,bu korkunç hastalık gelene kadar.
artık onunla mücadele edemiyorum.hayatını zehir ettiğimi biliyorum.ben olmasam çalışabilirdin.
ve biliyorum ki çalışacaksın,görüyorsun ya bunu bile doğru dürüst yazamıyorum,okuyamıyorum.
söylemek istediğim şey şu;hayatımın bütün mutluluğunu sana borçluyum.
bana karşı hep sabır gösterdin ve inanılmayacak kadar iyiydin.
bunusöylemek istiyorum,bunu herkes biliyor.
biri beni kurtarabilseydi eğer,o sen olurdun.
senin iyiliğinin kesinliği dışında her şey benden gitti artık.
hayatını daha fazla zehir edemem.
sanmıyorum ki başka iki kişi bizim olduğumuz kadar mutlu olabilsin.''
yanılmıyorsam orlando adlı romanında, " kadınlar yüzyıllardır erkekleri olduğundan iki kat daha büyük gösteren ayna vazifesi gördüler. bu yüzden bir kadının eleştirisi onları, bir erkek tarafından eleştirilmekten daha çok yaralar" demiş feminist yazardır.
depresif ama okunası yazar. kısa öyküleri ve romanları vardır. en ünlü romanı mrs. dalloway'dir ve saatler(the hours) adlı filme konu olmuştur. 19. yy'da feminist akıma katkıda bulunmuştur. iyi de etmiştir.
zengin ve evlilik yoluyla asalet bağı olan bir ailenin kızı. zayıf kişiliği ve zenginliğin yaşamın getirdiği fiziksel sıkıntılardan uzak kılmasıyla içine dönmüş, kendini ve acılarını abartmış, yazmıştır.
annesini kaybetmek, çocuk yaştaki üvey erkek kardeşinin okşamalarına maruz kalmak yaşadığı ruhsal çöküntüyü açıklamak için kullanılmış "restless". karşılaştığı bu olayların çökertebileceği kadar hassas olduğu düşünülen kadın, kızkardeşinin kocası ile ilişki kurmaktan çekinmeyecektir. marjinal olmayı "seçmiş"tir. Samimiyetsiz ancak güzel yazmıştır. Kitaplarının derinliği, kendi çalışkanlığından çok, "olay örgüsünün altında çok titiz bir uslupçuluk" arayan eleştirmenlerin eseridir.*
1882de normal bir şekilde doğup,1941de anormal bir şekildde intihar ederek ölen,edebiyata bilinç akışı tekniğini kazandıran,mrs.daloway,kendine ait bir oda,dalgalar,perde arası,deniz feneri,jacopun odası ve yıllar gibi kitaplara imza atmış,çok büyük umutlar beslemeden yaşamı sürdürebilme gücüne sahip,ama minik umutları da olmadığı için depresif ve melankolik olan,platonik ve yüzeysel olmayan,edebiyatta önemli ve hak edilmiş bir yere sahip olan,çağrışım kraliçesi yazar.
manchester üniversitesi nin kendisine vermek istediği fahri doktorayı,'bu tümüyle kokuşmuş bir toplumdur..bana verebileceği hiçbir şeyi almak istemiyorum'..diyerek reddetmiştir.
hayatı boyunca ölümün gölgesinde yürümüş bir yazardır..bunun etkileri kendini kaleminde bütün çıplaklığıyla gösterir...ve evet;
(bkz: intihar edebilecek kadar güçlü olmak)