daha başından beri hiç sevmedim yerimi:
adî gök, bayağı toprak!
bu lânetlenmiş yerde
iki arada kaldım;
bir betona gerilmiştim, ufaldım;
aşkları koparıyor bizi, hüznü öteki,
durmadan bir leşe konuyor akbabalar...
akşamlar biraz düşkün; yollar, kanayan yollar...
ay lağımda batıyor ve sözler hiçbir yerde;
her zaman kalbimizin yerinde ince duvar...
aldanış! belki uğursuz bir gölge
bulanmış kalmış...
belki her aldanıştan kalan siyah aynalar!
rüzgârı kuytulardan esirgemeyen ne varmış?
ve daima boğulmuş, yaralı yolculuklar...
dağ kendi güneşini çıkardı gitti;
ben kendi gülüme kapandım kaldım;
sustum, her sustuğum yerdeki kaybolmalar
çağırır akşamı...
akşam,
uysaldır, boynunu bükerek gelir,
ve teslim olur bana şiirler, elvedâlar...
işte ben gittim, her şeyi söyledim, gittim;
işte benden herkese,
herkese bir sonbahar...
Bu şehirden gidiyorum
Gözleri kör olmuş kırlangıçlar gibi
Gururu yıkılmış soy atlar gibi
Bu şehirden gidiyorum
insanlar taş gibi bana yabancı
Ağaçlar bensiz hüküm giyecek bulvarlarda
Bir tambur bir yalnızlığı anlatıyorsa
O ışıksız pencereden
Ben onu bile bile duymuyor gibiyim.
Bu şehirden gidiyorum
Gömerek geceyi içime
Sabahın hüznünü beklemeden
Gidiyorum bu şehirden.
835 satır'dan bir nazım hikmet şiiri, sanırım 1930 tarihli. mayakovski şokunu yeni yeni atlatmış nazım'ın merdivenli dizeleri sözlüğün yazı karakterinin kurbanı oldu, aha;
hoşça kalın
dostlarım benim
hoşça kalın!
sizi canımda
canımın içinde,
kavgamı kafamda götürüyorum.
hoşça kalın dostlarım benim
hoşça kalın...
resimlerdeki kuşlar gibi
dizilip üstüne kumsalın,
mendil sallamayın bana.
istemez..
ben dostların gözünde kendimi
boylu boyunca görüyorum...
a dostlar
a kavga dostu
iş kardeşi
a yoldaşlar a!!.
tek hecesiz elveda..
geceler sürecek kapımın sürgüsünü,
pencerelerde yıllar örecek örgüsünü.
ve ben bir kavga şarkısı gibi haykıracağım
mapusane türküsünü.
yine görüşürüz
dostlarım benim
yine görüşürüz...
beraber güneşe güler,
beraber dövüşürüz...
a dostlar
a kavga dostu
iş kardeşi
a yoldaşlar a..!.
elveda..!......
"Kenan ışık"
Konuş sevdiğim
Yüreğinin şarkısını söyle bana
Gece karanlık, yıldızlar bulutların arkasında yitip gitmiş
Rüzgar iç çekiyor yaprakların arasında
Bırak çözeyim saçlarını, kulaklarımı göğsüne bastırayım
Ve orada o tatlı yalnızlıkta gözlerimi kapatıp
Kalbinin mırıltılarını dinleyeyim yüzüne hiç bakmadan
"Zerrin Özer"
Bende bakamam
Dayanamam gözlerine, tut ellerimi
Gitme aşkım gitme böyle ne olur gitme
Böyle sensiz çaresiz bırakma beni
"Kenan ışık"
Söylediklerin bitince
Sessiz oturalım hiç kımıldamadan
Yalnız ağaçlar fısıldaşsın karanlıkta
Ve öylece bitsin gece
Birbirimizin gözlerine bakıp, ayrı ayrı yollara gidelim
Konuş sevdiğim...
Yüreğinin şarkısını söyle bana
"Zerrin Özer"
Kim bırakmış kim
Kim bırakmış seni söyle, tut ellerimi
Gitme aşkım gitme böyle ne olur gitme
Böyle sensiz çaresiz bırakma beni
"Kenan ışık"
Güller duruyordu gecenin içinde
Sarı güller...
Ne olur koparma, dedim
O kadar güzel duruyorlar ki orada
Ah!... dedin, biz de birlikte güzeldik
Ve koparıp gülleri bıraktın ellerime
Yolum asfalt,
Yolum toprak,
Yolum meydan,
Yolum gökyüzü
Ve ben neler düşünüyorum!..
Aşkı, yağmuru,
Tramvay sesini,
Otelciyi...
Ve bir mısra mırıldanıyorum
Sıcak bir yemek lezzetinde..
*
Postacı, jandarma ve işsiz
Hâlâ gidip geliyorlar.
Yalnız Niyazi oturuyor,
Rahmetli Süleyman Efendinin oğlu,
Kahvede.
Ajans dinliyor, düşünüyor.-
«Harp olur mu,
Kıtlık olur mu?» diye.
Yahut o da biliyor,
Yakında muharebeye gideceğini
sevgiliden ayrılınıyorsa eğer, çok zor olan durumdur.
yaşanılanlara bakıp gülümsemek gerekir aslında, ama kim yapabilmiştir ki bunu.
kısa kesilmesi gerekir.
(bkz: elveda)
hindu dininin kutsal metinlerinden her birine denir.
ne zaman yazıldıkları kesin olarak bilinememektedir. edebi açıdan büyük değer taşırlar.
4 çeşittir:
1-rigveda
2-samaveda
3-yayurveda
4-atharvaveda