her çizgisinde türkiye'yi, çocukluk anılarımızı anlatan ve detaylarıyla birkaç neslin aklını alan karikatürist.
benim de söyleyeceklerim var isimli çalışmalarıyla kelimelerin hayatımıza girmesine vesile oldu.
uzun seneler şahitlik etmek dileğiyle.
üstat.
beynine nitro taktırmış tespit da vincisi. adamın bütün tespitleri şaheser. ailecek takip edemiyoruz ailemde başka tanıyan yok. * ama ben bütün sülalem adına takip ediyorum.
(bkz: araya saklanmalı oyun)
umut senin amk, bıktım senden.
gece gece aklıma nerden geldi bu karikatür ya, yatakta kendi kendime gülüyorum. ellerimle yüzünü tutup "nasıl düşünüp çiziyorsun! nasıl!" diye topaz etmek istiyorum adamı. ayrıca ben de çok korkarım araya saklanmalı tiyatrodan.
Söz verdiği üzere dünya klasiklerini topladığı o kitabı çıkarmazsa kendisini bulup biraz hırpalamayı düşünüyorum. Yazar çizer tayfasından olduğu için de bu hareketime karşı koyup bohemliğinden ödün vermez herhalde. Yoksa normal şartlarda o beni döver tabi ki. kalıp gibi adam lan!
Umut efendi, lütfen. Ben ne uykusuz'daki köşeni, ne yeni çıkacak kitabını ne de naber'in yeni sayısını böyle beklemedim. ister yedi yıl, ister dokuz yıl isterse on dokuz yılda (oha!) Çıkar o kitabı ama çıkar lütfen.
"hayatım boyunca kendimi bir yazar, bir şarkıcı, bir düşünür, ne bileyim bir sanatçıyla özdeşleştirmek istedim. kendisini her televizyonda gördüğümde, eserleriyle 'hah tam benim kafamdan birisi...' diyebileceğim biriyle karşılaşmak istedim. ama kısmet değilmiş. böyle birisi şimdiye kadar karşıma hiç çıkmadı. aslında yalan söyledim. hiç bir zaman kendimi özdeşleştireceğim birisini aramadım. o zaten her zaman yanıbaşımdaydı. ama ne yazık ki bu durumdan çok utanıyordum. bir süre ona uğramamaya, yanına yaklaşmamaya, ondan kaçmaya çalıştım ama olmadı. en sonunda gerçeği kabul etmeye karar verdim. ben insanlar gibi bakış açımı jim morrison, john lennon ya da dostoyevskiyle özdeşleştirmiyor, kendimi onlar gibi göremiyordum. ben ne yazık ki sokaktaki bim marketiydim. sattığı ürünleri bir reyona koymak yerine kolilere istiflemesiye dağınık, özensiz ama samimi yapısıyla tıpkı bana benziyordu. bauhaus ya da migros gibi müzik yayını yaparak müşterilerin daha çok alışveriş yapmasını sağlayacak kadar kurnaz değildi. olması gibi sessiz, durağan ve ucuzdu. evet belki bir migros değildi, ama bir aydınlar bakkaliye de değildi. ne tam şehirli ne tam köylüydü, arada sıkışmış acı çeken bir hali vardı bim'in."