bozulmaya başlayan insan türüdür. geçende gördüm, saklambaç oynayacak yer bırakmamışlar mahallede.
biz küçükken, bir mahallemiz vardı. burgaz'ın* en güzel mahallesiydi. evler çift katlı, apartmanların önlerinde ağaçlar, yeşillikler... bir sürü ağaca dalıyorduk lan.
neyse burada bir dört yol ağzı vardı. bizim oyun alanımız orasıydı. kaldırımın tam ortasında, kalın, dev bir elektrik direği. ebenin yumduğu yer. çevrede saklanılacak acayip güzel yerler. tam bir çocuğun isteyebileceği gibi. gece 12-1'lere kadar oynardık. mahalle ortası bea. şimdi siterlerde bile, duramaz çocuklar o kadar. tabi mahalleli kızardı bize. kızanız bea tabi ses yapacağız. bir kütüphane görevlisi vardı, üstümüze hep su atardı. ama haklı kadın; yaşlı ve hasta annesi var..
nasıl gene bir görseniz, sanırsınız cennet. o zamanlar cenneti de takan yoktu zaten. en büyük korku, ebe olup, kimseyi bulamamaktı. her gece koş, her gece koş... of! tam hayal. o zaman, bir hayali yaşadığımızı bilmiyorduk tabi. giderdik susayınca tanıdık bir cam önüne, su istemeye. bir teyze olur, bir amca, verirdi su. top oynardık kapı önünde, kızmazdı teyze. nası yine bi koyarsın topa 'baaam' cama. bağırırdı. ama verirdi topu geriye. ertesi gün yine...
bakkalımız vardı: murat amca. namı değer hipermarket murat amca. 3 çocuk yetiştirdi o bakkalla. ikisi abimiz, biri ablamız. büyük marketlerle mücadele etti. hep dondurmamızı ondan aldık. ekmeğimizi de. paran olmasa; sora verirsin...
hele bir arsamız vardı; alamanya'da yaşayan bir adamın sahip olduğu; ama umarsızca bizim olan. boştu. ee tabi bize futbol alanı. o arsa tam bize göreydi. biz küçüktük; o da... hayatımda bir kere yarıldı bir yerim, o da orda. ama geçince yine orada oynadım topumu. şikayetçi olan insanlar, kazdırdılar o arsayı. çukur çukur oldu oynayamadık bir daha.
arkadaş desen, sürüsüne bereket. dışarı çıksan, hiç yalnız kalmazsın. nasıl bir şeymiş o? şimdi çıkıyorsun, kimseyi tanımıyorsun. taso oynamak, top peşinde koşturmak, dondurma yemek, akşam dışarıda oyun oynamak hobiler. yok siyaset falan. vallah. en büyük kavga, taş direklerin üstünden mi geçti top; yoksa içeri mi girdi(boru). öyle bir durumda, en iyi mevki 'mahalle kaptanı' olmak. mevkiiye bak be.
eski yolları varken, çok güzel oynanıyordu her şey. birinin darbesi olmadan, hiç düşmedim yere. yollar hiç düşürmedi beni. ne zaman yolları cillop gibi yaptılar, ayağım, geri geri yürürken, takıldı ve düştüm.
geçende gittim. mahallem. yok değil. her yer apartman olmuş. ama eski apartmanlar gibi değil. hiç yeşillik yok. olanlarda da çimler çok nizami. değişik değişik ağaçlar var. tek aynı kalan, murat amca. beton direk yıkılmış. yerinde, cillop gibi demir direk. arsanın üzerinde lüx bir ev, yazılana göre elbet. ebesi olduğumuz yerin, ebesine atlamışlar. bana etmişler tecavüz; suçu olan kimse yok.
ertesi gün gelen edit: insanın kendini kaybetmesine neden olan insan tipidir. çok uzun konuşmuşum kısası:
ebesi olduğum direğin
ebesine tecavüz etmişer,
ben acımışım.
anadoluya açıldığında, arkadaş ortamında ciddi bir tavırla,
"benim çocukluğum avrupa'da geçti. çok gezdim oraları. o kadar çok türk var ki inanamazsın... herkes türkçe konuşuyor"
diyen, akabinde;
"nereleri gezdin?" sorusuna,
"istanbul, edirne, tekirdağ, çanakkale, keşan..."
şeklinde cevap veren kişidir...
beya, kızan, kopil, kadam vs vs gibi * kelimelerle türkçelerini sevimli kılan, içlerinde 1 ay kalmak suretiyle sizi kendilerine benzeten edirne, kırklareli ve tekirdağlı insanlardır. içki içen çoktur diye bilinir, nitekim sofu insan da coktur ama bu gözardı edilir. rahat insanlardır, töre gibi bir sorunları yoktur. örf ve adetlerine sahip çıkarlar. samimi, muhabbetçi, güler yüzlü insanlardır. *
kesinlikle türkiyedeki en medeni toplumdur.
hayat görüşü yaşam tarzı çok başkadır.
avrupalıdır.
çünkü bu trakyalı dediğiniz insanlar avrupadan göçmüşlerdir.
kültürleri de ona göre yoğrulmuştur.
amaaaaan kime ney anlatıyorsam.
siz halanızın, amcanızın, dayınızın kızını sikmeye devam edin.
sonra da gelip bunlar çok tembel çok içiyor diye de bok atın.
memleketim, samimi insanlar ve rahat günleri sürebildiğim yegane yer bea.her türlü berekete sahip, insanın içine sıcaklık veren sımsıcak bir coğrafya.üj bej tane kendini bilmezle uğraşmayan, gece gündüz rakı balık, ızgara, gezme ile uğraşıp gününü gün eden, sosyal, kafası çalışan bir topluluğun yaşam alanı.kendisinden uzaklaştığınız an anlarsınız değerini kıymetini.
her şey uzaklaşmaya başladıkça farkını ortaya koyar.
o an anlaşılır bir trakyalının ne olduğu bea.
bir dosttur; sımsıcak sarıp kollar sizi.
bir limandır;demir atılmak istenen.
rakı masalarının en renkli gecelerini geçirebileceğiniz, namık kemal fıkralarıyla kendinizden geçebileceğiniz yurdum insanının ayrı bir çeşididir.
''eer şeydir bir trakyalı bea, eer şeydir.''
mangaldır rakıdır. siyah bıyığın pek bir yakıştığı erkek tipleridir. sakindir huzurludur. fazla haraket sevmez, lakin çapkındır. aklı hep bir bulgar kızındadır.
eğitim seviyesini, duyarlılığını, kafaları güzel olsa da gözlerinin her daim açık oldugunu, koyun surusu olmadıgını her zaman oldugu gibi son seçimlerde ispatlamış insanlardır.