karnının gurultusuna dogaclama bir replikle cevap verir, sahnenin perdesi evindekinden daha değerlidir, yolda yürürken tuhaf şeyler düşünür ve kendini yanından geçen kişinin gözünden görür, en sevdiği şeydir boy aynası ve baktıgı anda yukarı, bir yıldızın kayması.
yüzünde bariz izler vardır ama göze batmaz, hiçbiri, hiçbir yalanı yutmaz, anlarlar bakınca bir insanın gözüne, bilirler nasıl katıldıgını yalanın, bir gerçeğin özüne, incedir, zariftirler, kuş gibi hafiftirler, köpüklü bir ırmaga dönüşürler bazen, bazen usul bir nehirdirler.
kaç maske varsa hayatta, yüzlerinden geçmiştir, kahkahaları ya da hıçkırıkları titretirken salondaki boşlugu, hayal ederler akşam sevgiliyle uyunacak loşluğu.
şairdir çoğu, delidir bir kısmı, kimi doğaçlama yaşar hayatı, kimi tekste bağımlı,
Gözünü almaktadır sahne ışıkları Öyle bir dünya da hisseder ki kendini, tek hükümdar kendisidir ve elindedir binlerce kişinin dizginleri. Alır onları götürür kendi renkli dünyasına. Farklıdır karşısında oturup hayranlıkla onu izleyen insanlardan, ama "fark" içinde bulunduğu sahnenin yüksekliğinden kaynaklı değildir. Yukarıdadır evet, ama bilir ki onu yukarıya taşıyan karşısında o hükümdarlığını ilan ettiği insanlardır.
Hayatı oynarlar. "Hayatın inadına" Bu kez onlar kazanacaktır bilirler. Hayatın ta kendisi olsa bile oynadıkları, sonu onların elindedir bu kez. Ne kader kavramı vardır o sahnede, ne de "acaba sonra ne olacak" korkusu . Çünkü bilir ne zaman mutlu olacağını, ne zaman üzüleceğini ve gerekirse ne zaman öleceğini . Adı "oyuncu"dur evet ama belki de çok daha gerçekçidir normal yaşamında "oyuncu" olanlardan. Asla ütopik değildir, asla hayalci değildir . Ve onun için "imkansız" yoktur "zor" yoktur "asla" hiç olmamıştır.
Kimsenin göremediği renkleri görür oyuncu, kimsenin duyamayacağı sesleri duyar, kimsenin sonunu getiremeyeceği hayatları bilir. Kalbidir oynadığı karakterin, bütün enerjisini verir ve bütün enerjisini alır karşısında onu izleyenlerin. Büyüdükçe küçülen hayalleri yoktur . Aksine büyüdükçe sahnede daha çok büyür onun hayalleri. Savaşmaktan yorulmaz gün gelip ölse bile, "savaşarak ölmek" en onurlusudur onun için. Ve öyle bir sevdayla bağlıdır ki sahneye, en çok istediği şeydir "hasta yatağında" ölmektense seyirci karşısında terk etmek gerçek yaşamı .
Hiçbir maddi kavramlar hoşnut edemez onu, kulaklarında çınlayan alkışlardan daha çok, ve hiçbir mutluluk ölçülmez ona hayranlıkla bakan gözlerden... insan sevgisidir onu en çok bu yaşama bağlayan. Ve asla düşman değildir en azılı düşmanına bile. Kurşun atana gülümser, çünkü korkmaz ölümden, kötülükten korktuğu kadar. Aşıktırlar, yüzlerce defa oynadıkları "Romeo&Julliet"ten daha çok . Bilirler çünkü "dünyayı güzelliğin kurtaracağını ve bir insanı sevmekle başlayacağını her şeyin" ... "Olmak ya da olmamaktır" kavgaları. "Olamamak" diye bişey hiç olmamıştır onların hayatında...
Ve mutlu bitmese de herhangi bir oyun, sonraki yaşamlarda mutlaka en güzel şekilde bitecektir perde kapanmadan sonu... işte o an çıkarlar içinde bulundukları dünyadan, biter hükümdarlıkları ve artık eğilme vakti gelmiştir kendilerini ayakta alkışlayan gerçek hükümdarlarının önünde...Çünkü o eğildikleri insanların hayatlarıdır oynadıkları ve onlara şükranlarını sunarlar. Başları önde, teşekkür ederler her birine ayrı ayrı, bilirler ki onların yaşamlarıdır oynadıkları ve ayakta alkışlandıkları..
Sonra söner ışıklar, kapanır perde...
artık bir sonraki oyuna kadar "eşittir bütün hayatlar" ...
sahneye ciktiği zaman 10.000 kaplan gücünde olan izleyenlerin bütün gücünü elinde toplayan ve bu suretle orgazm olan kişidir. gelgelim ki yaptiği iş suya yazı yazmak gibidir. ah şu gencler mertebesini asamayan textler sanati sanat için değil de para kazanmak için yapanlarin oldugu bir diyarda miki fare yapayliğina rağmen ayakta durmaya gayret ederler.
kanını, canını, tüm varlığını tiyatroya adamış kişidir. gözlemcidir, araştırmacıdır, sabah kalkar "tiyatro" der akşam yatar "tiyatro" der ve her daim aşıktır. çünkü mutlaka biricik sevgilisi tiyatrodur. *
ünlü olanları için bişey diyemeyeceğim fakat bunların yeni merak sarmış olanları inceden inceden kendilerini ''ben sanat insanıyım'' havasına sokarlar. bir anda giyinişleri, konuşmaları vs değişebilir. hatta bu değişim o derece belirgin olur ki shakespeareromeo ve juliet'i onun için yazmış diye düşünüyor bile olabilirler. panik yok sadece genelleme yaptım ve bu dahil tüm genellemeler yanlıştır mevzusundan da bihaber değilim.*
(bkz: yine de severiz)