Steinbeck'in sıçtığını zevkle okurum, öyle söyleyeyim.
Gazap üzümlerine gelince, o dönemi ve dönemin yaşam koşullarını etine kemiğine kadar anlatmış, hissettirmiş.
Karakterleri, olayları ve mekanları birbirine yedirmiş yine. Steinbeck'in sıklıkla yapmadığı bişey olarak psikolojik tahlil yapmak yerine dili kullanarak karakterin duygularını okuyucuda uyandırmış. Geçirmek istediği ideoloji ve tahlil ettiği durumu da göz önünde bulundurunca zaten kişinin cümlesini okurken ister istemez kapılıyorsunuz. Her zamanki gibi son dört beş sayfada da ters köşe yapıp bu kez beni onbin yıl önceki insanlık mertebemle baş başa bıraktı.
Valla çok beğendim, gidip bi kafede saatliği 5 cente çalışasım geldi. Sonra kazandığım parayla domuz pastırması ve patates alırdım. Ateş yakıp bi köşede yerdim, sonra yarının gelmesini beklerdim.
babam 15 yaşındayken ilk baskılarından birini elime tutuşturmuştu. remzi kitabevine ait, rasih güran çevirisi, saman kağıdına basılmış bordo ciltli bir kitap. dünya klasikleri neden klasik, okuyunca anlamıştım.
1940 yapımı, her devirde izlenebilecek ve ölmeden önce izlenmesi gereken filmlerden. Kendi vatanında mülteci muamelesi gören insanların dramı. Hikayenin işlenişi ve ilerleyişi son derece iyi, özellikle oyuncu performansları şahane. Politik sinemayı ve politik zırvaları sevmediğimden filmi biraz geç izledim ama sonu haricinde pek bir politik mesaj yoktu neyse ki.