Evimin yakinlarinda oturan sanatçı.
Severim kendisini kendime de benzetirim tarzini.. Cok da guzel sarkilari vardir. Sevdirir.
Hic geçmez mi gözlerinden bu sonbahar... diyorum ve bitiriyorum.
Kadın erkek ilişkilerine şarkılarında baktığı psikolojik bakış açısını çok seviyorum.bi ara çok arak yapmış yahu falan diye ergenliğimde kızıp bırakmıştım dinlemeyi.bu adamda kendine has bu ülkede şarkı sözleriyle.iki tarafında iyi anlıyor bence.hiç konserine gitmek denk gelmedi bizim oturduğumuz semtlerde pek çıkmıyor herhalde canlı izleyip görsem çok mutlu olurum.bazı huylarıda var sevmiyorum çok karizmatik olucam diye yalandan bi kişilik takılıyor gibi geliyor bazen çektiğim film gibi mesela.sekslede bozmuş kafayı orası kesin.yinede her röportajı falan okunmalıdır.
yıllar sonra ilk kez cuma günü denk geldim bir mekanda, hala zımba gibi delikanlı. yaşlanmıyor. delikanlılığın mühim şartlarından birini yerine getirmekle meşguldü.
ölene kadar dinlemekten asla bıkmam dediğim şarkıcı. hele bazı şarkıları özellikle eski albümlerindekiler resmen huzur veriyor. öyle anlamlı, öyle samimi...
Kafasına sahip olmak istediğim adam. Arkasından çekiştiren gazeteciye de yumruk atar, aynı zamanda dünyanın en naif insanlarından biri olmayı da başarır. Yıllardır dinliyorum ama henüz daha canlı performansını izlemiş değilim. içkiden, son postayı atayım derken gitmesinden çok korkuyorum bu adamın.
en sevdiği renk mor olan kadın
en sevdiği kelime asi;
en sevdiği oyun incitmek beni
hıncı çocukluktan kalma bir yara izi gibi
ipleri dolaşmış uçurtmalar misali
ne beraber uçabildik boşverip şu dünyayı
ne gidebildik kendi yolumuza
rüzgarda savruk başına buyruk
senle ben
zamanı yaralarla ölçen kadın
geçmişiyle kavgalı
gündüz isyankar
geceleri tanrıya sığınan kız çocuğu
kırdığı kalpleri dizmiş ipe
gene en büyük zararı kendine
en sevdiği ses çocuk sesi
güneşli billur neşeli
oysa yıllar var ki kendi
anne olmayı istememiş
çekip gidebilmek için bir gün
geride ekmek kırıntıları bırakarak
kuşlar yesin diye ayak izlerini
kalmasın ne bir sızı ne kalp yarası
sevişirken taşkın bir nehir
öpüşürken kor bir alev
uykusunda melek gibi masum
bakmaya kıyamadığım
kaç gece göğsünde uyuduğum
ama beraber uyanamadığım kadın
ipleri dolaşmış uçurtmalar misali
ne beraber uçabildik boşverip şu dünyayı
ne gidebildik kendi yolumuza
rüzgarda savruk başına buyruk
senle ben
her hasretten sonra
başka başka sevdaların kollarında
yemin etmişken bir daha konuşmamaya
gene bulup birbirimizi
sabahı olmayan gecelerde
aldatma pahasına sevdiklerimizi
ağlayarak seviştiğim kadın
senle ben ipleri dolaşmış uçurtmalar misali
ipleri dolaşmış uçurtmalar misali
ne beraber uçabildik boş verip şu dünyayı
ne gidebildik kendi yolumuza
rüzgarda savruk başına buyruk
senle ben
aslen, Fazlı Teoman Yakupoğlu Fakat, tarzına pek uygun olmadığı için Teoman adını kullandığını söylüyor. şarkılarıyla bol bol kahve içirtir, ağlatır, ümit verir, mahveder, melankoliye bağlatır.
Bir zamanlar ÖSS sınavında Türkiye sıralamasına da girer. Bizler, hayallerimizden çabucak vazgeçerken, o hayali için boğaziçi üniversitesini bırakıp vokal dersleri almaya karar vermiştir bile. bir süre sonra yapar da. inanamayacaksınız biliyorum ama, yeni grubuyla çıktığı ilk sahneden de kovulmuştur.
Alkolik, umarsız, sorumsuz adamın tekidir belki de. ama bu tutarsızlıkların hiçbirisi, güzide duyguların sahibi olduğunu değiştirmiyor.
Son albümündeki şarkıları dinledikçe daha da sevdiğim sanatçı. Şarkı sözlerindeki derinliği, edebiyata yakınlığını ve ses tonunu çok önemsiyorum. Her albümünü sevmekle birlikte Eski Bir Rüya Uğruna, En Güzel Hikayem, Gönülçelen, insanlık Halleri ve Onyedi albümlerinin yeri bende çok başka. Evet, sıralamayı da sevgi payıma göre yaptım.
zamanında kıyak bir abimizdi fakat zaman girdabındaki boşlukta kayboldu. bir kaç kez tükürdüğünü yalayıp karizmayı fena halde çizdirse bile şarkıları arada dinlenir.