--spoiler--
.. gece olduğunda bütün hayvanlar sokağa çıkar; fahişeler, kokuşmuş kadınlar, oğlancılar, ibneler, homolar, uyuşturucu bağımlıları, keşler, rüşvetçiler.
birgün gerçek bir yağmur yağacak ve tüm bu pislikleri sokaklardan temizleyecek.
--spoiler--
bir filmden çok öte bir şeydir benim için; travis bickle'ı yaşamak, onun buhranlarını görmek ve sona uyanmaktır. anlamak için defalarca izlemek gerekir belki, her seferinde başka şeyler öğretir çünkü. ayrıca robert de niro'ya da değinmek gerekir kendisi tek başına sırtlayıp götürmüştür filmi ve bir efsane oluşturmuştur.
salt insanın yalnızlığını en güzel anlatan film. benim için film karakterinden öte bir adam travis bickle. benim için bir filmden çok öte taxi driver. yeri çok ayrı.
Başlarda masumane bir taksi şöförü olan travis sonlara doğru tanıyamadığımız bir karaktere dönüşüyor.. Robert de nironun oyunculuğu da filmi daha kaliteli bi hale getiriyor. izlerken filmin geneline hakim olan kasveti adeta yaşıyoruz. Tam anlamıyla muhteşem bir psikoloji filmi...
sabah saatlerinde Tarantino'nun abartıldığı gerçeği diye bir başlık gözüme çarpmıştı ki.Üstüne bugün ikinci defa bu filmi izledim.
Filmin dialogları yerlerde,sürekli amerikan temalı anlamsız tepkilerle biten konuşmalar dolu.Yalnızlık teması,psikolojik ögeler,başarı teması falan denilmiş bundan çok daha iyileri mevcut.O dönemde de yakın zamanda da.
final sahnesinde eli kopmuş boynundan vurulmuş kötü adamın 3 kat yukarı merdivenle çıkıp seni öldüreceğim diye koşturması ayrı bir komedi.sen o kan kaybıyla olduğun yerde bayılırsın amk gelmiş 3 kat yukarı çıkıyorsun.
En basiti beğenmediğim bir diğer film olan nesildaşı Scarface bile daha güzel bir fimdir kanımca.
Amerikan film enstitüsü de son 100 yılın en iyi filmi seçmiş ki amk ben onların.
çok güzel bir hikayesi olan, yarrak gibi bir senaryosu olan filmdir.
öncelikle film başlarken ve ilerlerken, travis in yaşantısı vs gayet güzel. hatta harika. ama senaryo o kadar boktan ki. o kızı porno filme götürmesini travis in saflığına vurmuşlar. saçmalık. senaristin bok yemesi sadece. o kadar da efsaneleştirmeye gerek yok. ayrıca are you talking to me lafı da o kadar efsane olacak şey değildir. filmi izlerken hiç de o sahneye, o söze takılıp kalmadım.
robert de niro nun oyunculuğuna lafım yok. hayvan gibi oynamış adam. yönetmen de yönetmiş. ama kabul edelim senaryo bok gibi. başkanı öldürmeye çalışmalar, bir fahişeyi kurtarmak için o kadar kargaşa vs. resmen rezalet, resmen bok gibi.
travis'in yaşadığı yalnızlık ve sıkıcı hayattan bıktığı ve kendini göstermek, bir şeyleri değiştirmek, ortaya çıkmak için başkan'ı öldürmeye çalıştığı filmdir.
ayrıca kahramanlık sendromu denen bir şey de var.
vietnam'dan dönüp de kendisini karşılayan yozlaşmış, ahlak yoksunu dünyayı da garipseyip ona savaş açmış, yağacak bir yağmurun tüm bu pislikleri sokaktan silip götürmesini bundan dolayı istemektedir.
hatta sırf bu yüzden genç yaştaki bir hayat kadınını o hayattan kurtarmayı kendi hayatı pahasına kafaya koymuştur.
kafa yormayacaksak psikolojik film izleyip, bu ne biçim gibi yorum yapmayalım lütfen.
ayıptır. yazıktır. günahtır.
2. godfather etkisi yarattı bu film bende. bazı filmler aşırı şişirilmiş olabiliyor be birader. eyvallah dönemin güzel filmiymiş, görsel şölen de var. "berbat bi film" demiyorum ama "efsane"de değil be abi.
edit: yeni öğrendim overrated diyormuşuz bunlara, eyvallah.
Robert de niro'yu robert de niro yapan filmdir. Sıradan bir adam aslında şehrin gizemli kahramanıdır gözümde. Üstelik tarantino'nun ilham aldıkları listesinde ilk sıralardadır.
Ben sinema sanatından pek anlamam. Ama şunu bilirim. Film sadece konudan ibaret değildir. Kamera acıları, yerine tam oturan müzikler, oyuncuların jest-mimikleri ve psikolojik göndermeler de filmi film yapan önemli unsurlardır.
Bu sebeple bu filmi izlerken de özellikle psikolojik göndermeleri iyi yakalamak gerekir. Ya da ciddi bir dönem bilgisi olması gerekir insanın. Bende var mıydı? Hayır! Ama hepimizin yaşadığı yalnızlık bunalımını çok iyi kavradığını görebiliyoruz.
Filmi izleyen hemen herkes meşhur ayna sahnesini söyler fakat baş karakterin yatakta cenin pozisyonunda yatması da önemli bir ayrıntıdır. Ana rahmine dönüşü simgeleyen bu yatış biçimi farkında olmadan tüm yalnızların sığınak noktasıdır.
Vay be adamlar 1976 yılında neler yapmış dedirten bir başyapıt. Film bitince ''bunu şimdiye kadar nasıl izlemedim'' düşüncesi beynimi kemirip durdu. Zira izlemem için bir çok sebep vardı. 70'li yıllar, New york, intikam teması... Daha ne?
https://galeri.uludagsozluk.com/r/1638410/+
Başıboşluktan serseriliğe savrulan travis'in tekrar tekdüzeliğe dönüşü. *Bu tekrarı şizofreniyle bağlantılayan var, senarist ne düşündü bunu bilemiyorum.
Geceleri taksici olmak akıl kârı değilmiş onu fark ettim.