"Tarlabaşı bir çamur gibidir. Ona dokunmamalısınız. Yoksa elinize yapışıp kalır, size bulaşır, çıkmaz." istanbul'un bu 'namlı' semtinde yaşayan küçük bir kapkaççının gözüyle Tarlabaşı bu. Günler önce radikal gazetesinde görmüştüm. Bu cümle o semti "itici bir o kadar da çekici" yapmıştı gözümde. Yasaklar çiğnenmek için diye bi söz vardır ya hani, bu kelimeler zihinsel olarak yasaklamıştı Tarlabaşı'nı bana. Bende işlevsel olarak çiğnedim. Ve ne umduğumu ve ne bulacağımı bilmeden bilinmezliklerle dolu bu semte fotoğraf makinamıda alarak yanıma gittim.
ilk girdiğim sokak City of God filminin varoş ve kirli sokaklarını gösterdi sanki. Tipik bir "ghetto" örneği. Metropolün sadece siyasi sınırları içinde, yaşamsal sınırları dışında. Karanlık, bir o kadar da renkli... işte Tarlabaşı tamda böyle bir yerdi...
Tehlikeli bir yer olduğunu söylediler "bilenler". Bende korkudan arkadaşımla beraber üç buçuk üç bucuk ilerlerken, karanlık bir pencereden duyduğumuz ses beni de arkadaşımı da gerçekten ürkütmüştü. "ben çalmadım, ben çalmadım abi..." Keşke sesleri de fotoğraflayabilseydim. Pencereden bir kurşun gelir korkusuyla "üç buçuk" luk adımlarla oradan uzaklaştık.
ilginç olan bir başka nokta ise her iki bina arasına çamaşır iplerinin serilmiş olmasıydı.o çamaşır ipleri bana kozmopolit yapıda yaşayan "karmaşık "düşüncelere sahip; afrikalısı, travestisi, solcusu, sağcısı, kürdü, türkü, çingenesi, ermenisi, rumuyla bazen acı içinde, bazen sorunsuz çalışan farklı farklı organlar arasında bağ kuran damarlar gibi gelmişti. insan gibiydi tarlabaşı. Dışı pırıl pırıl önünde istiklal caddesi, beyoğlu; içi pis tarlabaşı gibi bir insan. bende röntgenini çekmeye çalıştım buranın...
Ama özgünlüğüne diyebilecek hiç bir şeyim yok. Çocukların "abi beni de çeksene, abi bi tane daha" deyişlerine de..
her girdiğinizde kafanıza tabancayı dayarlar ve öldürmek için sebep ararlar. belalı yerdir .
tarlabasındakıler : sen su partiliymişsin seni görmüşler
b : yok abi biz tarafsızız hiçbirini sevmiyoruz
t : ha şöyle.
dün hotel atlas'ın önünde bulvardan geçerken iki tane şoparın "bu zencolar da * ne kadar tehlikeli oldular, huzur bırakmadı şerefsizler!" dediklerini duymamla dumur olduğum mekandır. buralarda dolaşmanızı önermem, ama olur da girerseniz ne kadar umursamaz olursanız ve ne kadar gösterişsiz giyinirseniz o kadar rahat takılırsınız. ezik bakışlar atmaktansa tetik olursanız ve bunu biraz belli ederseniz hapçılar dışında kimse size sarmayacaktır. tabi bu ziyaretleri ne kadar az tutarsanız sizin için o kadar iyi olur. malumunuz bölge ahalisi ava afrika yaban köpeklerinin benimsedikleri taktikle çıkmayı pek severler. bu yüzden en iyisi bölgeyi suç unsurlarından temizledikten sonra görmeniz olacaktır. iflah olmaz bir keşe dönüşmüşseniz şimdiden kabullenmenizde fayda vardır, er ya da geç tarlabaşın'da kanınız dökülecektir. allah taksiratınızı affetsin *
aylık maddi geliri belli bir miktarın altında olan ailelerin çocuklarına ücretsiz ingilizce ve rehberlik dersleri vermek için sosyal sorumluluk projesi çatısı altında gittiğimiz, çok sıcakkanlı insanları bulunduran semt. bazıları sıcakkanlıdır tabii, saat 6da çıkmak cesaret istiyor.
sokakları buram buram esrar kokan beyoğlu'nun, istiklal'in; herkesin görmekten girmekten çekindiği öteki yüzü. cigaralarını daha kallavi götürmek için zıvanalarını hazırlayan balkonlardan taşmış ağır ablaların, pezevenklerin, adamı ayakta sikebilecek köşe başı çakallarının, travestilerin, perukçuların, afroların açıkcası daha çok kaybetmişlerin: sona yakınların uçta yaşayan insanların mesken ettiği semt.
oysa ne güzel sokakları vardır buranın, içindeki insanlar kadar birbirine sık örülmüş karışmış yüz yılları devirmiş: güneş bırakmaya başlarken kendini gecenin koynuna görülmeye değer sokakları. kendi insanı gibi içinden dışarı açılamayan sokakları, duvarları. istanbul'un mozağini; büyüklüğünü gördüm, kafamda canlandırabiliyorum diyebilmek tarlabaşı'nı da görmek, atlamamaktır.
POLisler belki giremiyor olabilir ama bu yetkilerden dolayıdır. yunuslar girip analarını teker teker siker bu mahalledekilerin. çok rastlanmıştır bu tür olaylara.
polislerin mahalleye girmeyip birbirlerini yok etmelerini bekledikleri yerdir tabii bu bahanedir, yemez bu mahalleye girmek. sokaklarında ağır ablalar, covinolar, torbacılar, pezevenkler, esrarkeşler, tırnakçılar bulunur. duvarlarında; "bugün de ölmedik" yazısını gördüğünde nasıl bir yer içinde olduğunu anlar insan. esrar kokusu her sokak başından, her dükkandan yolda yürürken seni devirmek için çıkar. ağır muhabbetlerin yeridir, vurduklarında üçlüyü ciğerlerine edebiyatın ve felsefenin allahını yaparlar.
geçen hafta ne kadar ara sokağı varsa girmeye çalıştığım yer. ilk dikkatimi çeken şey; sidik kokusu boğazınıza yapışıyor tarlabaşı'nın arka sokaklarında. hassas bir mideniz varsa hiç bulaşmayın. sizin için istiklal biçilmiş kaftan... boş evler ve sefalet dikkatinizi çekiyor burda. belden aşağısı çırılçıplak, üstündeki tişört eskimiş 4-5 yaşlarındaki çocukların bir taraftan pipilerini tutup bir taraftan da ayaklarında ters giyilmiş kadın terlikleriyle plastik bir top peşinde koşmalarına şahit olabiliyorsunuz. bu sizi biraz neşelendirse de az sonra köşe başlarını tutmuş tinerciler içinize hafif bir korku salmıyor değil. burdan hemen iki tane çingene (hakaret sayarsanız iki tane roman) ablanın peşine takılın ve kendinizi güvene alın. iki tane roman niye güven verir orasını hiç sormayın ben de bilmiyorum galiba ellerindeki ekmek poşeti bende bu duyguyu oluşturdu...
tabi tarlabaşına gelip, doyumsuzca yapılan pencere muhabbetine istemsizce kulak misafiri olmamak olmaz. mesela bir tanesi; yedi sekiz yaşlarında kız çoçuğu sigara içiyor annesi de pencereden bağırıyor: - iiğç o siiğgarayığı iğğç de eeerken yaşta geber. tabi kızın umrunda değil annesinin gözlerinin içine baka baka içiyor baya da tiryakiymiş gibi he içine çekiyor bildiğin.
devrim,emek,işçi, özgürlük, kardeşlik gibi duvar yazılarını sıkça görmek mümkün bu istanbul'un karanlık bölgesinde. kendi yağıyla kavruluyor tarlabaşı. belki uyuşturucu, fuhuş, gasp var ama bambaşka bir yer dünya. evler arasına asılmış çamaşırlarıyla, sümüklü çocukları, 72 milleten insanı, seksi şekilde giydirilmeye çalışılmış vitrin mankenleri, boğaza yapışan sidik kokusu ile özgün ve marjinal bir yer.
Dehşet gezegeni diyerek kodlayacağımız,mikrop yuvası..Evet burası farklı bi gezegen ve içinde yaşayan canlılar bizim bildiğimiz canlılardan değil.
Ayrıca "g..tüne güvenmeyen hıyar tarlasına girmesin" sözünün tercümesi bi durumdur bu.
pencere kenarları, bakkal önü gibi yerlerde konuşlanan ve oradan olmayanları anında tespit ederek gözden kaybolana dek takip eden enteresan insanlara sahip semt.
çok yakın bir arkadaşımın büyüdüğü semt.istanbul'a gittiğimde tabi merakımdan girelim girelim diye tutturdum tamam dedi.gece 23.00 sıralarında girdik içeriye yavaş yavaş.aylardan mart ya da nisandı.pek kalabalık değildi sokakları.her köşebaşında bir kişi illa ki vardı ama.ne kimse yanımıza gelip bir şey sordu,ne birileri laf attı,ne de yan yan baktı,üstelik benim saçlarım afro(bonus),arkadaşımın saçları ise beline kadar uzun olmasına rağmen.yaklaşık bir 20-25 dakika kadar fink attık.kimsenin sataşmamasına rağmen acayip tırsmıştım.sürekli hadi çıkalım,hadi çıkalım modundaydım,arkadaş ise bir şey olmaz ben 15 sene yaşadım burada diyordu.sokaklar o kadar güzel o kadar değişik ki insan büyüleniyor cidden.çok garip bir yer.20-25 dakika boyunca bir tane ayık adam görmedim o derece bir yer.ama bir daha girermiyim girmem tabi ki insan büyüleniyor dediğim gibi,etkilenmemek elde değil yani,ama gerçekten korkunç bir yer.