Dilleri Zaman içinde farklı özellikler göstermişlerdir, bu safhalardan birinde de türkçenin de yer aldığı sondan eklemeli dili kullaniyorlar. Türk, türkçe meselesi buradan gelir. Mö. 4000de mezopotamyanın güney ucunda, elam denen bölgede ortaya çıkmış, 3kda belirgin kentler kurmuşlardır. Bunlardan ur'da yahudi bir nüfusun olduğu da anlaşılıyor. Fakat sümerler elamlilarla aynı insan değiller, muhtemelen bölgeye sonradan gelip oradaki dandik halkları yönetimine alan fatih bir ulustu. Indo-ari, zenci ve semitik olmadıkları kesin.
sümer ve türki dillerde söylenişi ve anlamıyla yakın veya eş 200 kelimeye rastlama hadisesi tesadüftür demek mümkün değildir, sümer ülkesinde prototürk halklar yaşamış, dillerindeki kelimeler sumer diline geçmiş şeklindeki hipotez için elde deliller mevcuttur demişti rahmetli muşlettin amca...
Sümerleri diğer antik uygarlıklarla bir tutanlar sümer'i gerçek anlamda anlayamamıştır.
Sümer insanlığa ait medeniyetin ilk yapı taşıdır.
Ve sümer mitolojisini okursanız, bugünkü çoğu semavi dinle ortak olan pek çok anlatıya rast gelirsiniz.
Ve insanlık ile yaradılış hakkında daha önce duymadığınız ancak aksini kolay ispat edemeyeceğiniz pek çok da teori anlatı ile karşılaşırsınız.
Sümerler o zamanın ABD si imiş galiba. Çok fazla yabancıyı işçi olarak almışlar ve o işçiler bir zaman gelmiş ve isyan ederek Sümerleri tarihe karıştırmışlar.
Sümerler, Mezopotamya toprakları üzerinde kurulan gelişmiş uygarlıktır. Yazıyı ilk bulan uygarlık olarak dünyaya yön vermişlerdir. ilk kanunları hazırlayan, takvimi bulan, matematik bilimine katkı sağlamışlardır. Yükseliş dönemleri bilime olan ilgileri ile olmuştur. Her ay 30 günden sayılmış, her yıl 360 güne denk getirilerek kullandıkları takvim ortaya çıkmıştır.
Sümerler, Mezopotamya toprakları olan Fırat ve Dicle nehrinin arasında kurulan uygarlıktır. Başkenti Nippur’dur. Bu şehir zamanla Babil olmuştur. Günümüzde Bağdat ile Kuveyt arasındaki Basra Körfezi’ne kadar uzanmaktadır.
Mezopotamya Uygarlıklarının atası olan Sümerler dini yaşamlarında müziğe oldukça önem vermiş; ritüel (dini tören) adını verdiğimiz incelikli bir etkinlik biçimi yaratmışlardır. Bu etkinlikler, tapınaklarda geniş bir rahipler takımı tarafından yürütülürdü.
Erken Sümer devrinde varlığı bilinen tapınak okullarında, öğrenciye okuma yazmadışında hem rahiplik mesleğine ait dersler ve hem de bir müzisyen için gerekli tüm bilgiler verilirdi.
Böylelikle, müzisyen rahipler kült metinleri okuyabilir, rezitasyon yapabilir, geleneksel melodi birikimine sahip olarak şarkı söyleyebilir ve çeşitli müzik aletlerini çalabilirdi.
Sümer dualarının rahip ve koronun karşılıklı söylediği “responce” ve iki koronun değişmeli olarak söylediği “antiphone” biçimleriyle yapıldığı bilinmektedir.
Dualardaki ilkel ezgilere “Sir” diyorlardı. Solo ses ve koroya eşlik eden kamış kavallara “Sem” dendiği için, dinsel şarkılara da “ersamma” adını vermişlerdi. Sümerler, verimliliği simgeleyen boğa başlı “Algar” adını verdikleri lirler, “tig” ya da “tiggi” adını verdikleri yan ve düz çalınan flütler, “balag” adını verdikleri küçük davullar, “lilis” adını verdikleri ikili davullar ve “adapa” adını verdikleri tefler kullanmışlardır.
Sümerlerin Ur kenti kral ve kraliçe mezarlarında, kurban olarak sunulduğu düşünülen arp ve lir çalan müzisyen kadın iskeletlerine, müzik aletlerine rastlanılmıştır. Sümerlerde; cinsiyetleri, unvanları ve görevleri ne olursa olsun, yüksek makamdaki insanlar genel kurallar gereği kadın ve erkek kurbanları ile birlikte gömülürlerdi. Bu kurbanlar arasında arp ve lir müzik aleti çalan müzisyenler de bulunmaktadır.
Örneğin; “ Büyük Ölüm Çukuru ” olarak adlandırdığı bir Ur mezarında 6 asker, 4’ü arp ya da Lir çalan ve 64’üyse bunlara eşlik eden toplam 68 müzisyen kadın iskeletleri bulunmuştur.
Kütüphanede korunması ve saklanmasıyla ilgili bir künye içeren sözlük. MÖ 1. binyılın ortalarına tarihlenen eser, Sümer şehri Uruk'ta (günümüzde Warka, Irak) bulundu. Louvre Müzesi'nde sergileniyor.
ilk örneklerden biri olduğu düşünülen bu bilimsel çalışma, bir dizi sözcük grubunu gösteriyor. Sütunlar halinde düzenlenmiş, eş anlamlı gruplara göre sınıflandırılmış Sümer sözcükleri ortaya yerleştirilmiş. Solda hece işaretleriyle ifade edilen telaffuzları ve sağda Akadcaya çevrilmeleri eşlik ediyor.
Ur Standardı (Ur Sancağı olarak da biliniyor), MÖ 3. binyıldan kalma bir Sümer eseri. Günümüzde British Museum'da sergileniyor.
1928 yılında Leonard Wooley tarafından, Mezopotamya şehirlerinin en ünlülerinden biri olan Sümer şehri Ur'da bulundu. Ur Kraliyet Mezarları'ndaki kazı çalışmaları sırasında, mezarda bir direğe asılı olarak bulunduğu için en başta plaket, ardından sancak olarak tanımlandı, ancak işlevi kesin olarak bilinmiyor.
Kutunun dört tarafı da, deniz kabukları, kırmızı kireçtaşı ve lapis lazuliden yapılmış mozaikle işlenmiş sahnelerle kaplı. Sahneler, üst üste dizilmiş üç çizgi roman şeridi gibi düzenlenmiş.
Kutunun bir yüzünde, hükümdar büyüyen bir ekonomiyi yönetirken, barış içinde tasvir edilirken, diğer yüzünde ise orduyla birlikte başkumandan olarak gösteriliyor ve bir savaş sahnesi betimleniyor.
Görsel: Babil kralı ı.Nabukadnezar dönemine ait bir kudurru taşı. Üzerinde göksel semboller (M.Ö.1125 – 1100). British Museum
Astronominin doğuşunda astrolojnin de büyük bir payı olduğu görülür zira Gökyüzü, tanrıların eviydi ve gökyüzündeki olayların da, tanrıların faaliyetlerini temsil ettiği inancı hakimdi. Paleolitik Dönem’den itibaren insanların hayatında astronomi,önemli bir rol oynamıştır.Örneğin Lascaux mağara duvarlarında 16.500 yıl öncesine ait olan çizimlerin bir çeşit gökyüzü haritası olduğu görüşü ortaya atılmıştır.
Eski Mezopotamya kültüründe insanlar, tanrıların insanlığa gelecekteki olayları işaretler yoluyla gösterdiğine inanıyorlardı. Bu işaretler önemliydi ve Sümerler’de (g)iskim, Akadlar’da ittu olarak adlandırılmıştır.
Modern gökbilimciliğin tüm temel unsurları Sümer kökenlidir. Sümerler gök cisimlerini yakından inceleyen ilk medeniyet olsalar da onların buluşlarıyla ilgili bilgilerin çoğu Babilliler’in yazılı belgelerinden elde edilmiştir. Kehanetler ve kahinler hem ülkeyi yönetenler hem de ülkenin geleceği için önemliyken kahinler içinde gezegenlerin konumları önemliydi.
Göksel olayları yorumlayan astrolog kahinler veya keşişler bu bağlamda tanrı ile insanlar arasındaki aracılar olarak algılanmıştır. Bunun doğal yansıması olarak göksel olaylar, tanrıların insanlara bir mesajı olarak görülmüş, yıldızların, başlı başına bir kehanet unsuru olarak düşünülmesine neden olmuştur.
işaret olarak kabul edilen bir gök olayından sonra yeryüzünde önemli bir olay olması durumunda bu iki olay arasında doğrudan bağlantı kurulur ve daha sonra aynı işaret ortaya çıkarsa, bu olayın tekrar edeceğine inanılırdı. Göksel olayların, tanrıların insanlara bir mesajı olarak görülmesi, yıldızların, başlı başına bir kehanet unsuru olmasına sebebiyet vermiştir. Jüpiter Mezopotamya için uğurlu kabul edilmiş, Satürn'ün barış, adalet, düzen ve güvenlik temsilcisi olduğuna inanılmıştı.
Astronomi ve astrolojinin iç içe girmesi Mezopotamya'da Babil döneminin sonuna kadar devam etmiştir ve ancak bu dönemden sonra dini ve mitolojik görüşün yerini daha bilimsel bir görüş almıştır. Yeni Babil döneminde astronomi olaylarının kaydının tutulması ciddiyetle yapılmış, tam Ay tutulmalarının 18 yılda bir tekrarladığını yine onlar tarafından keşfetmiştir. Günümüzde buna "Saros Döngüsü" adı verilir.
Sümerlerde evren, yeryüzü ve gökyüzü olarak iki ana unsurdan oluşur. Bütün tanrılar bu ana yaratıcıların altında toplanmıştır. Sümer inancında gökyüzü her zaman önemli bir bölge olmuş, yıldızları tanrılarla eşleştirmişlerdir. “Ziggurat” adı verilen piramit biçiminde kule tapınakları da bu yüzden yapmışlardır;Tanrılara yakın olabilmek adına "gök kadar yüksek" diye tanımladıkları bu tapınaklar sayesinde göğün merdivenlerini tırmanabileceklerini ve böylece tanrılara ulaşabileceklerini düşünmüşlerdir.
Lakin Sümer inancına göre gökyüzü katlardan oluşuyordu. Ünlü Sümerolog Kramer’in oluşturduğu Sümer alfabe tablosunun ilk harfi yıldız resmiyle başlar; Sümerce "An",kelimesi, "gök" sözcüğünü simgeler. Öte yandan aynı işaret, Dingir, yani "Tanrı" sözcüğünü göstermek için de kullanılmıştır. Dolayısıyla Sümerlerin tanrı olarak yıldız motifini kullanmaları dinlerinin ne kadar gökyüzü bağlantılı olduğunun açık emaresidir. M.Ö.3.bin yılın sonuna doğru tarihlenen çivi yazılı Sümer krallık listesinin başında şöyle der:“Göksel krallık yeryüzüne indiğinde, Eridu’da gelişti.”Yine Sümerlere ait olan ve dünyanın bilinen en eski yasa kitabesinin girişinde şu ifadeye yer verilir: "Dünya yaratıldıktan, Sümer ülkesinin ve Ur kentinin yazgıları belirlendikten sonra, Sümer panteonunun iki baş tanrısı, An ile Enlil ay-tanrısı Nanna'yı Ur krallıgına atadılar. Sözü geçen An, gök tanrısıdır ve Ki, yani yer tanrısı ile birleşiminden hava tanrısı Enlil doğmuştur. Ay tanrısı Nanna ise hava tanrısı Enlil’in çocuğudur.
Çivi yazısı metinleri ve ilahi sembollerle kaplı olan Kudurru taşları, MÖ 7.yüzyılın ilk yarısına kadar üretilmiştir; Bunların bir kopyası da tapınaklara yerleştirilirdi.British Museum’da bulunan ve görselini paylaştığım Kudurru örneği, Güneş, Ay ve sekiz köşeli yıldız sembolleri ile taçlandırılmıştır ve bu semboller Babil Panteonu'nun genel yıldız karakterini yansıtmaktadır. Alt katmanların ise akrep, koç, balık, yılan, kuş, kaplumbağa gibi bir takım hayvan sembolleri ile bezendiğini görüyoruz.
30 günlük takvimi, 24 saati, 12 ayı, yılı, bulan sümerlerdir, tarihte bilinen en eski yazı olan çivi yazısı da bu sümerlere aittir. matematikte 4 işlemi ve dairenin alanını hesaplamayı bulan, tekerleği icat eden, tarımda pek çok ilki gerçekleştirenler yine sümerlerdir. astronomide de çok ileri oldukları ve bütün gezegenleri bildikleri söylenir fakat teleskop olmadan bunu nasıl yaptıklarını kimse bilmiyor. ayrıca yahudilik,hristiyanlık ve en son islam ile beraber gelen ortadoğu din geleneğini de başlatanlar sümerlerdir.