213 yıl önce bugün doğmuş bir yazara borçluyuz bu sayının temasını,bahsettiğim yazar, yüksek empati yeteneği sayesinde modern roman anlayışının temellerini atan gerçekçilik akımının öncüsü honore de balzac'dan başkası değil.
tüm insanların aslında iyiyi ve kötüyü barındırdıkları, hatta temel motivasyolarının aynı olması nedeniyle, kimsenin kimseden çok da farklı olmadığını anlatmaya çalıştığı dev üst eseri insanlık komedyası'nın ilk kitabı goriot baba, bu vasfıyla aynı zamanda gerçekçiliğin de ilk kitabı olarak kabul edilir.
adeta bir matematik denklemi kusursuzluğunda inşa ettiği kurguyu, kelimeleri hiç de ekonomik kullanmadığı tasvirler ile birleştiren balzac, bu sayede hem okurun karakter ile empati kurmasını, hem de tasviri zor duygulanımların okurun kafasında canlanmasını sağlar, bu nedenledir ki vadideki zambak isimli eseri, aşkı en iyi anlatan kitap olarak kabul edilmiştir.
karakterlerini dış görünüşleri ile tasvire başlayan balzac, mutlaka onların derilerine değinmiştir. bu nedenle biz de bu sayıda aynı konuya değinmek istedik. bakalım deri teması yazarlarımızda ne gibi çağrışımlar yaptırmış.
7. sayı öykü seçim ekibi: biradetbeyfendi, efervesantadem, esesdopiyespiyes, experimental, mbaran, ischam
***
duyuru 1: 19 mayıs tarihinde istanbul beyoğlu'nda (mekan henüz netleşmedi) bir zirvemiz olacak. söykü'ye öykü yollamış, söykü'den bir öykü okumuş herkesi bekliyoruz, güzel bir de hediyemiz olacak gelenlere. detaylı bilgi için (bkz: 19 mayıs 2012 söykü zirvesi) başlığını takip edebilirsiniz.
tüm öyküleri tek tek okudum. baya başarılı hikayeler var. fakat hiç sevişilmemiş. insan o yazılara biraz seks, biraz entrika, biraz meme ucu falan katardı. çok ciddiyim, zira deri konusu sevişgen bir konuydu..
örneğin hikayenin birinde siyah deri elbiseli bi kız olabilirdi. hani şu bünyeye yapışan cinsten giyip tüm bakir erkeklere falan veriyo olabilirdi. süperman gibi bişey yani, halk kahramanı. yakaladığına domalıyo, yakaladığına domalıyo falan. bence olmalıydı. hem düşünsenize bu hanım kızımız ülke de bakir erkek bırakmıcaktı. elinde kırbaç cadde cadde gezip ılık götlülerin korkulu rüyası olacaktı. şlak şlak onu gören perdeleri çekecekti...
neyse, yine de güzel hikayeler var. yazanların kalemine sağlık. tebrikler amk.
Öykü keskin kavramlara uğruyor, ikilemleri irdeliyor. Bir yerde aldatılmış bir kadının kafasının içine sokuyor okuyucuyu, diğer yerde aldatılmış bir adamın seçimlerine misafir ediyor. Aldatılmış adamın kafası demiyorum çünkü erkeğin duyguları, aldatıldıktan sonra mantığına çok kez galebe çalar. intikamını mantığı ile değil çoğu zaman duygusu ile bir zemine oturtur. Bu noktada yazar okuyucuyu erkeğin kalbine, kadının ise ürkütücü zekasına itiyor.
kadın, kendi yöntemiyle intikam peşinde koşuyor. öyle ki acımasızlığı, erkeğin duygularıyla oynayıp parasını almak yönünde. bunu da öyle sağlam temeller üzerine oturtuyor ki, kadın olmanın ona verdiği yeteneklerini, zekasını kullanmaktan bahsediyor. yazar, Bunu yaparken ki karakter tahlili, kafasında canlandırdığı o erkeği o kadar iyi işlemiş ki, kadının kaotik ve kıvrak zekasına hayran bırakıyor okuyucuyu. Aynı zamanda kadının kafasının anlaşılmazlığını, zorluğunu bir kere daha kanıtlıyor. anlaşılmaz nokta ise; neden boş verip, yoluna devam etmediği. neden bu kadar sert bir intikam peşinde olduğu. tam da bu önyargı ile yaklaşacakken, aslında erkeğin de intikamcı olabileceğini yüzümüze vuruyor yazar.
diğer yanda, yukarıda da dediğim gibi intikamı çok daha farklı olan, duygulara yönelik olan bir erkek var elimizde. erkek, gücünün verdiği rahatlık itibariyle binlerce entrika kurmak yerine, fiziksel gücünü, şiddete her an meyilli duyguları ile birleştirerek intikam almak peşinde. ve bunu en vahşi eylem olan insan öldürme ile gerçekleştiriyor. gelin görün ki o da sonunda tıpkı intikam hırsıyla yanıp tutuştuğu günlerin başlangıcı gibi beş yıl sonrasında vicdan azabından yanıp tutuşuyor. gerçi vicdan azabını tıbbi yardımlarla bastırmak yerine, oraya küçük betimlemelerle erkeğin psikolojisi yansısaydı, mesela bir gece kriz geçirip odasını dağıtsaydı, kendisine zarar verseydi, uyuşturucu kullanasydı, yazı çok daha harika bir kaynaktan, dramdan beslenmiş olacaktı.
Karakterlerin buluşma anı ise öykünün zirve noktasını oluşturuyor.
Okuyucuyu etik açısından zorlayan kısımlar ise karakterlerin gölgeleri, geçmişleri. iki taraf ne tam masum, ne tam kötü. Ancak sebepleri doğrultusunda makul ölçüde kabul edilebilirler. Zaten bu iki benzer ancak yine de uç noktalarda gezinen karakterin birleşimi, belki de hareketsiz bir objenin durdulamayan bir güç ile çarpışmasında açığa çıkacak enerji gibi bir sonucu akıllara getiriyor. Tam o sırada yazar yüreklere su serpip, ortak payede birleşmiş iki kötü ama özünde geçerli karakterin nerdeyse mükemmel bir uyumunu açıklıyor. ancak ne var ki buluşmanın sonrasını göremiyoruz. o da okuyucuya bırakılıyor, ya mükemmel bir uyum sağlanacak, ya da kadın, karşısındaki bu pişman, yeni sayfa açmaya niyetli adamı kaybedecek.
sorgulanabilir bir diğer etik nokta; kadının ürettiği bu intikam ürününü "başkalarına iyilik" kılıfına giydirmesi. kadın, erkeğin vicdan gel-gitlerinin aksine vicdanını, kendine yarattığı o mantık ile geçiştirmeye çalışıyor. ve diyor ki benim sayemde artık kadın aldatamayacaksınız. size mükemmel kadını sunacağım. aldatıldıktan sonra okuyucuya sosyopat bir kadın sunan yazar bununla da yetinmeyip ona müthiş bir ego ve çok tartışmalı bir mantık yüklüyor. bir adım daha ileri gidip kadının zekasının ne kadar duygu-tanımaz olduğunu açıklıyor. öyle ki kadın ne vicdan dinliyor ne de onu konuşturmaya izin veriyor.
Hikayede gel-gitler de mevcut. Benim her zaman eleştirdiğim, bir öyküde coğrafyanın önemi. Batı ya da Doğu kültürünün anlamsız bir şekilde, amatörce birbirine karıştırılması. Eğer bir öykü, belli bir coğrafyada geçecekse, örneklendirmelerin de ağırlıklı olarak o coğrafyadan olmasını tercih etmişimdir hep. Karakterin doğulu olup da karakterin ruh halinin kasvetli olduğunu anlatan kısımlardaki o kasveti örneklendiren batılı öğeler, ne yazık ki çok sırıtıyor. Kasvet edebiyatından örneklendirme yapılacaksa bizim coğrafyanın edebiyatı irdelenmeli ve buradan malzemeler kullanılmalı derim her zaman. Yazarın özgürlüğü bir yana, elindeki malzemeleri ustaca kullanma yeteneğini eleştirmek öte yana. Benim yaptığım bu ikincisi. Dram edebiyatı işleniyorsa bir öyküde, ötelere gitmeden de bir kemalettin tuğcu örneklendirmesi yapılabilir mesela (kendisinin türk toplumuna olan etkilerini her ne kadar hazzetmesemde). Ya da kasvet, bir peyami safa ile, özeleştiri bir ahmet haşim le, aşk da bir cemil meriç le irdelenebilir. vicdan bir necip fazıl ile.
Ben yine de yazarın seçimlerine saygı duyuyor, edgar allan poe gibi taptığım bir ismi öyküsünde andığı için kendisine ayrı teşekkür ediyorum.
Öykünün dili üst düzey, betimlemeleri şahane. Tema alt metinlerde gizli ve oldukça güçlü. iki bireyin sakladığı, örtmeye çalıştığı ya da silmeye çalıştığı izler, deri temasına çok uygun. ya da yeni bir hayat peşinde koşan erkeğin deri değiştirme çabası, intikam peşinde koşan kadının ise eski derisinden eser kalmaması gibi.
Hikaye çok iyi başlıyor. Öyle iyi başlıyor ki ilk paragrafın monologunu kafanda yapıveriyorsun. Hemen sonrasında gelen club tarifinde işler biraz karışıyor. Tarif edilen yerin club olduğunu anlamadan diyaloglara geçince, diyalogların o girişteki futuristik ya da yer altı atmosferi ile tutarsız olduğunu hissediyorsun. Bunun nedeni: clubın dekorasyonunun hatta kadının elbisesinin dahi komple beyaz olması. Bu tür radikal betimlemeler öykünün temeli ile ilişkili olmalı. Ama mesela beyaz değil de pembe rengi kullanılmış olsaydı okuyucu belki daha bir yakın dururdu club havasına. Ben o satırları okurken aklımdan sci-fi olay örgüsü geçiriyorum mesela. Tam o esnada diyaloglar başlıyor ve böyle olmamalı, sokak ağızlı. Daha klas olmalı diyorum.
Ancak sonradan tarif edilen yerin club olduğunu anlıyor ve diyaloglardan keseceğim puandan vaz geçiyorum, tutarlılık adına. Girişteki bu kaos ne yazık ki hikayeden soğutucu bir etmen. Klas bir girişin bayağılaşması son derece rahatsız edici. Bayağılaşma, karakterin özünden ötürü ise bu anlaşılır. Ancak bayağı bir karakterin işleneceği öyküye de üst düzey betimleme de verilmemeli gibi. Anlatıcı, yazarın yeteneğinin ortaya çıktığı kısımdır ancak öykünün dinamiklerine göre de yeteniğini şekillendirmesi, gerekirse kısıtlaması gerekir bence.
Hikayenin bir kısmı üst düzey, bir kısmı orta düzey olmamalı. Yine başlardaki uzun cümleler, orta ve sonlardaki kısa kısa diyaloglar ve anlatıcının aceleye getirmiş üslubu ile rahatsızlık oluşuyor okuyucuda. Dilin kesinlikle iyi kullanılmasına rağmen öyküye verilecek o karizmatik atmosfer, ne yazık ki bir yerden sonra kopmaya başlıyor. Eğlenceli, merak uyandırıcı bir öykü.
ucuz ve sıradanlaşmış bir hayattan alınmış dersleri sıkı sözcüklerle manevra yaparak aktarmış ve öyküyü kotarmış yazar.
özel isimlere gelen ekleri tırnak işareti ile ayırsa daha bir şık olacakmış ama o da nazar boncuğu olsun.
fakat finali, elinde valiziyle giden ve o hataları yapan kıza değil de, yıllar sonraki nurgül'e yazdırması gerektiğini düşünüyorum.
çünkü sonuç bölümündeki kadın, hikayede anlatılan kızdan çok daha olgun.
Yine bol emek kokan bir sayı olmuş. Öncesinde de yazılarını çok beğendiğim yazar arkadaşlarımın hikayelerini görünce, iyiden iyiye okumak için heyecan duyduğum sayı halini almıştır. Bekle beni deri yorumlarımla geliyorum. *
Biradetbeyfendi' nin beni şaşırttığı bir yazı oldu. Bol betimlemelerini, ağrı ve ağdalı dilini, bulamadığım bir öykü olmuştur. Ama içimden gelen ses, bir şeylerin etkisinde kalarak bunları yazdığını söylüyor. Bilmiyorum ama, bu kez eksik kalmış gibi... Oysa farklı betimlemelerin, kelimeleri birbirine yakıştırmanın, timsalidir biradetbeyfendi. Anladığım kadarıyla bu kez fazla birikmiş, ve hangi cümleyi yazacağını bilememiş. Okunası güzel bir hikaye, ancak yarım kalmış gibi...
Emeğine sağlık.
Kesinlikle çok farklı bir konu olmuş. Deri cüzdan ve de yaşattığı döngü çok hoş geldi bana. Okurken bir anda akıp gitti hikaye. Bazen bu kadar da olmaz dedirtti ama, üslup, içerik çok farklıydı. Ellerine sağlık.
Farklı bir hikaye olmuş, okunuyor hemen, akıp gidiyor. Ancak ufak kopmalar var sanki. Yani sözde saftirik olduğunu belirten, daha göze çarpıcı bir olayla bitebilirdi. Ya da, kadınlarla konuşmalarından sonra Ali, onlardan buluşma koparmış olabilirdi. Ya da biraz önce giden kadınları arayıp, babam çıktı, hadi gelin de diyebilirdi.
En azından biraz komik, biraz da çarpıcı bir göz açıklık sergilenebilirdi diye düşünüyorum nedense. Kısaca hikayenin modu son bölümde düşmüş.
Okunası bir hikaye yine de, ellerine sağlık.
pudra keçi sakal ve striptizci
Güzel bir hikaye olmuş. Ancak deri kelimesi yerine cilt kullanmış experimental. Ya da ben deri kelimesini kaçırdım. Bilemiyorum. Kelimelerden öte, imladan öte benzetmeler ve de konu ile ilgilenirim ben. Üslubunu, hikayeyi beğendim ama deri yerine cilt kullanmasını sevmedim. Daha öncesinde de deri yerine cilt de kullanılabilir denmiş miydi onu da hatırlamıyorum açıkçası.
Ama beğendim, güzel bir hikaye.
Emeğine sağlık.
bir yazar, öykü kurgulama sürecinde çok değişken ruh halleri içerisinde bulunabilir ve bu halleri, bahse konu süreç içerisinde öyküsüne belirgin olarak yansır. ancak, böylesi bir durumda dahi genel hatları ile de olsa neyi, ne için yazdığı hususunda okuyucuya ip uçları vermelidir ki okuyucu onları kullanarak doğru tespitlerde bulunabilsin.
kimi yazarlar ise öykülerinde, belli bir olay veya durumu, bulunulan koşullarla birlikte objektif bir biçimde okuyucuya yansıtarak tespitleri, okuyucunun kişisel düşünceleri ile yapmasını isteyebilirler.
her iki durumda da, öykünün yapısal dengeleri koruması esastır. okuyucu, yazar tarafından verilen ipuçlarını kullanarak girift olayları çözmekten hoşlanır ancak, onun bir çıkmaza itilmesi veya girift olayları çözdükten sonra onu tatmin etmeyen, basit kazanımlar elde etmesi sinirlendirir.
aynadaki yılan'ın görünürde vermek istediği, sosyal yaşama kırgın bir insanın bu gereksinimini, çeşitli hayvanları besleyip-büyütme yoluyla giderme, bunu yaparken de tutsak olduklarını hissettirmeme hassasiyeti ile onları, ait oldukları doğal yaşama kazandırma gayretleridir.
fantastik bir çizgide gelişen öyküdeki olay, yetiştirdiği hayvanları doğal yaşama bıraktıktan sonra başlar ki burada, kahramanın iki temel korkusu ortaya çıkar.
- onlar bensiz yaşayabilecekler mi?
- ben onlarsız nasıl yaşayacağım?
gerçekçi başlayan öykülerin fantastik bir hale dönüştürülmesi, yoğun çevre ve yardımcı kahraman tasvirlerini içeren belli bir hazırlık ve geçiş döneminden sonra olmalıdır ki okuyucu kendisini karşılaşacağı olaylara hazırlayabilsin. bu kadar kısa bir öyküde bunu başarabilmek mümkün değildir.
kanımca, öykünün yumuşak karnı da burasıdır. yani, çevre ve yardımcı kahraman tasvirleri yetersiz olduğundan, aniden ortaya çıkan dev örümcek ve onu yiyen yılan, esas kahramanın halüsinasyonları dahi olsa, okuyucu nezdinde istenen güçlü etkiyi yaratamamışlardır.
bu noktada, başlangıçtaki açıklamalarımıza dönersek; öykümüz, iskelet ve anlatım dili anlamında başarılı buna karşın, çevre ve yardımcı kahraman tasvirleri açısından yetersiz kalmıştır.
Öyle güzel bir hikaye olmuş ki, okunup rafa kaldırılan, sonra yeniden okuma isteği uyandıran kitaplara banzettim. Daha önceki yazısına da sevmiş olmama rağmen, bu hikayede tam anlamıyla kendini bulmuş yazar. işlediği konular da fazlası ile farklı. Örneğin, bir önceki kaynaştırma öğrencisi. Şimdiki deri hastalığı olan bir genç. Kesinlikle, bu sayıda okuduğum ve de en çok beğendiğim hikaye diyebilirim. Ama önce diğerlerini de bitirmem gerekiyor. *
Emeğine sağlık, tebrik ederim. *
büyük süprizle biten sonu için bile okunası bir hikaye olmuş. yazar belli ki hayalgücü konusunda çok da sıkıntısı olmayan bir arkadaş. kendisini kutlarım. olayı anlatış biçimi de kurguyu sahne sahne okuyucunun gözünde canlandırmak şeklinde. sen bir şey katmadan, sadece okuyarak, yazarın kurgusu olan sahnede olayları seyrediyorsun.
tutku ve aşk bir zaman kaybı olabilir mi? genlerimizde ki çoğal-üre-soyunu devam ettir emirlerini dinlemeden tutku ile bağlandığın kadın ile geçirdiğin yıllar kayıpmıdır? bu kadına yıllarını verdiğinde ve bir gün artık hayatının daha az bir kısmı kaldığında yaşadığın eski günler için şükür mü etmelisin yoksa bu yılları bir zaman kaybı ya da geç kalmışlık olarak mı görürsün?
hikayemiz tutkulu ama çıkmaz sokağa giren bir aşkı anlatıyor. benim için özel anlamları vardı, tamamen kişisel çağrışımlara sebeb oldu yazara teşekkürler.
--spoiler--
hikaye bana nedensizce "city of angels" filmini de hatırlattı, ama henüz okumayanlara şimdiden söyleyeyim hikayenin bu film ile alakası yok. çağrışım yapan şey kadın doktor ve yazarın hikayede gizlediği motorsiklet kazası. ( filmde ki doktor kadının bisiklet kazası gibi, alakasız bir şekilde birden bire.)
--spoiler--
misafiri olduğumuz "esnaf" bir adamın dükkanında ki kısa bir olay örgüsü içinde bir kaç kişilik ve tek perdelik bir parodi. diyalogları çok başarılı buldum.
genel de bu tip esnaflar köyünden yeni gelmiş insanlar arasından değilde babadan beri çarşının aynı yerindeki dükkanlarda görülür. onlar en az dört kuşaktır istanbuldadır. genlerine bir yerlerden "ahilik" bulaşmış olur. yazar ise bu çatışmayı yani köyden şehre gelip esnaflık yapan sözde açık gözlü kurnaz esnaf ile şehirli ve babadan esnaf çatışmasını , köyden gelen misafir ve şehre çabuk uyum sağlamış köysoylu esnaf arasındaki diyalogları ile vermiş. belki de tam olarak istediği bu olmasa da.
çabucak biten ve hoş vakit geçirebileceğiniz güzel bir hikaye.
Kısa bir hikaye olmuş bence. Sözcükler, kelime seçimleri çok iyi. Farklı bir konu seçmiş. Ancak kendime benzettim bu yazarı. O da benim gibi uzun cümleleri seviyor. Okuyucuyu yoruyor derlerdi de, inanmazdım. Hakikaten yoruldum. * Hikaye Daha uzun olsaydı, daha keyifli olacaktı sanki.
Emeğine sağlık.
Gerçekten de farklı konuların buluştuğu bir sayı olmuş deri. Maden konusunu çok güzel işlemiş yazar. Ancak -ki ve de -de bağlacında ciddi sorunları var. Btişik ve ayrı yazımlara dikkat etmemesi hikayeyi okurken, kafamın dağılmasına sebep oldu.
ilgi eki, edat, bağlaç sorununu çözerse, daha da iyi yazabileceğini sanıyorum.
Emeğine sağlık.