çay bardağında bırakılan dudak payı kadar uzak kalamam gözlerine...
dizeleriyle yani hocam adam yazmış yazmakla kalmamıs döşemiş yorumlarına sebep olan şahıs.
hemen hemen her obje'nin tarihini anında anektodlarla anlatabilen. oyuncak sevdasını kurduğu müze ile taçlandırmış sohbeti keyifli, ancak uzun sürede baygınlık verebilen güzide insan.
(bkz: ayaklı ansiklopedi)
izlemekten ve okumaktan büyük zevk aldığım yazar, şair, tv programcısı. bu kadar çok şeyi bilmek önemli bir erdemken, bildiklerini bu kadar güzel, karşındakini sıkmadan aktarmak apayrı bir erdem. işte sunay akın da böyle bir insan.
hep anlatsın, hep dinleyelim...
heyecanlı insan...kendisine, oyuncak müzesi için teşekkür etmeme izin vermeden çatır çatır anlattıydı bir şeyler...
(#2203285)bu şiirinin de ailecek hastasıyız.
hiç istemesemde yılmaz erdoğanla kıyaslamak zorunda kaldıgım şair mi desem ne desem bilemediğim kişi..
kendisinin tanımını yine yılmaz erdoğan uzerinden yapacağım ki ondan da hiç haz etmem..
yılmaz erdoğan dan daha kötü komedyen,daha iyi şair..şiirleri genelde cocukluk istanbul kız kulesi temaları üzerinde yoğunlaşır ki burda kendisine aş artık kendini sunay abi diyorum..
bir de o tv programındaki hali tavrı çok itici..ramazan ortamlarında da eğreti duyuyor..*
o bir ayaklı kütüphane.olayları birbirine masalımsı şekilde bağlayabilen tek insan.
temiz yüzü,gülen gözleri ve o duru sesiyle anlattığı hikayelerle kalbime girdi.seni çok seviyorum sunay akın
coşkusu ile süper bir akşam geçirmemi sağlamış yazar, televizyon izlerken nadiren başından kalkmama ihtiyacı hisseder ve ekrana sevgi dolu gözlerle bakarım. anlattığı hikayelerle masalla başlayan günü masalla biten bir geceyle uğurlamama vesile olmuştur. denizaltı hikayesi mi dersiniz,muhsin ertuğrul ve nazım hikmet mi, şarlo mu, nasrettin hoca mı, gelibolu mu, dumlupınar mı, hitler mi mussolini mi, aşık veysel mi, neyzen tevfik mi ve daha neler neler. öyle de güzel öyle de içten anlatıyor ki hikayelerini, dev gibi bir adam ama yerinde duramıyor, kafasını tavana vurmaktan korkmayanlardan hani. ikinci kez gelse dünyaya denizaltıcı olmak istermiş, öyle de severmiş denizcileri.
Bir an önce görülsün
diye Akdeniz
Toroslar'da ağaçlar
hep çocuk
kalır. *
"hayat oyundur. insan herşeyi oyun için icat etmiştir. tekerleği araba için icat etseler önce arabayı icat ederler aaa bunun gitmesi için dönen birşey lazım derlerdi. niçin icat edildi tekerlek çünkü çemberdi onu çevirerek oynamak için icat ettiler. yıldırım; herkes ondan korkar değil mi? benjamin franklin diye bir adam çıktı ve uçurtmanın kuyruğuna anahtar taktı ve yeryüzüne yıldırımı hediye etti. paratoneri icat etmek için mi yaptı? uçurtma uçurmak istiyordu."
"ikinci dünya savaşında hitlerle dalga geçen bir adama radyodan Türklere bir mesajınız var mı? dediler. ve o adam nasrettin hocayı anlattı. bana mı inanıyorsun eşeğin anırmasına mı? dünyayı güldüren bir adam bizim nasrettin hoca'ya gülüyordu. ve fıkranın sonunda şöyle dedi; eşeklerin anırmasına inanmayı bırakıp, insanlara inansınlar. ve dönemin vatan gazetesinde bu demeç olduğu gibi yayınlandı. ne oldu biliyor musunuz? nasrettin hoca ve charlie chaplin ilk kez bir araya geldiler ve o gazete iki ay kapandı."
yol kenarındaki
yağmur mazgallarını
kumbara sanıp
harçlığımı atardım
bu yüzden en çok denizden alacaklıyım.
...
bir kez olsun çıkmazken ağzından
seni sevdiğimi
hergün söylememi yadırgama
bil ki bu şehirde
iskelenin verilmesini
beklemeden atlarım vapurlara.
...
diye mısralar dizen , sahil kentlerinde oturanların daha iyi anlayıp daha çok seveceklerini düşündüğüm insandır.
5 yasında sünnet cocuguyken fotograf çekilmesi için eline verilen oyuncak geminin, fotograf sonrası elinden alınmasına cok içerlemiş ve oyuncak müzesini kurmustur. ve o 5 yasında elinde olan gemiyide almanya da bir antikacıda bulmus ve müzesine koymus. o derece azimli, aşmış, entellektüel birikimli meddah.
''benden kısadır boyun
bir köy otobüsünün
dağa tırmanması
gibi uzanırsın
dudaklarıma...
katılmaz oldu nicedir yolumuzun
tozu dumanına...'' şeklinde can alıcı bir nüktesi de bulunan şiir insanı.
Ortancasıyım üç kardeşin
hiç tatmadığı için
acırken ağabeyime
kıskanç gözlerle bakarım
iki insan sıcaklığı üstünden
dünyaya gelen
kardeşime
Kutsal kitaplarda
aramam boşuna
bir işaret
bilirim ki kuşların
silah sesinden
ürkmediği gün kopacak
kıyamet
Bilemezsiniz yüreğime neler olduğunu
nasıl ki bir korsanın
denize attığı rom şişesini
limana demirleyen geminin
çapasıyla kırdığından
hiçkimsenin haberi
olmuyorsa
Birbirinin üstüne
ters çevirerek içimdeki iskemleleri
uzaklaşırım aranızdan
çarşıda kaybolan bir çocuğun
elinde soğuyan
anne sıcaklığı
hızıyla...