Ana temsilcileri şunlardır; Zeno ( MÖ 334-262), CLEANTHES ( MÖ 303-233), MARCUS AURELIUS (121-180), EPICTETUS ( 60-117).
temel düşünceler iSE ŞUNLARDIR :
Tanrı tüm doğada bulunan mantıklı bir varlıktır.
Evrensel bir doğal yasa ve kardeşlik bulunmaktadır.
Kendini kontrol etme ve metanet yıkıcı duyguların üstesinden gelmede önemlidir.
Sakin bir şekilde bize verilen rolleri oynamalıyız. Tutularımız bizim kontrolümüz altındadır kaderimizi değiştiremesek de.
inayet, bilgiden, erdemden ve kontrol edilemeyen şeylerin kabulünden gelir.
stoacılık antik yunan ve roma’da gelişmiş bir felsefedir. 'stoik' sözcüğü ise 'acıya dayanıklı' anlamında kullanılmaktadır. peki neden? nasıl? nasıl beceriyorlar acıya dayanmayı?
öncelikle, stoacılar başlarına gelen kötü olayları ya da edindikleri kötü tecrübeleri kendilerini geliştirmek için birer fırsat olarak görürler. bu konuyla ilgili epiktetos şöyle söylemiş: “ıstırap yaşamdaki olaylardan değil, onları değerlendirme biçimimizden ortaya çıkar.”
ve bunun sonucunda şöyle bir ters psikoloji geliştirmişler: mesela insanlar canları sıkkın olduğunda ve işler kötü gittiğinde, "her şey yoluna girecek, her şey düzelecek" diye teselli eder ya kendini, stoacılar öyle yapmıyor. onlar bu avuntuların insanı sadece oyaladığını düşünüyor ve "her şey düzelecek" yerine, "her şey daha kötü olabilir, daha da zor günler gelebilir" diye düşünüyorlar.
yalnız dikkat, burada kötümser olmaktan bahsetmiyorum, o bambaşka bir şey. bu daha çok, gerçekçi ve hazırlıklı olmak gibi bir şey. stoacılar bu şekilde kendilerini en kötü durum senaryolarına hazırlayarak, aslında karşılaşabilecekleri her türlü trajedi için önceden hazırlanmış oluyor ve dayanma, karşı koyma güçlerini geliştiriyorlar. ayrıca ne kadar kötü bir vaziyette olursa olsunlar, böylece an’ın tadını çıkartmaya da devam edebiliyorlar.
stoacıların görüşlerine göre, “olan her şey, öyle olması gerektiği içindir.” hem, kontrol de bir yanılsama değil midir zaten? her an her şeyi kontrol edebilir miyiz gerçekten? yani hayatı biraz da akışına bırakmak daha güzel olmaz mıydı? zaten her şey dört dörtlük olsa bile -ki bu çok sıkıcı olurdu- illa ki bir şey (bkz: covid 19) çıkıp tüm planlarımızı alt üst etmez mi?
i.ö 300 civarında atina’da ortaya çıkan felsefe... temellerini aslen kıbrıs’lı olup bir deniz kazasından sonra atina’ya taşınan zenon atmıştır. zenon kendini dinlemeye gelenleri sütunlu bir yolda topladığı için helence “sütunlu yol” anlamına gelen stoa ismiyle anılmışlardır. stoacılık sonradan roma kültüründe önemli rol oynamıştır.
stoacılar bütün insanların aynı dünya aklından pay aldığını öne sürerler. doğal hak bütün insanlar için geçerlidir, köleler için de. insan topluluğunun önemini vurgularlar. ayrıca doğal süreçlerin (hastalık ve ölüm) doğanın değişmez yasalarına göre gerçekleştiğini vurgularlar. insanın kendi kaderiyle barışması gerekir. hiçbir şey rastlantı eseri değildir. her şey zorunlu olarak gerçekleşir ve kader gelip kapıyı çaldığında yakınmak pek bir işe yaramaz. insan yaşamındaki mutlu durumları da sakin bir biçimde karşılamalıdır.
stoacılar arasından devlet adamları da çıkmıştır; roma imparatoru marcus aurelius (i.s. 121-180) bunlardan biridir. daha sonra hatip, filozof ve politikacı olan cicero (i.ö. 106-43) gelir. cicero bireysel insanı merkeze yerleştiren bir dünya görüşünü anlatmak üzere “hümanizm” sözcüğünü ortaya atmıştır. bir başka stoacı olan seneca (i.ö. 4-i.s. 65) ise bunlardan bir kaç yıl sonra insan için insanın kutsal olduğunu yazdı. bu deyiş o günden sonra hümanizmin sloganı olmuştur.
Kıbrıslı filozof zenonun takipçilerinin kendilerine taktığı isimdir. Stoa o dönem yaygın olarak kullanılan mimari bir tarz aslında. Zenon ve takipçileride bu kemerli yapılardan bir tanesinin altında buluştukları için kendilerine stoacılar demişlerdir.
stoacılar epikür gibi mutluluğun insanın kendisine bağlı olduğunu, insanın kendi kendini mutlu edebileceğine inanırlar. ve tüm bunların kaynağının tanrıdan geldiğini, her şeyin tanrı temelli olduğunu söylerler.
Zevk ve acıyı küçümsemeleri, yaşamı ve ölümü önemsemiyor olmaları temel özellikleriydi. Azla yetinmek yaşamı alabildiğine basit kurmak beklenti ve umudu minimize etmek gibi tavırları göz önüne alındığında ; insanların geri kalanının cesaret ve motivasyonunu kırdığı eleştirisi yapılabilir.
evvela philoppos(ıı. filip) ardından yerine geçen oğlu büyük makedonya kralı iskender’in yunan şehir devletlerine birer birer boyun eğdirmesi helenistik dünya’nın kapılarının açılmasını sağlamıştır. helenistik dünya’da filozoflar, ‘’ ideal devlet, toplum, yasalar, askerlik vb. ’’ nasıl olmalıdır, sorularını bırakıp bireye dönük sorular sormaya başlamışlardır. bu filozofların kurduğu okullar (kinikler okulu, epikürosçular, stoacılar, skeptikler…) da bireyin nasıl erdemli ve mutlu olabileceği gibi kişisel sorunlara daha fazla yoğunlaşmışlardır. bunlardan belki de en uzun ömürlü olanlardan birisi ‘’ stoacılar ’’dır. zamanla roma imparatorluğu’nun resmî felsefesi haline gelen stoacıların öğretisi evrenselliğe ulaşmış ; seneca, epictetos, musonius rufus ve marcus aurelius gibi birçok düşünür ile birlikte çağları aşarak günümüzde de geçerliğini koruyan bir anlayış haline gelmiştir.
stoacılık, iö 3. yüzyılın ilk yarısında kıbrıslı (citiumlu) zenon tarafından kurulmuştur. kendisine kinikler okulu’nun öğretilerini yakın bulan zenon’un en çok etkilendiği filozoflardan birisi sokrates’ti. zira onun, yargılanması sırasındaki tutumu, kaçmayı reddetmesi, ölüm karşısındaki vakur duruşu stoacı öğretiye kusursuz bir biçimde uymaktadır. stoacılar için erken dönem kadercileri dersek herhalde yanlış bir cümle kurmuş olmayız. son derece kaderci olan bu öğreti aynı zamanda insanın özgür olduğunu da savunmuştur. bu dünyada olup biten birçok şey tanrı’nın iradesine dayanmaktadır. biz bunları değiştiremez yahut müdahale edemeyiz. o halde, mutlu olmak için ne yapabiliriz? stoacıların bu soruya cevabı ‘’dışsal etkenlerden etkilenmemeyi, onlara karşı kayıtsız kalmayı öğren!’’ şeklinde olacaktır. dolayısıyla stoacı öğretide, bireyin mutluluğu yalnızca kendi eylemlerine ve kendi düşüncelerine bağlıdır. kendinizi ne kadar iyi tanırsanız, yaşadığınız şeyleri de o kadar iyi anlar ve sağlıklı bir biçimde yorumlarsınız. böylece ‘’ kendine hakimiyet ’’ anlayışınızı geliştirerek sizi, hiçbir şeyin erdemden ve mutluluktan yoksun bırakmasına fırsat vermemiş olursunuz.
hayat size beklemediğiniz anlarda beklemediğiniz yaşantılar sunabilir. bu sizin elinizde olan bir şey değildir. o halde kendinizi yıpratmanızın, günlerce ağlamanızın sebebi nedir? burada size düşen aklınızı kullanmak ve yapmanız gereken en iyi şeyi belirlemektir. stoacıların deyimiyle kendi kaderinizin efendisi olmaktır.
bu öğretiyi, çağımıza uyarlayarak çok basit bir örnek ile maddeler halinde somutlaştırmak istiyorum:uzunca bir süre para biriktirdikten sonra hayalinizde olan arabaya ulaştınız.aracınızı kullanmaya başladınız fakat ikinci ayda aracınızda iflah olmaz bir motor arızası meydana geldi.
bu gibi bir durumda çoğumuz kızgınlık ve üzüntü duyarız. fakat stoacıların bize ‘’ dur! ’’ dediği nokta tam olarak burasıdır. siz elinizden geleni yaparak o araca ulaştınız. fakat sizin elinizde olmayan sebeplerden dolayı aracınızda bir arıza meydana geldi. bu durumda kendinizi üzmenizin sebebi, kendinize zarar verme ve mutsuzluğu seçme nedeniniz nedir? siz bunu hak edecek ne yaptınız? bu gibi sorularla meydana gelen olayda ‘’ kendilik etkisi ’’ni bulmanız gerekiyor. daha açık bir biçimde ifade etmek gerekirse başınıza gelen herhangi bir olayda(iyi ya da kötü) sizin payınız nedir? keza aklınızı ön plana alarak rasyonel soruları sormanız ve elinizden gelen bir şey olup olmayacağını belirlemeniz gerekmekte. eğer olayda herhangi bir suçunuz yoksa ve olay sizin iradeniz dışında gerçekleşmişse üzülmeniz tamamen anlamsızcadır.
--- spoiler ---
“ruhu olayların gidişatıyla sıkmayın. olayların gidişatının sizin sıkıntınıza ihtiyacı yoktur.”
‘’ istediğin zaman kendi içine çekilebilirsin çünkü insanın çekilebileceği hiçbir yer kendi içinden daha dingin olamaz.’’
burada belki de çoğunuzun aklına polyannacılık gelmiştir. fakat stoacılık polyannacılık’tan oldukça farklıdır. her şeyden evvel stoacı öğreti işe ‘’iyi yönünden bak’’ gibi bir felsefeye sahip değildir. onlar yalnızca yaşadığınız olaylarla gerçekçi bakmanızı ve durum değerlendirmesi yapmanızı isterler. onlara göre iradeniz dışında başınıza gelen bir olayda kendinizi üzmeniz, ruhunuzu hazdan yoksun bırakmanız ile sular kesildiği için çocuğunuza kızmanız arasında hiçbir fark yoktur. ikisi de anlamsız, yersiz ve faydasız davranışlardır.
--- spoiler ---
''ölmem gerekiyor. peki, inleyerek mi ölmeliyim? hapsedilmem gerekiyor. peki, mızmızlanmalı mıyım? sürgün edilmem gerekiyor. gülümseyerek, cesaretle ve huzur içinde ölmem engellenebilir mi?''
epikürcüler, acıdan kaçmanın insanı mutlu edeceğini felsefelerinin temeline oturtmuşlardır. stoacılar ise onlardan farklı olarak acıdan kaçmaktan ziyade acıyı fark etmenin ve onun üzerine akılcı düşünmenin faydalı olacağı görüşündedirler. fakat bunun yanında stoacılar bizim dışımızda gelişen ve bizi mutlu eden şeyleri de coşkuyla karşılayıp ondan fazlaca haz almamızı ahmakça bulurlar. onlar için erdem bir insanın hayatında var olan yegâne iyidir. sağlık, mal, mülk gibi şeylerin önemi yoktur. erdem irademize dayandığı için hayatımızda yer eden iyi ya da kötü her şey yalnızca bize bağlıdır. tüm malınızı kaybedebilirsiniz, mülklerinizden olabilirsiniz; ne çıkar? siz yine de erdemli bir hayat sürebilirsiniz. hakkınızda ölüm kararı dahi verilebilir, siz onu sokrates gibi asil bir hâle dönüştürebilirsiniz. bu tamamen sizin elinizde olan bir durumdur. diğerlerinin yalnızca dışsal şeyler üzerinde gücü vardır, tek gerçek iyi olan erdem, tamamen sizin elinizdedir.bizi mutsuz eden şeyler olaylar değil, bizim onlara bakış açımızdır.
stoacı filozoflardan bir devlet adamı olan seneca , neron ’u öldürmek ve onun yerine başka bir imparatoru geçirmeyi planlamakla suçlanarak ölüme mâhkum edilmiştir. daha evvel devlete yaptığı büyük hizmetler göz önüne alınarak intihâr etmesine izin verilmiştir. vasiyetini yazmasına dahi zamanı olmadığı söylenince ailesine dönerek: ‘’aldırmayın, size dünyevi zengiliklerden daha değerli olan bir şeyi, erdemli bir yaşam örneği bırakıyorum.’’ demiştir. ardından intiharı için damarlarını açarak sekreterlerini son sözlerini yazması için yanına çağırmıştır. söz konusu durumda da görüldüğü üzere stoacılar erdemi her şeyden yüce tutmuşlar ve buna göre yaşamışlardır.
seneca ’ya göre pek çoğumuz hayallerimizde gerçekte olduğumuzdan çok daha fazla mutsuzuzdur. canlılar aleminde düşünceleri ile mutlu ya da mutsuz olabilen yegâne varlık insandır. ve ekseriyetle düşüncelerinde mutsuzluğu barındırmaktadır. sizi tedirgin eden, mutsuzluğa sürükleyen şey başkalarının yapıp ettiklerinden çok kendi düşüncelerinizdir. siz izin vermediğiniz müddetçe kimsenin sizi üzemeyeceği aşikârdır. kişelere yahut olaylara yüklediğiniz anlam ve onlara verdiğiniz değer tamamen düşüncelerinizden kaynaklıdır. eğer düşüncelerinize hükmetmeyi öğrenebilir ve gerçekçi bir şekilde yorumlamalar yaparsanız hayatınızdan birçok kaygıyı atabilirsiniz. bu amaçla kendinize belki de şu soruları sormak ve onları gerçekçi şekilde cevaplandırmak bir adım atmak için faydalı olacaktır:sahip olduklarınız neden sizin için yeterince iyi değil?yaşadığınız kötü olaylarda iradeniz ne kadar etkili oldu? elinizdekinden daha iyisine sahip olmak sizi gerçekten ne kadar mutlu edecek? kendi doğanızın şartlarına göre mi yoksa başkalarının size dayattığı yapay bir çevrenin şartlarına göre mi yaşıyorsunuz?
kinikler okulu’nun bir devamı olarak kabul edilen stoacıların öğretisini bu okulun en önemli üyesi olan diyojen ’in bir sözü ile özetleyip yazıma buradan son vermenin yerinde olacağı kanaatindeyim.
'' insanlar, mutlu olmak elindeyken perişan olmayı tercih ediyor. cahil insan, köleler efendilerine nasıl boyun eğiyorsa, arzularına öyle itaat ediyor. ve arzularını kontrol edemediği için asla huzura erişemiyor.''
genel olarak "mutluluk" adı altında kısaltılır. ama genelde o mutluluğun bkz daki mutludan olduğunu belirtmez. nasıl ki fiziksel acılarımızın kaynağı bedenimizse, ruhsal sorunlarımızın,sıkıntılarımızın da kaynağı, beynimiz düşüncelerimizdir. onları nasıl sizi (bkz: mutlu) edecek şekilde düşünmeniz size kalmış bir olaydır.genel olarak günümüzdeki tüketici topluluğunu oluşturmak ve devamını sağlamak için insanlara "satın al"="mutluluk" fikri yerleştirilmiştir. bu sayede anlık-günlük olarak telefon, giysi,bilgisayar ,kendinden üstün gördüğün kişilerin bulunduğu mekanlarda bulunmak- (restoran cafeler vb.) gibi.şu anlık insanımızda yaygın olan telefon, araba kıyafet hastalığı bunun en büyük örnekleridir. kıyafeti isteyerek arzulayarak alırken ertesi gün yüzüne bakmaz duruma gelir, araba ve telefonda işler biraz daha farklı. insanların kendini şartlandırıp -e abi ihtiyacımız var bunu da mı almayalım dercesine kendisini kandıracak bir sebebe sığınmalarıdır. ne kadar ihtiyacınız var sorusunu kendilerine sormaları yeter. bilmem ne kadar rami var bilmem ne kadar ekran kartı, bilmem ne kadar megapiksel kameraya sahip gibi. 1969'da ay'a ayak basılmasındaki teknolojiden fazla teknolojiyi ceplerinizde taşıyorsunuz. bunun ne kadarını kullanıyoruz ve kullanıyorsunuz da daha fazlasını talep etmek gibi bir gaflete düşüyoruz?
"işte insanın çılgınlığı böyle bir şey. mutlu olmak elindeyken perişan olmayı tercih ediyor. bilinçsiz insan, köleler efendilerine nasıl itaat ediyorlarsa, arzularına öyle itaat ediyor. ve arzularını kontrol edemediği için asla huzur bulamıyor.?—?diyojen"
"ruhsal sıkıntılarımızın çoğu elimizde olmayan şeyleri isteme ve sahip olduğumuz şeylerin kıymetini bilmeme kaynaklı. "
“mutlu bir yaşam için pek az şey gerekli; gereken her şey içimizde ve düşünce biçimimizde.”?—?marcus aureliusz
temelini kinizm'den alıp, zenon tarafından ortaya atılmıştır. isim kökeni, yunanca ''sütunlu yol'' anlamına gelen stoa sözcüğünden gelmektedir. stoacıların başında cicero gelir. cicero, insanı merkeze yerleştiren bir dünya görüşünü anlatmak için hümanizm sözcüğünü ortaya atmıştır.