özlülük konusunda yüzyılın en iyi yazarlarındandır. eserlerini okurken sizi bileklerinizden kavrayarak çektiği dünyanın sınırlarını öyle güzel çizer ki içinizde sarıp sarmaladığınız benliğinizi dışarı çıkarmaktan çekinmezsiniz.
bir kadının yirmi dört saati adlı eserinde kendinizden uzak tutmaya çalıştığınız ama yaptıklarını bir türlü unutamadığınız o diğer benliğinizi bir yabancıya anlatma ihtiyacıyla tutuştuğunu zamanlarınızı hatırlarsınız. bazı şeylerin göründüğü ve hissedildiği gibi olmayacağını tokat gibi çarpar yüzünüze. insanların hayat hikayelerine bakış açınızı alt üst eder. ve bunları sadece 80 sayfada gerçekleştirir.
bir çöküşün öyküsündeyse bizi osmanlı dönemi cariyelerinden alışık olduğumuz "gözden düşen gözde" ruhuna yakın bir duyguya çeker. stefan zweig; bayan de prie'nin yalnızlığını, yalnız kaldıkça yaptığı hatalarını ve hatalarının onu götürdüğü son çırpınışlarını eliniz kolunu bağlı bir köşeden izlettirir size. bir mektup yazıp destek olma isteği uyandırmıştı bende.
okuduğum kitaplarından beni etkileyen yerlerin küçük bi kısmını paylaşabilirim. akıcı dili ve bence çok anlamlı hikayeleri ile okumasını sevdiğim yazarlardan.
olağanüstü bir gece,
“Bütün gece yana tutuşa aradığım şeyi bulmuştum sonunda: Birisi bana ihtiyaç duyuyor, beni arıyordu, ilk kez bu dünyaya ait birisi için var olduğumu hissediyordum.“
bilinmeyen bir kadının mektubu,
"Ve sanırım beni ölüm döşeğimden çağırsan, birden ayağa kalkıp sana gelecek gücü bulurdum."
satranç,
"Bize hiçbir şey yapmadılar, bizi tümüyle hiçliğin içine yerleştirdiler, çünkü bilindiği gibi yeryüzünde hiçbir şey insan ruhuna hiçlik kadar baskı yapmaz."
amok koşucusu,
"belki de insan her şeyi içine atmaktan boğuluyor zamanla.. öte yandan, insanlara da katlanamıyorum, çünkü bütün gün gülüyorlar.."
sabırsız yürek,
"Kendi kendinden nefret eden, iğrenen, dibe vurmuş, mahvolmuş insan ben, sana nasıl yük olmam ki! Biliyorum, benim gibi bir insanın sevmeye ve hele hele sevilmeye hiç hakkı yok! Böyle birisi kendi köşesinde kıvrılıp gebermeli, varlığıyla diğer insanları rahatsız etmemelidir. Evet, bütün bunları biliyorum, biliyorum ve bunu bildiğim için de kahroluyorum."
Son zamanlarda popüler kültür çatısının altına koyduğumuz yazardır.
Kitapları incecik olduğundan hemen okunabiliyor oluşu ülkemizde baya bir okur kazandırmış olduğunu görüyoruz.
Anlatımı çok naif çok güzel. Özellikle bir erkek olarak kadın karakterlerinin ruhuna bu kadar iyi girebilmesi müthiş bir şey.
Kader, yüreğe dıştan dokunmadan çok önce beyinde ve kanda içten içe ilerler her zaman. Kişinin kendini tanımaya başlaması aslında kendini savunmaya başlamasıdır ve bu, çoğu zaman beyhude bir savunmadır.
Stefan Zweig - Bir Kadının Yaşamından 24 Saat ve Bir Yüreğin Ölümü.
bir yazar popüler olmasın bizim memlekette, kusturana kadar her yayınevinin tezgahında, her vitrinde. Hayır, okuyanların hepsi de bir anda amok koşucusu, satranç ustası.
Tam da kafkaesk buhranlarımızdan yeni kurtulmuşken...
Malum zümreyi "koyun" olmakla suçlayan "aydın zümre"; ne kadar da özgün ve sürüden uzaksınız!
Hikaye konusunda usta olan zweig romanlarında gereksiz betimlemeleri uzun karakter tasvirleri ile roman hikâyenin uzatılmış şeklidir tezini bize kanıtlamıştır.
“Fakat sen kimsin ki benim için? Sen, beni asla, asla tanımayan, bir su birikintisinin yanından geçercesine yanımdan geçip giden, bir taşa basarcasına üstüme basan, hep, ama hep yoluna devam eden ve beni sonsuz bir bekleyiş içerisinde bırakan sen, kimsin ki benim için?”
her geçen gün bu ülkeyi daha çok sevmeyi öğrendim ve kendi dilimin dünyası battıktan, onu yitirdikten ve manevi vatanım avrupa kendisini yok ettikten sonra yeni bir yaşam kurmayı istemezdim.
birinin 60 yaşından sonra hayata yeniden başlaması özel güçler gerektirir ve ben bu güçleri yıllarca evsiz dolaşarak tükettim. dünyadaki en değerli şeyim, kişisel özgürlüğüm ve en güzel mutluluğum olan kültürel çalışmayı çok seven ben, hayatımı burada noktalıyorum.
tüm dostlarımı selamlıyorum. ümit ediyorum ki onlar, bu uzun karanlık geceden sonra şafağı görürler. en sabırsız olan ben, onlardan önce gidiyorum ( şafağı görmeye).
yazarın intihar notunda sevdiği ülke brezilya'dır. çünkü o bir avrupalı olarak farklı etnik kökene sahip insanların böylesine bir arada mutlu bir şekilde yaşadığını görmemiş hatta hitler kanserine tutulan avrupa'nın yani kendi halkının kan ve revan halinde savaştığı, ırkçılıkla uğraştığı sıralarda brezilya'da rengarenk insanların haftalarca süren festivallerinde o insanlarla mutluluğu yaşamıştır. fakat pek çok eğlenen insanın aksine o kalbinin en derinliklerinden insanların böylesine gereksiz konulardan öldürüldüğünü asla söküp atamamış, hitlerin tüm dünyayı yok edeceğine emin böyle güzel ülkenin ve mutlu insanların da yok olup gideceğini düşünmüştür. içinde milyarlarca insanın ölümü kadar bir kedere sahip olan bu güzel yazar yine onun kadar hassas sevgilisiyle birlikte intihar etmiştir.
bazı insanların kendi hayatlarının ötesinde büyük kederleri vardır.
10 üzerinden 5 veriyorum. vasattır. telif hakkı bitip, bedavaya ekmek su gibi üretilmeye başlandıktan, parlak popi dönemi bittikten sonra kitapları 2,5 liraya a101 e düşmüştür. bir zamanların modası olan her şey unutulmaya mahkûmdur.