herkesin anlıyomuş gibi "stanley kubrick" bir başka deyişine anlam veremediğim, stanley kubrick filmleri ile artislik yapanların ondan hiç birşey anlamadığını bildiğim yönetmendir.
kim onu anladıysa bence yalan söylüyordur.
dünyadaki ingmar bergman ve michelangelo antonioni haricindeki tüm yönetmenlerin üstad ve usta diyebileceği kral yönetmen...bir ütopya da yaratsa, bilim kurgudan da yararlansa sonuna kadar dokunabilecek kadar gerçek olan filmleri yapabilecek belki de tek yönetmen...
(bkz: dr.stranglove)
(bkz: a clockwork orange)
(bkz: the shining)
(bkz: kainatın en iyi yönetmeni)
a clockwork orange filminde Malcolm McDowell'a film çekimleri esnasında nazilerin hatırlatıldığı sahnede McDowell'ın gözlerini uzun zaman boyunca acı çektirecek biçimde açık kalması yönünde yaptığı baskı ve bunu sürekli tekrar yaptırmasıyla ne kadar kusursuz bir çalışma stiline sahip olduğu kolaylıkla anlaşılabilir.
sinemayla ilgilenen bünyelerin kayıtsız kalmaması gereken usta yönetmen. paths of glorydeki genel anti militarist tavra yıllar sonra full metal jackette ilk yarım saat itibariyle tavan yaptırmıştır.
filmlerinde oynattığı oyuncularla kavga ettiği biliniyor üstadın. her filmi tekrar tekrar izleyip belleğe yerleştirilesi olsa da a clockwork orange yüzyılın en mühimlerindendir!
naçizane fikrim paths of glory 'nin okullarda ders niteliğinde gösterilmesi!57 yapımıdır, gönlümüzdeki yeri ayrıdır! özellikle de finalinin...
sinemasındaki estetik kaygı ve mükemmelliyetçiliğin üzerinde ısrarla durulası dahi yönetmen. estetik kaygı paranoyaklık raddesinde bir tutum ve takıntı yaratmıştır filmlerinde. bu da sembolizm dahilinde mükemmelliyetçilik yapısını betimler. 2001: A Space Odyssey 'de şu malum kemiğin atılmasıyla bir anda uzay çağındaki güzide yerimizi aldık. insanlığın nerden nereye geldiğini bir sahnede devirmiş yönetmendir kendisi. bu sahne kanımca sinema tekniği açısından zirvedir! inanılmaz bir estetizmle süslüdür!
filmleriyle ilgili entelektüel kaygı açısından üzerine çok gelindiğini tahmin ediyorum. ırkçılık, anti militarist tavır veya filmlerindeki mesaj kaygısını çok kabullenmiyor üstat, belgeselinde. işin teknik kısmında bir kusursuzluğa yelken açılıyor onun tarafından.
filmlerine şu sadece mesaj kaygısıyla bakma zorunluluğundan bünyeyi kurtarmalı o da öyle diyor hep! kulak verelim, üstada.
yaşarken akademi tarafından takdir edilmemesi bir yana ölüm yıl dönümünde de akademi tarafından bir anma törenine layık görülmeyen sanırım akademinin küçük ve önemsiz ama dünyanın geri kalan büyük çoğunluğunun ordakilerden daha önemli ve o törendekilerden daha usta gördüğü yönetmen!
bütün filmlerinde yalnızca bir yerde türk kelimesi geçer. lolita filminde dindar kadın evleneceği ateist erkeğe ''bir türk bile olmanı kabul edebilirim ama ateist olmanı asla'' der.
jack nicholson'ın; hakkında "mükemmeliyetçi olmak mükemmel olmak anlamına gelmez." dediği yönetmen.
ahlak kavramını bitirici darbeler vuran detaylarıyla takdirimi toplamıştır.
cinsellik çağrıştıran objeleri rahatlıkla kullanabilmesiyle tabuları yıkma yolunda her bir filmi başına bir taş döşemiştir o yola.
iki savaş filmini izlediğim yönetmen. **
anlatımını şahane bulmamakla birlikte siyasi kaygılı mesajları da dandiktir. yalnız yine de eğlenceli.
(bkz: peter sellers)
sisteme bu denli muhalif olup,yine de bu kadar isim yapabilmiş olmayı, bu kadar güzel film çekebilmiş olmayı, bu denli başarılı olabilmeyi başarmış; türünün tek örneği, rakipsiz, eşsiz üstad, başarı gurusu yönetmen ve senarist.
o bir üstat. işin acı tarafı, yaşamı boyunca amerika'nın yalakası olmadığı için oscar alamamıştır. sanırım bu bilgi onun ne kadar karakterli ve harika bir yönetmen olduğunu bize açıklamaya yeter bile.
net bir tanımım yok ama bu adam için şunu düşünüyorum, gelmiş geçmiş en komple yönetmen. müziğinden teknik öğelerine, mesajlarından mesajlarının dozajına kadar her şeyi daha mükemmel yapabilecek başka bir yönetmen yoktur, gelmeyecektir de.