eskiden en nefret ettiğim mevsim ne sorusuna hep sonbahar olarak cevap verirdim. bunun nedenini okullar açılması olarak düşünürdüm. ama artık anlamadığım bir şekilde sonbahardan nefret etmiyorum.
her ne kadar hüznü sembolize ediyor olsa da yazdan sonra havaların serinlemesiyle birlikte sevilen bir mevsim. aynı kıştan sonra havaların ısınmasıyla ilkbaharı sevmek gibi. ben galiba içinde bahar geçen mevsimleri daha çok seviyorum.
onur saylak' ın başrolü olduğu özcan alper filmi, filmi izlerken insan hayatının tamamında aldığı hazzın sınırlı olduğunu anımsarım. harcanmış bir 10 sene gururlu ve mağrur bir o kadar ürkek bir adam saf ve temiz yaşam mücadelesi veren bir kadın en önemlisi filmin temasının ve karadenizin hırçın doğasının müthiş birleşiminde bir öykü bir başyapıt...
oturup, uzun uzun düşünülmüş sözlere sahip olduğu o kadar belli ki. zaten ados’u seviyordum, nedense buna her rastladığımda hep aynı hevesle dinliyorum.
düştü elleri içimdeki boşluğa
su titredi, yaprak oynadı dalında
kesti elimi yüzündeki kipriği
kalbimde bir çiçek açtı yine...
bi rüya olmalı gördüğüm
gördüğüm bi rüya olmalı
belki de belki de hiç uyandırmamalı...
sonbahar sonbahar olmalı
sebebi sebebi sonbahar.
korkmuyorum hiç
başla hadi
sar karanlığına beni
al en derinine hadi
sar bi' kere, sar bi' kere!
başla hadi
vur yalnızlığınla beni
yerden yere yerden yere hadi!
vur bi' kere, vur bi' kere
başla!
yıka yağmurlarında beni
ıslat yine, ıslat yine hadi ağlat!
kaybet kaldırımlarında beni
yürüt yine üşüt yine hadi!
korkmuyorum
korkmuyorum!