Isınmak için bile olsa hekesin aynı odaya toplanarak,bu sayede aile olmanın keyifinin çıkarılmasıdır.
Şimdilerde herbirimizin odalarında kaloriferleri var,ama içimiz biraz soğuk kaldı....
çocukluğun şüphesiz en sıcak ve en kızıl kıvılcımlı anlarını hatırlatan kış mevsiminin vazgeçilmezidir.şimdiler de pek moda değildir ama geçmişten geleceğe taşınan izleri o kadar fazladır ki ne üzerinde pişen kestaneyi ters düz ederken yanağınıza vuran sıcaklığı ne de sabah üzerinde kızarttığınız ekmeğin tereyağlı versiyonunu unutabilirsiniz.ha bi de tabi ki küçükken annenizin üşümeyesiniz diye sizi tam kenarcığında yıkaması muhabbeti...
üniversite kampüsü şehrin gelişmemiş ,bırakın doğalgazı kaloriferli ev bile bulmakta güçlük çeken öğrencinin çaresiz kalıp tercih etmek zorunda kaldığı ;biraz ilkel ama yine de nostaljik ev tipi....
geceleri yataginiza yatip sobanin kizil alevlerinin odanizin tavanina vurusunu izlemektir ve apayri bi zevktir. sobanin üzerinde kestane pisirmek ve elma közlemek de müthistir. Bir de sobali evler insanlari birbirine baglar, daha samimi,sicak ortamlar saglar. çünkü genelde bir odada soba vardir ve herkes mecburen orda toplanir. kaloriferli eve tasindiginizda ise, tüm bu güzellikler sona erer. herkes ayri odalarda, kestaneleriniz yok, gece izleyebileceginiz kizil alevleriniz de yok..
sadece ısıtma aracı olmasına rağmen , yanı başındaki geyikler , çatur çutur sesiyle , üstüne yapılan zerzevatla edebiyata ilham olan zavallı cihazın ısıttığı evde yaşamak.
anane evinde olunca arada sırada tadına bakılan kışın buz gibi sokaklardan eve girince hemen poponuzu dönüp ısındığınız ama sürekli olarak tercih edilmemesi gerek olan ısınma sistemli ev.
kaloriferli evde oturanların hiçbir zaman anlayamayacakları bir zevktir.hele karanlıkta sobanın sesini dinlemek,çıkan ışığın tavandaki görüntüsünü izlemek..bambaşkadır..anlam veremediğiniz bir huzur verir size..ama her şey annenizin bugün de şu külü sen dök demesiyle dağılır,kalorifer de o kadar kötü bir şey değil aslında diye düşünürsünüz..
herr zaman güzel anılan, ah ne güzeldir, ah nasıl da kestane pişirirdik, nasıl ekmek kızartırdık diyerek, nostaljisi yapılan eylem.
ancak her bayram memleketine gelen ve sobalı evde yaşayan bir insan olarak bu söylenenlere "hade lan" dmek isterim.
çünkü:
-sobalı evde sabahları elini bile yorganın altından çıkarmak istemzsin buz keser açıktaki yerler.
-bi oda sıcacıktır ama kapının dışında ayaz vardır. iğrençtir. odalar arası geçişlere hazırlıklı gidersin.
-tuvalete gitmek olayına hiç girmeyelim.
-banyo yapmak işkencedir. artık duş alma eylemi tamamlanıp kurulanmaya geçileceği andan, giyinip sobalı odaya gelene kadarki an arası olabildiğince çok kısa olmalı. (bu rekor bendedir. 93sn ayıptır söylemesi)
-odun kömür taşımak zaten bel fıtığı olmak isteyen insanlara tavsiye edilebilir yegane şeydir.
sonuç: pek güzel değildir, kimi güzelliklerine rağmen.
sobalı odanın 50 derece, evin diğer yerlerinin -50 derece olduğu bir evde oturmaktır. o bir ton kömürü*tek başınıza bodruma taşıdığnızda, 3 senedir "doğalgaz gelecek" diyen belediyeye küfür edesiniz gelir.
sabahleyin sıcacık yatağınızdan üşüyerek kalkarsınız, hemen sönük sobanın başında gidip balkondan aldığınız bi torba kömür bi kac tahta parcası ve bolca gazeteyle yakarsanız. zevklidir. 10 dakika geçer ısınırsınız. kahvaltıyı hazırlar cayı demlersiniz, daha sonra cay soğumasın diye sobanın üstüne bırakırsınız. cayınız soğumaz.
evde ıvır zıvır, kullanılmış selpak, kağıt defter çöpe atmazsınız direk sobaya gider, üzerinde yemeğinizi ısıtır, şişte kebap yapar, kestane pişirirsiniz.
soba bi yaşam tarzıdır, dışarda yağmur çiseler siz ve kediniz sobanın başındasınızdır. masada oturmuş şarabınızı yudumlarken elinizde ki kağıt kalemle şiirler döktürürsünüz. soba iyidir, güzeldir. evet.
odun doldurulan çuval yerden kaldırılıp sırta vuruluduğunda, mutlaka çuvalda aykırı duran bir ibne odun vardır ve sırtınızı deler geeçer. ama o sobanın alevinin gece ışıklar kapandığında duvara yansıması yok mu, değer be özlemişiz valla o günleri...