mahallemdeki fakirlerin kullandığı ısıtıcıdır.
bu fakirlere en son elektrikli soba vermiştim fakat bir kaç yüz lira elektrik faturası yüzünden onu da kullanamıyorlarmış. gülüyorum ben buna ya. fakirliğin de sınırı var arkadaş.
aile sıcaklılığının, samimiyetin bendeki sembolüdür. herkes sobanın olduğu odada bulunur. dertler, tasalar bütün herşey orada konuşulur. hele hele kömür sobasıysa tadından yenmez .
üzerine mandalina kabuğu konan
köz kısmına patates atılan
üzerine takılan demir askıya ıslak çamaşırların asıldığı
güğümsüz bir işe yaramayan boşa yanan ev gereci.
yaşamaktan bezdirir insanı.
ya ne kestanesi, ne kızarmış ekmeği arkadaş? hergün kestane mi yersiniz siz? ekmek desen koy makinaya kızarsın. sabahın köründe sıcacık yataktan buz gibi odaya kalkmak, akşamları tuvalete mutfağa gitmeye korkmak, bırak rahatça duş almayı, yorgun argın eve gelip rahatça soyunup dökünememek ne olacak peki. yıllarca kestane yüzü görmeyeyim ama evim kaloriferli olsun.*
sobalı ev vardır.
örn: hala kayınbabam erzincan-kemah ın bir köyünde hayvancılık yapmakta. evinde bulunan odalar sobalı.
içine meşe odunu atılıp, çıtır çıtır yanar iken kestane kavurmak-çay demlemek-mısır patlatmak çok zevkli.
hele yatar iken, odaya sobanın alevlerinin aydınlığı vurur. dışarda lapa lapa kar yağar iken yün yatakta sıcacık ve çıplak yatar iken sevişmek(babamın evinde olmaz teraneleri ile zevkinize sıçılır) içinizden geçer. odun yaktıklarından zehirlenme derdiniz de yok.
sobanın altında ki közde patates-pancar-patlıcan-biber közlemenin tadı başka. tabi ki sobanın üzerinde kaynayan tencerede kuru fasülye ve dağ otlarından beslenmiş hayvan eti ile pişen yemeğin kokusu mis.
editiiişşapırt(ağız sulanmasının etkisi) edit: soba der iken, sobanın üzeri en küçüğü 106 inç lcd kadar geniş ve çok gözlü. koskoca kütüğü kırmadan tüm olarak içine atılıyor ve yavaş yavaş yanıyor. hele çam ise kokusu insanı mest ediyor.
vay aq. yaaa. biz hayat mı yaşıyoruz?
bu sikimtronik şehirden(istanbul) siktir olup gitmek istenmektedir. mis gibi doğa içtiğiniz sigarayı bile insana yarar yapıyor.
kış aylarında çıtır çıtır yanan sobanın üstünde taze çayını yudumlamak demektir.
sobanın sıcaklığı, muhabbetin koyuluğuna bir yuvanın sıcaklığına dönüşür.
üstünde patlatılan kestaneler...
taşan suyun sesi...
en sonunda gece yatarken hafiften işittiğiniz yanan odunun çıtırtıları...
sarıp sarmalar sizi soğuğa inat.
bilirsiniz ki bir eviniz var, bir aileniz...
ve huzurla uykuya dalarsınız.
içinde yetişen son nesilden olduğum için kendimi şanslı saydığım evdir. tütmesini, fındık kabuğunun patlamasını, külünü bile özledim. en güzeli de sönmeye yakın böyle kor kor olduğu zaman arkasındaki boşluğa minder serip uyumaktı.