yeşilçamın hoş bir filmi. film boyunca müzik neredeyse bitmiyor klip tadında tatlı bir film. bir resme aşık olan boyacı halilin hikayesini anlatıyor.
halil: resminle benim aramdaki bir durum, seni ilgilendirmez. ben senin resmine âşığım.
meral: iyi ama âşık olduğun resim benim resmim. işte ben de buradayım, söyleyeceklerini dinlemeye geldim.
halil: resmin sen değilsin ki? resmin benim dünyama ait bir şey. ben seni değil resmini tanıyorum. belki sen benim bütün güzel düşüncelerimi yıkarsın.
meral: bu davranışların bir korkudan ileri geliyor.
halil: evet. bu korku sevdiğim bir şeye ebediyyen sahip olmak için çekilen bir korku. ben senin resmine değil de, sana âşık olsaydım ne olacaktı? belki bir kere bile bakmayacaktın yüzüme. belki de alay edecektin sevgimle. halbuki resmin bana dostça bakıyor.
gerçekten de resmine aşık edecek kadar güzel bir kadın olan sema özcan oynuyor merali. filmde başından sonuna kadar kesilmeyen yağmur, fırtına ve kar sahnelerinde meralin ve resminin güzelliğini görmemek elde değil. ayrıca bu eski ve güzel film bir insanı tanımadan aşık olunur mu sorusuna da güzel bir cevap veriyor. entrikalardan uzak olan halil ve meralin içimizi ısıtan bu aşkını anlatan filmi izlemeyi herkese öneriyorum.
-"Ben senin resmine aşığım. Ben senin resmine değil de sana aşık olsaydım o zaman ne olacaktı? Belki bir kere bile bakmayacaktın yüzüme, belki de alay edecektin sevgimle… Halbuki resmin bana dostça bakıyor, iyilikle bakıyor ve ebediyen bakacak.”
-"Ben de sana bakmak istiyorum."
-“Hayır! Benimle resminin arasına girme. istemiyorum seni! Ben senin yalnız resmine aşığım..”
Metin erksan'ın sinemalarda gösterilmeyen filmi. Dönemin yeşilçam filmlerine göre "halka hitap etmediği" için dağıtımcıları tarafından gösterim şansı verilmedi bu filme.
metin Erksan şahanesidir. kesinlikle sıradan bir yeşilçam filmi değildir. görsel şölen tadındadır, istanbul'un henüz bozulmamış silueti, meral'in o bakışları.. bilhassa baba karakterini ayrı sevdim. itiraf etmeliyim ki zaman zaman halil'i tokatlamak istedim. ayrıca filme apayrı bir son düşledim. mutlu olsunlar, yazık.
Bir Metin Erksan başyapıtıdır. Metin Erksan, kişiliği ile her zaman farklı bir çizgidedir, hep yalnız ve zirvedeki adamı oynamıştır. Dolayısıyla onun bu farklılığı filmlerine de yansır. Sevmek Zamanı, yalnızca dönemi itibariyle insanları düşündürmesi değil, yeni jenerasyonu bile sevgi üzerine derince düşündürecek bir filmdir. Bir surete aşık olmayı anlatır bize, gerçeğinin imgesini anlatır.
Film gerçek midir, rüya mıdır anlamayız izlerken. Belli etmez kendini.
Dipnot: Sevmek Zamanı ile ilgili, psikesinema adlı dergide uzun ve güzel içerikli bir yazı bulunmaktadır. Filmle ilgilenenler, alınız okuyunuz.
en güzel türk filmlerinden biridir. şöyle süper bir repliği vardır;
--spoiler--
'hayır istemiyorum seni. benim dünyama girmeye kalkma. sonra merhametsizce yıkarsın onu. resmin benim kendimden bir parça. bırak ben onu seveyim. sen sevmek isteme beni. senin ellerini tutmak istemiyorum. sonra çekersin o ellerini benden. ben resmine âşığım, ölünceye kadar da onu seveceğim.'
--spoiler--
Metin Erksan bu filmde sıçmıştır efenim. Hiç toplamayalım. Sanat falan bahanesine de sığınmayalım. Türk sinemsı açısından deneysel ve süreçsel bir filmdir. öyle aşmış falan diyerek entel havalar satmaya gerek yok.
‘’Osmanbey’de var mıdır öyle bir dükkan sen bilirsin?’’
kısmını işitiyorum sadece, kulaklığım olmasına rağmen benimle konuşan yetmişli yaşlardaki hanım teyzeyi geç fark ettiğim için.
‘’Efendim?’’
‘’Hırkanı çok beğendim nerede bulurum öyle bir tane?’’
Algımın geç açılışıyla birlikte bir de günün yorgunluğu üzerine eklenince anın şaşkınlığı, ‘’Bilmem ki arkadışımın hediyesiydi’’ deyip geçiştiriyorum. Tabii ki iç sesimin ‘’Osmanbey nereden çıktı burası Kadıköy metrosu, hem nereden ben bilirmiş oluyorum?’’ sızlanışını da duymazdan gelerek.
‘’Zamanında benim de çok arkadaşım vardı. Öyle bir durak için metroya binmek de yok o zamanlar kol kola yürüye yürüye gezerdik çarşı pazar.’’
Benim hiç çok arkadaşım olmadı ki? Elimden geldiğince nazik görünmeye çalışarak: ‘’Ne güzelmiş…’’ diyebiliyorum ancak. Yaşlılara yer vermenin dışında, yanında oturan yaşlılara da yolda sohbet servisi etme gibi bir yükümlülükleri de var genç nüfusun. Gönüllü ya da gönülsüz.
‘’Güzeldi tabii. Şimdi eş dost kimse kalmadı, yalnızlık çekiyor insan. Zor, çok zor.’’
‘’Çocuklarınız torunlarınız filan? Onlar da arkadaş sayılmaz mı?’’ üzerime ne vazifeyse artık. Belki kadın hakikaten yalnız? Mecbur sanki çocuk doğurmaya. Ama ben de haklıyım öyle öğrenmedik mi büyüklerimizden? Küçük kızlar büyür, evlenir ve anne olur. Neden? Çünkü öyle.
‘’Kapıyı kapatıp çekilince odalarına e sen yine yalnız. insan hele de zaman ilerledikçe daha çok arar oluyor. Çıksa karşıma da biri sevsem yeniden ben de’’ diyor rujlu dudakları, nemli ve buğulu yeşil gözleriyle.
mükemmel ötesi bir film. sade bir anlatım, güzel müzikler ve manzaralar. müşfik kenterin neden gençliğinde jön olarak değerlendirilmediğinide anlamadım. gayet yakışıklı olmasının yanında bakışları, duruşu, tavrı da çok güzelmiş halbuki.