Sanat bize insan ruhunun dinamiğinin tüm derinlikleri ve çeşitlilikleriyle verir . Ama bu dinamiğin biçim , ölçü ve ritimleri herhangi bir tek duygu durumu ile karşılaştırılamaz . Sanatta duyumsadığımız , basit veya tek bir duygusal nitelik değildir . O , yaşamın kendisinin dinamik bir süreci , neşe ve keder , ümit ve korku , sevinç ve umutsuzluk gibi karşıt kutuplar arasında sürekli bir gidip gelmedir . Duygularımıza estetik biçim vermek , onların özgür ve etkin bir duruma sokmak demektir .
sanat nedir? bunla ilgili yığınla cevaplar vardır ancak bana mantıklı gelenleri yazacağım. öncelikle sanattan önce estetiği anlamak lazım. estetik insana haz veren güzelliktir. estetik daha geniş bir kavramdır. sanat ise insan elinden çıkma gene insana haz veren eserlerdir.
aristotelses e göre: ( bana göre en mantıklı açıklama bu) sanat oran ve orantıdır. bir eserde olan güzellik bizim için bütünün parçaya veya parçanın bütüne oranının uyumudur. hatta antik dönemlerde bile sürekli belli uyumu yakalamak için sanatta kural edinmişler. altın oranı her şeye uygulayıp ideal güzelliği vurgulamak da istemişlerdir. yani bu tanımdan anladığımız şey: sanatın matematiksel bir kökeni olduğudur.
bu kavramı güzellik için de yapabiliriz: güzel bir yüze baktığımızda bunun genetikle çok yakın anlamları vardır ve bunu sağlayan şey gene oran ve orantıdır. mesela sürekli üremek için iyiye yönelme ve bu yönelme için bilinçsizce bir atılım vardır. bunun altında olan şey estetik olanın aynı zamanda iyi genler taşıdığı fikridir. ( dna bunları diziyor ve bu bir kod, mantıksız değil bu durum)
şimdi sanatın bu evrensel yanının üzerinde bir de kültürel yanı vardır ve işte burada oran orantı veya genel estetik kuralları, anlam gibi farkılıklar değişir. (evrensel estetik ve anlam tanımı burada geçersiz oluyor)
öncelikle bütün sanat akımlarına bakarsanız hepsinin şu iki çizgide ilerlediğini görürüz: materyalist-idealist( gerçi hayatın kendisi de bu çizgide ilerler ama neyse)
o yüzden burada bu iki fikrin ne dediğine biraz bakalım: idealizm, her şeyin form olarak mükemmele ulaştığı bir alanın ve varlığın olduğunu söyler, dolayısıyla bir eser bunu yansıtabildiği ölçüde estetik olur ve bize haz verip doyuma ulaştırır.
materyalizm( realizm, natüralizm): gerçeğin kendisinin güzel olduğunu, o da güzelliği özünde bulundurduğunu, dolasıyla gerçeği en güzel şekilde aktararak estetik olanı yakalayacağımızı söyler. bu yüzden olanı olduğu gibi anlatma yoluna düşmüştür. gerçekçi akımların kökeni, hatta rönesans gibi din dışı akımların bile yapısı hep bunun üzerinedir.
işte o olayların temel mantığı ve çıkış yerleri hep burası.
şimdi gelelim kültürel anlayışa. her kültürün kendi hayat anlayışı farklı oluğu gibi sanat anlayışı da farklıdır. bu yüzden bir toplumun sanatını da onların gözünden değerlendirirsek o eserin gerçekten ne anlam ifade ettiğine ulaşırız. yani bir kültürü yansıtan sanat eserine siz evrensel değerler üzerinden yaklaşamazsınız. onun hakkında iyi, kötü gibi tanımı kendi değerleriniz üzerinden yapamazsınız. o, o an o toplum için iyi olabilir. tam tersi de olabilir. bu o toplumun kendi gerçeğidir.
işte burada darwin in doğal seçilimini kültürel evrime uygulamak gerekiyor. eğer bir sanatçı toplumun gerçekliğini farkındaysa ve onu yansıtırsa o toplumda kabul görür, değilse elenir. bugün adını duymadığınız ama bir sürü ressam olduğunu hesaba katarsak neden da vinciyi hatırlayıp onları hatırlamadığımızı da anlarız.
yani olay tamamen bu durumda kültürel algı ve onu tatmin etmeye yarıyor. zaten sanatta bir araçtır. her ne kadar sanatçı sikimin daşşağımın keyfine takılırım dese de, toplumda karşılık bulup kendini ölümsüzleştirmek için kendi toplumunun gerçeğini yansıtmaya meyilli olmak zorundadır. aksi halde durumu zor görünüyor.
özetle: sanatın bir oran-orantı meselesi olduğu, iki ana akım etrafında şekillendiği, kiminin ideale yaklaşarak bu güzelliği yakalamaya çalıştığı, kiminin gerçeğin bizzat kendisinin güzel olduğunu söylediği alan olarak görebiliriz. kültürlerin özgünlüğü sonucu sanat anlayışın evrensel değerlerden koparak bireyselleşmesi de anlamak lazım gibi.
bireyin duygularını ve düşüncelerini bir potanın içerisinde eriterek ortaya çıkardığı kavram, aynı zamanda kendini gerçekleştirme eyleminin bir sonucudur.
Hayatı yaşanabilir kılan yegane olgu.
Yokluğunu hissettirir. En basitinden uzun süre müzik dinleyemediğimde içimde biriken menfii duyguları, kötü izleri nasıl siler zihnimi nasıl yenileyebilirim bilemiyorum. Yürüyemeyene koltuk deyneği, görmeyene göz olabilir. Çoğu zaman en yakın arkadaşındır sen istediğinde yanındadır. Ruhu dinlendirir kişiyi olduğundan iyi olmaya iter kimi zaman. Birkaç ömre sığabilecek deneyimleri yaşatabilir.
Ordadır, ortadadır. Hele ki bu iletişim çağında ulaşması daha da kolaydır. Yeter ki sen farkına var, almasını bil ve onu koru.
Bütün meslek dallarını sanat olarak tanımlamak estetik kaygıyı görmezden gelmek, plastik ve dramatik sanat dallarına hakaret etmek demektir. Sanatın da bir matematiği vardır ve bu matematik geregince sanat estetik hazza eşittir.
“Ey Sanat, nesin sen? Çok güçlüsün ve etkin; çok güzel ve canlısın. Deviniyorsak her an, senin sayende. Hücrelerimizdesin. Seni gerçekten çok seviyoruz ve senden gerçekten nefret de ediyoruz. Neden bu kadar çok sesli ve bu kadar çok yüzlüsün?
sanat estetik olmak zorunda değildir, estetik de güzeli vurgulamak veya savunmak zorunda değildir. bu yüzden sanat güzel olmak zorunda değildir de denebilir.
ayrıca estetik çok geniş bir kavramken sanat daha sınırlıdır.
mesela bir tabloya baktığınızda bu tablonun kişide bıraktığı etkiyi estetikçi, tablonun renk, biçim falan filanını ressam bilimiyle uğraşanlar, tablonun arka planını, tarihini, sınıflandırmasını sanat tarihçileri inceler.
ayrıca sanat sanılanın aksine çok geniş bir alan değildir. estetikliği ondan alınca zaten ne demek istediğimi anlarsınız.
ayrıca estetiğe çirkinlik de dahil edilmiştir. bu da estetiğin güzellik bilimi gibi tanımlanmasının ne kadar sığ olduğunu gösterir.
altı delik, üstü açık, uçsuz bucaksız bir mecra. bilmeden konuşanı da rezil rüsva eder.
her konuda olduğu gibi bu konuda da doğru bilinen yanlışlar var.
sanattaki estetik kaygısı gibi. her sanat eseri göze, ruha hitap etmez. pop art aralığında bazı Ressamlar, insanların tuvaletlerine bile asmayacağı kadar çirkin tablolar yapmakta kararlıydılar. yaptılar da. ve buna sanat dendi.
sanatın işlevsel olması gibi. soyut sanat yahut modern sanat denilen akımda üretilen tablo ve heykeller, işlev şöyle dursun, yaratıcısında bile bu ne acaba duygusu uyandırmıştı. buna da sanat dendi.
sanatsal filmler gibi. adında sanat olması bir şey değiştirmez. yarım saat çay karıştırırken çıkan sesi, yahut yarım saat aynada kendine bakan kadını, yahut da bir büyükbaş hayvanın arkasını yarım saat seyretmek zorunda değiliz. yönetmen eşsiz bir dinginlik yakalamış . yakalar tabi. ne çekersen çek seyredecek entel ( ! ) bir kitle var. her neyse, buna da sanat dendi.
modern dans gibi. konulu dans. konusu ne? insanın iç dünyasındaki gerilim ve çelişkiler. vaaayy. buna da sanat dendi.
tarih boyunca yapılan her eserde dönemin izleri vardı. tüm o eserler bize bir şeyler anlattı ve biz araştırmalar yaptık, kitaplar yazdık. yüzlerce yıl evvel yapılan resimlerden, insanların fiziki ve sosyokültürel durumunu, giyiniş biçimlerini ve durduğu tarihi yer hakkında ipuçları yakaladık.
şimdi yukarda saydığım durumlardan, yüzyıllar sonra ne gibi bilgiler çıkarılacak?
insanların elleri kafasından büyükmüş.
insanların boyunları, düğüm atılacak kadar uzunmuş.
ayak bileklerinde konserve kutusu bağlıymış, sanırım bu bir gelenek.
insanlar gözünü kırpmadan 5 dakika hareketsiz kalma yetisine sahipmiş.
aynen bu şekilde yer alacağız geleceğin kültür tarih kitaplarında.
gerçek, iyi, güzel ölçülerine sahip olan her nesne sanat eseridir.
Bunu yapana sanatçı denir.
insanlar ile sanatçı ve sanat eseri arasındaki sisteme ise sanat denir.
Bakış açısıdır. Sanatçılar sıradan şeyleri birbirine bağlayıp kendilerinden bir parça katarak bir sanat eserine dönüştürür. galerinin ortasına klozeti koyup sanat diyen kişiyi bundan ayrı tutamayacağın. Bakış açısı klozeti sanat yapabilir ama ne kadar değerli olur bilmem.