canan tan'ın ilk okuduğum ve bu diğer kitaplarını okumama sebebiyet veren harika kitap. ne zaman okuduğumu hatırlamasam da ne kadar çok ağladığımı çok iyi hatırlıyorum.
ilk göz göze geldiğimiz günkü elbiseni çıkar sandıktan,
giyin, kuşan,
benze bahar ağaçlarına...
Hapisten mektubun içinde yolladığım karanfili tak saçlarına,
kaldır, öpülesi çizgilerle kırışık beyaz, geniş alnını,
böyle bir günde yılgın ve kederli değil,ne münasebet,
böyle bir günde bir isyan bayrağı gibi güzel olmalı Nâzım Hikmet'in kadını...
bayanların, okumaktan hoşlanacağı türden bir kitap. anlatım olarak da çok üst düzey edebi bir nitelik taşımadığından, her yaştan insan okuyabilir. çok hat safhada bir duygu fırtınası da yaşatmadığı için, çok da tavsiye edilebilecek bir kitap değil. kimse üstüne alınmasın ama, kitabi bitirdiğimde aklıma gelen ilk düşünce, liseli ergen genç kızlara ne kadar uygun olduğuydu.
Edebi ve psikolojik yönden bakıldığında son derece etkileyici roman. Edebi insanların çabucak kavrayabileceği; psikolojik, kültürel ve daha bir çok değeri içinde barındıran, "yakın çevrede aranılmaması gereken kahramanları içimizde bulduran" "bu değerlere vakıf insanların anlayabileceği" başarılı eser. Değerlere vakıf olmayanların, "liselilerin okuduğu kitaplardan biri olarak nitelendirebileği" mümkün olan ince ve şeffaf hissiyatların hüzünsel geniş-dar kahramanların yaşatılası eser. Değerlere vakıf olacak bilgiler not alınmalı, kitap sonra okunmalıdır... oh be!
piraye olmasaydı nazım hikmet olur muydu acaba? bazen insan bunu düşünemden yapamıyor. nazım hikmet'in hemen hemen en iyi şiirlerine ilham kaynağı olmuş büyük aşkı.
ayrıca şiirin dışında da gerçek bir kadındır piraye. her ne kadar nazım hikmet kendisine ihanet etmiş olsa da o tam manasıyla iyi bir aşığın güçlü karakteridir.
çok sevdiğim bi arkadaşımın - mutlaka bu kitabı okumanı istiyorum - sözü üzerine elime aldığım ve 2 hafta içinde bitirmeyi başardığım hoş bi kitap. lakin çok basit. çok yalın. cümlelerde geçen bazı sözcükler kendini çok fazla tekrar ettiği için, biraz da sıkıcı. ha ama okudum mu? elbette. kitabı bitirdiğinizde aklınızda saçma sapan bi dünya soru işareti kalıyor. bu muydu yani diyosunuz. daha fazlasını beklercesine...
hani yeni yeni yayınlanmaya başlanmış bir dizinin tutmadığı görünce allak bullak, tuhaf sonla bitirilmesine benzemiş kitabın sonu da. yarım yamalak, yavan bişey.
kitabın içeriğine gelecek olursak... şiir aşığı bir piraye var. özgürlüğüne düşkün bir piraye... öğrencilik yılları boyunca kiminle oynaşsam diye düşünürken, mavi boncuk dağıttığı erkeklerin maddi durumunun yetersizliğini göz önüne alarak tek tek eleyen bir piraye. (bkz: paranın gücü)
daha sonra bu hanım kızımızın karşısına kişiliği ve yaşantısıyla tamamen ters düşen bir ağa çıkıyor. zengin mi zengin. havalı mı? oldukça. küçük ağa'nın adı haşim. önce haşim'le evlenip daha sonra burnundan kıl aldırmayan kızımız diyarbakır'a yerleşiyor. bildiğin asmalı konak gibi birşey la bu. şahsen ben okurken hep bu izlenime kapıldım. dedim ya, son derece basit. canınız sıkıldığında, yapacak birşey bulamadığınızda elinize alıp okuyabileceğiniz türden.
ayrıca canan tanı'n ilk romanıymış. daha çok çalışmalısın canancım. daha iyi olabilir, denemeye devam.
hoş bir canan tan kitabı, belki de en iyi kitabı.
sonunda çoğu insanı ağlatmayı başarabilmiş, bazılarına göre ise aşk ı memnu gibi dizilerden farksız,sıkıcı bir ergen romanı.
nerde kaldı özgürlük kızım? sen git gelin olarak kaynana evinde yaşa. hayatını berbat et. iki de çocuk yap. adam intihar etsin. daha 2.bebe karnındayken. yap yap pişman ol. kınamıyorum ama bi tutarsızlık var bu romanda. ( ama sonunda bende ağladım işte lanet olsun1!) *
Canan tan saçmalıklarından biri daha. Önce asi ruhlu, inatçı, başının dikine giden bir kız tasvir ediyor. Sonra o kız süt dökmüş kedi oluyor tüm kişiliği değişiyor var mı böyle birşey ya? Zaman kaybı bir roman.
"bulutlar geçiyor haberlerle yüklü ağır" derken insan bursa'nın nisan ve mayıs aylarını hayal eder. nazım bursa cezaevinde yazmış bu şiiri. dışırda ılıman bir hava vardı muhtemelen. gökyüzü masmaviydi ve bulutlar kümülüs tadında ağır ağır geçip gidiyordu.
bursa bu kıvamdayken, yürek nazım yüreğiyken ve sevdalı piraye ise, bağırmamak mümkün müdür?
insanın içinde biriktirdiği pozitif ve negatif enerjinin birbirine girmesi halinde bilinçaltındaki ilk cümleyi bağırma isteğidir. bu piraye piraye olabilir , isyan olabilir , sex olabilir , bıktım lan olabilir. bilinçaltı sonuçta .
Taci uslu nun seslendirdiği piraye adlı şarkısında geçmektedir bu dize. Bu şarkının sözleri ise, Nazım hikmet in bursa hapisanesinde karısı piraye ye yazdığı şiir-mektup tadında yazısındandır.
okuduğunuz en iyi kitap olamayacaksa bile en hızlı okuduğunuz olabilecek bir kitap. benim oldu ordan biliyorum.
kah haşimin sözlerinden dönüşlerine sinir olarak, kah kızımızın bunlara aldanışlarına uyuz olarak, arada bir de töre denen şeye küfrederek geçiveriyor.