iki veya üç sene önce antalya'da sarhoşlar parkında adamın biri pazar gecesi sarhoş olacak kadar ne derdin var demişti. Hiç demiştim. 'Hiç' güzel kelime sık sık kullanılmalı günlük hayatta da.
şahane pazarın yayınladığı geceler olmuştur senelerce.
ailelerin portakal, çekirdek, çay gibi nesnelerle izlediği, o otoriter gözüken babaların bile boya kutusuna zıplayarak giren adamlara güldüğü gecedir.
Ayağına masaya uzatmak, 2 bira, karsında Türkiye- Yunanistan, dolup boşalan cips tabakları, daha ne olsunki pazartesi sendromundan önceki son dakikalar ancak böyle değerlendirilir.
tüm geceler içinde bambaşka bir yere sahipti pazar geceleri. öyleydi diyorum zira eskiden daha da bir önemi ve anlamı vardı. tüm hafta adeta iple çekilen geceydi pazar gecesi.
haber saatinin bitimi ile başlardı 'bizimkiler' dizisi. tatlı tatlı gülmeler bitmezdi o dizide babam afedersin.
sonra 'parlıement sinema klübü' başlardı. girişte o george mıchael'ın ölümsüz eseri 'careless whısper' melodisi insanı öyle bir heyecanlandırırdı ki, adeta ekrana bağlardı insanları. ağzımız açık izlediğimiz filmlerdi pazar geceleri.
gecenin sonunda 'çimmek' tir pazar geceleri bir de. herkes sırayla yunar, yıkanır. yalnız bu sıra öyle bir hal alır ki kimi zaman küçük kavgaların başlamasına neden olan gecelerdir aynı zamanda. sen önce gir banyoya, yok efendim ben en son girecem. rekabetin uzayıp gittiği gecelerdir.
günümüzdeki önemi galiba; memur ve öğrenci zihniyetlerinin pazartesi sendromu'nu enselerinde hissettikleri gece olsa gerek.
cuma gecesinin şevk, heyecan ve mutluluğunun yüzde birini barındırmayan, iş veya okul stresinin giderek artan düzeyde hissedilmeye başladığı, ancak ve ancak bir fener - cimbom maçının denk gelmiş olmasıyla bütün olumsuzlukların unutulabileceği gecedir. ayrıyeten maç için sonuç yazmaya gerek yok sanırım.