şimdiye kadar hiçbir araca el etmedim. ne bileyim bana zor geliyor tanımadığım bir insana minnet etmek. yapıma ters.
ama yolda el eden pek çok kişiyi aldım. ta ki bugüne dek. artık şu dakkadan sonra babam olsa almam.
çayı çekirdeği hazırlayın anlatıyorum beyler.
bilen bilir ankara etimesgut'ta konya yolu üzeri turkuvaz evleri var işte ordan çıkıyorum. dikmen'e gidicem. bilen bilir dedim ya otobüs güzergahına biraz ters düşer. genelde üniversite öğrencisi tipler abi ankara'ya mı gidiyorsun diye el ederler alırım laflaya laflaya gideriz.
ben yaşlarda bir adam el etti. yalan yok tipi pek içime sinmedi ama ulan ne zamandan beri insanları tiplerine göre ayırır oldun, hem bak allah'ın gücüne gider yavşak dedim kendi kendime. adamı aldım. hay almaz olaydım amk.
şimdi muhabbet ediyoruz ya. ne iş yapıyoğn dedim yozğat şivesiylen halbusi artvinliyim vardır böyle zekiliklerim ilk kez tanıştığım kimselere kendimi pek açık etmem.
yav abıe ben 14 ay cezaevinde yattım dedi bitirim bitirim. o dakka bi gözgöze geldik geçmiş olsun la ğardaş düşmez gahmaz bir allah dedim hemen orta konsoldaki telefonumu aldım cebime attım. kapıp kaçar maçar şimdi lambalarda piç, durduk yere ceraim vermiyek diye.
bu götoğlanı başladı çemçük çemçük konuşmaya. yav abıe memlekete gidecem param yok. az beride çevirmedeki polislere dedim abıe beni bi otobusa bindırın bizım eyle bi yetkımız yoğ dedi. zati hepsi çorbacı bunların, sikmeyeceği eşşeğe bilena binmezler falan da filan.
ulan ibina dedim. la ğotoş dedim bak dedim ohal var zate mapustan yeni çıkmışın adamın götünden şırınğaynan kan çekerler ya la hiç mi gorhmuyon dedim. (yozgat mode on)
yav abıe bi san bi ben ha kim bilacağ dedi sırıta sırıta.
o dakka beyle gözlerimin arkasını kedi tırmalar gibi oldu. ne zaman sigortalarım atsa gözlerimin arkasını kedi tırmalar.
dörtlüleri yaktım tam ümitköy köprüsünde sağa yanaştım. el frenini çektim. sümük gibi yapıştı torpidoya. hemen arabanın arkasından dolaştım kapısını açtım iki omuzundan tuttuğum gibi kaldırıma attım. bastım gittim.
dedim ya bi daha babam el etse alırsam picim amk. götoşa bak. cin olmadan adam çarpacak yavşak. la senin otladığın yerde biz çoban sikiyoduk ğot (yozğat şivesiylen)
Bu otostop için bir internet sitesi vardı. Mesela adam şuradan şuraya gidiyorum araba boş 30 kağıda götürürüm diye ilan veriyor falan. Yazardaşlarım bulmam lazım yardımcı olun..
izmir istanbul arası yaptığım eylem. En varoş arabadan tutun BMW nin son serisine kadar hepsine bindim. 11 araç değiştirdim. Farklı insanlar tanıdım bazılar yemek ikram edip para verdi.
Lise yıllarında şehir içi bi kaç tanesi hariç yapmadığım eylem. Arkadaşlar cidden tecrübeli insanlardan bi kaç fikir almaya ihtiyacım var.
Ben bırak otostop çekmeyi elimi kaldırdığımı düşünsem böbrekleri çaldırcam sanıyorum. Yani şu ülkede öyle bi psikolojimizi bozdular ki bi kadın olarak taciz tecavüzü düşünmeden edemiyosun. Diyelim bi araba durdu adamın/kadının tipini pek beğenmediniz tekin değil ne diyosunuz binmemek için? Yurtiçi ve özellikle yurtdışı tecrübesi olanlar varsa bu konuda mutlaka yeşillendirmelerini isterim. Sevgiler şelale.
bir tanıdığımın başına gelen olayı aktaracağım sizlere. olay 2016 yılında ankara-samsun kara yolunda gerçekleşiyor. (isimleri örnek olarak vereceğim.) ahmet isimli şoför, normal giyimli naif bir hanım efendinin otostop yapması ile duruyor ve kadın şu cümleleri kuruyor ; "beyefendi 4 km kadar gitmem gerek ve hiç bir otobüs durmuyor lütfen beni 4 km ileride bırakır mısınız?" ahmet tabi buyurun diyerek kadını araca alıyor ve yola koyuluyorlar. daha 1 km olmadan başka bir araç önlerini kesiyor ve sen bizim kardeşimizi kaçırdın, ona tecavüz ettin diye yükleniyorlar. olaylar tartışmalar sürerken karşı taraf şu kadar para verir isen bu olay kapanır gibi cümleler kurmaya başlıyor ve olayın asıl amacı orada ortaya çıkıyor. ahmet para vermeye yanaşmayınca polis çağrılıyor ve ahmet tutuklanıyor. tam 4 ay suçsuzluğunu ispat etmek için uğraşıyor ve boşu boşuna hapis yatmış oluyor. daha sonra aklanıyor ve kendisi karşı tarafa dava açıyor. ama giden o 4 ay geri gelir mi? gelmez tabi ki.. bence bu devir de otostop yapanlara dikkat etmek şart.
Yaz boyunca Ege Akdeniz kıyılarını gezdiğim yol parası vermeden istediğimi yapabildiğim ruhumun özgürlügune kavuştuğu aktivitedir otostop o kadar güzel insanlarla karşılaşirsiniz ki öğrencisin diyip harçlık verenden tutun en lüks lokantada bile yemek yemisligim vardır . Çoğu insan sizi bir daha görmeyecegi için bütün derdini anlatır ve içini döker sizde burada psikolog gibi davranırsiniz ve artık insan sarrafi olmaya başlarsınız o kadar çok insanlarla karşılaşıyorsunuz ki her görüşten bir fikriniz oluyor bakış açınız genişliyor . Gençken yapılacak en güzel aktivitelerden bir tanesidir otostop hele kız arkadaşınizda varsa tadından yenmez çok fazla beklemezsiniz.
"Varlığın dilimde bir yudum su
Sevda çöllerinde
Hayalin, serabın yeterdi bana
Sevda zindanlarında
Yeter ki sen sev beni
Yeter ki inan bana."
---
"Shine bright like a diamond
Shine bright like a diamond
Find light in the beautiful sea
i choose to be happy..."
Şu müzik listemi düzenlesem iyi olacak. Fikret Kızılok'tan sonra Rihanna çalmasını Tanrılar da beklemezdi sanırım; ama onlar bu duruma alışkın olmalı. Çünkü az önce David Bowie'den sonra Selda Bağcan çalıyordu kulaklarımda. Üniversite yıllarımda da çok kez yaşamıştım müziğin verdiği bu anlık ruhsal değişimleri. Bazı geceler arkadaşlarla evde toplanıp içerken herkes sırayla bir şarkı açardı. Bunaltıcı, melankolik bir hava, bir anda ritmik dansa dönüşürdü. Mevsim geçişlerine benzetirdim bu olayı. Birkaç saat içinde tüm mevsimleri yaşamış olmanın verdiği mutluluk, yerleşirdi yüzlerimize. Aslında değişen sadece müzik ve mevsimler değildi; her birimiz, tüm varlığımızla değişiyorduk.
Değişmek, değişim, anlık, beklenmedik, dönüşmek, mevsimler, mevsimler, mevsimler... Kendi kendime bu kelimeleri mırıldanırken bir anda otostop çekerken buldum kendimi. Oysa ben her sabah yaptığım gibi bir süre koşup eve dönecektim. Bu "beklenmedik" hareketimin beni nerelere götüreceğini merak ettim ve bir başka mevsime geçişimin o heyecanlı tadını almaya başladım. Bir yandan Ankara'da yaşadığım otostop anılarım geçiyordu gözlerimin önünden. Artık enerjimi otostop için kullanmaya başladım.
Volvo S60: Arabada sadece sürücü var. Erkek. Hızını bile düşürmedi. Arı gibi geçti gitti. Zaten bu arabanın bu güzel geçişini izlemek, bana durmasından daha önemli ve daha güzeldi.
Fiat Palio: Arabada sadece sürücü var. Kadın. Ben yol kenarında hiç yokmuşum gibi yoluna devam etti. Haklı tabii. Bir kadın olsam ben de durup almazdım kendimi.
Lada Samara: Ooo en sevdiğim araba. Arabada orta yaşlı iki erkek var. Beni görünce yavaşladı ama durmadı. Sürücü, "Aslında alırdık seni ama az ilerdeki fabrikaya gidiyoruz." dedi. Ben onu duyabilmek için arabanın hemen yanında koşaradım ilerliyordum. "Lan az ileri gidiyorsan neden yavaşlayıp beni heyecanlandırıyorsun yavşak oğlu yavşak." dedim. Tabii içimden dedim. Sanırım benimle dalga geçti piçler. Tükürdüm arkalarından.
Opel Astra: Arabada iki tane yaşlı kadın var. Başlarını sallayıp gülümsediler bana. Başımı sallayıp gülümsedim onlara. Gittiler.
Peugeot 206: Evet ! Durdu. Hemen eşofmanımı belime kadar kaldırıp koştum. Çarpışan arabalara binmeye hazırlanan bir çocuğun yaşadığı heyecan kadar mutluydum. (Umarım çarpışan arabaya binmemişimdir.)
"Merhaba, ne tarafa gidiyorsunuz?"
"Didim'e gideceğiz."
"Gerçekten mi? Çok severim Didim'i."
"Siz nereye gidiyorsunuz?"
"Didim'e. Çok sevdiğim Didim'e."
Evli olduklarını konuşmalarından anladığım şık giyimli bir çift vardı arabada. Yaşları 45-50 arasında olmalıydı. Birkaç dakika birbiriyle konuştuktan sonra benimle tanıştılar. Didim'e ne için gittiğimi sordular. Ben de gezmek için gittiğimi söyledim. Oraya kısa bir iş için gittiklerini, eğer istersem ertesi gün onlarla birlikte izmir'e dönebileceğimi söylediler. Bu güzel oldu tabii. Sevinçle kabul ettim.
Yol boyunca ben anlattım, onlar dinledi. O kadar güzel dinliyorlardı ki yeryüzündeki tüm sözcükleri toplayıp yeni yeni cümleler kurmak istedim. Sadece şu anki hayatımı değil; düşlerimi, düşüncelerimi, anlarımı, anılarımı, gerçekleşmesi zor ama mümkün olan hayallerimi de anlattım.
Didim'e varmıştık. Bu ilçenin kendine özgü duruşu, sıcaklığı ve samimiyeti çekiyordu beni. Hava çok güzeldi ve o çok sevdiğim serçe sesleri kaplıyordu varlığımı.
"istersen bizimle kalabilirsin." dediler. Bu teklifi de geri çeviremezdim. Tüm yüzsüzlüğüme rağmen utana sıkıla kabul ettim. içimden "Böyle giderse bir sonraki aşamada beni evlatlık olarak alacaklar ve ben bunu da kabul edeceğim." dedim. Güldüm. Onlar da içtenlikle gülümsediler.
Bir otele geçtik. Sezon bittiği için çok az insan vardı otelde. Benim için ayrılan odaya yerleştim. Yerleştim diyorum ama üzerimde sadece cep telefonum ve kulaklığım vardı. Cüzdan, banka kartı, para yoktu. Onlar işlerini halletmek için çıktılar. Ben de otelin kedileriyle arkadaş oldum. Akşam üzeri geldiler ve yemek yedik. Sonra adam, sinemaya gidelim dedi. Eşiyle film konusunda anlaşamayınca bana sordular. "Bohemian Rhapsody olabilir." dedim. Gittik, izledik. Film gerçekten harikaydı. Uzun zamandır beklediğim filmi heyecanla izledim. Freddie Mercury'nin hayatını bilsem de sanki hiçbir şey bilmiyormuşum gibi birçok ayrıntı yakaladım. Çekimler ve oyuncular zaten inanılmaz.
Gece otele dönüp biraz bira, biraz şarap içtik. Uzun uzun sohbet ettik. Sabah serçe sesleriyle uyandım. Kahvaltıdan sonra atladık arabaya. Yol boyunca yine ben anlattım, onlar dinledi. Bizim bölgeye yaklaşınca ineceğim yeri sordular. "Beni aldığınız yere bırakırsanız çok sevinirim, koşmaya kaldığım yerden devam edeceğim." dedim, gülüştüler.
Arabadan inince tekrar koşmaya başladım. Birkaç dakika koştuktan sonra durdum. Neler oluyordu? Öyle tuhaf hissettim ki sanki bütün bunları gerçekte değil de hayalimde yaşamış gibiydim. Otelde t-shirtüme dökülen şarap lekesini görünce aradan tam 1 gün geçtiğini anladım.
"Sen hep kendine önlemler aldın
Ben kendime yasaklar koydum
Önümüzde barajlar var
Bu su hiç durmaz
Bu su hiç durmaz."
---
"All i want to say is that
They don't really care about us..."
Iyiden iyiye ozel universitelerinin kampusundeki starbucksta oturmaktan ve berkeleri cansulari cekistirmekten bikmis alternatif kultur arayisindaki zengin cocuklarinin populer aktivitesi haline gelmis durum. Bunu yaparkende acaip kafalara giriyorlar. Iste lanet olsun sisteme biktik bu dayatmadan ozgurluk baba be.. Ama ellerinde en son piyasa fiyati 300 lira olan stanley termos ayaklarinda buyuk ihtimalle nike veya su 200 lira ustu satilan timsah terlik var. Cadirlarida oyle bi cadir ki Elburz'a kis kampina gidiyorlar sanirsin oyle dokmusler parayi. Para dokmeleri derdim degil bu kadar marka gosteris duskunu olup sisteme kufretmeleri
Biz otostop işini fakirlikten ve insan tanımak amacı ile yapanlardanız. Elbette macera kısmı da var.
Nice güzel insanlar ile karşılaştım.
Otostopun çok ekmeğini yedim.
Sevgilisi ile barışmak için büyü yapanından tutun Emine Erdoğan'ın kaşlarını aldım diye övünen bir beye kadar.
Karadenizli Tırcı Amcadan Tutun Ankara da evine misafir olduğumuz hatta düğününe gittiğimiz Dostuma kadar nice hikayeler verdi bana.
Bu başlık altında bir kitap dahi çıkarabilirim.
Bunu biraz birikmiş otostop anılarıma itafhen söylüyorum.
özellikle üniversiteli gençlerin daha aktif kullandığı macera dolu ücretsiz yolculuk.
dün aksam 2 tane genci aldım 1 ı kız 1 ı erkek edirneye gideceklermiş üniversiteye. sohbet muhabbet birini bursalı digerinin van lı olduğunu öğrendim. iyi, kafa gençlerdi. olurda okuyolarsa burdan selam olsun ikisinede.
Niye üzerine bu kadar saçma oyunların oynandığını hiç anlamadığım şeylerden biri. Dünyanın en normal hareketi olmalı. Millet dünyayı geziyor böyle beş parasız. Biz de beynimizde örümcekler, cebimizde banknotlarla gezemiyoruz.