okulu uzatmak

entry112 galeri0
    26.
  1. açıköğretim okuyup uzatıyorsa kesin askere geç gitmek içindir.
    0 ...
  2. 27.
  3. harç paralarında bir artış olacağının delaletidir. helede ikinci öğretimseniz.
    0 ...
  4. 28.
  5. 29.
  6. gayet güzel oluyor evet. ben yaptım ve pişman değilim. yine olsa yine yaparım.*
    0 ...
  7. 30.
  8. şekil olarak okulu uzatmak gibi görünse de, hayata dair planların karşılaşacağı sıkıntıların metrajını uzatmaktır. çok boktan bir durumdur. uzatılmasına sebep olan hocanın ömrü boyunca sempatik olma şansı yoktur artık.
    2 ...
  9. 31.
  10. iyi yanlarının yanı sıra kötü tarafları da vardır. senin dönemin mezun olur sen de gidersin tabi mezuniyete fakat gelince sonbahar ayları dönersin okuluna. ve hep aynı sözleri duyarsın. sen mezun olmadın mı ya? sen daha burda mısın ya? e ne sikime gittin mezuniyete ya? bi siktirin lan!!
    0 ...
  11. 32.
  12. öğrenci hayatının cazibesine kapılan öğrencinin son hali . ne halt ettim lan ben der biraz toparlamaya kalkar artık gerisi olduğu kadardır. ana- baba durumdan haberdar değilse hafiften bir vicdan azabı sallar arada . ama hemen geçer . hayat güzel ankara güzel falan . (bkz: öldüren cazibe)
    1 ...
  13. 33.
  14. insanı strese sokan, kara kara düşündürten ancak mezun olan arkadaşların iş bulamadığını görünce neredeyse hala öğrenci olduğunuza sevindiğiniz durum.
    0 ...
  15. 34.
  16. gördüğüm en kötü kabuslar hep bununla ilgili maalesef.
    1 ...
  17. 35.
  18. vizelere bismillah diyeceğiniz sınav günü gelir çatar. ders iktisadi düşünceler tarihidir. sınava henüz 3 saat vardır ve çalışmak için gayet yeterli bir süredir. notlar 2 kez okunur. zaten 4 senedir aynı şeyleri görüyorum sınavda test olacak rahatlığı ile okula gidilir. arkadaşlarla çay sigara rutini yerine getirilir. sınav saati yaklaşır ve sınavın yapılacağı dersliğe gidilir.

    erciyes iibf'nin değişmez kış tarifesi yıllardır olduğu gibi sorunsuz çalışmaktadır. hava çok soğuktur ve kaloriferler yanmamaktadır. yıllardır edindiğim tecrübeye göre bu konuda biricik üniversitemizin kaloriferler ile ilgili vermiş olduğu 2 senato kararı vardır:

    + ısı 0'ın altına düştüğünde kaloriferler tasarruf amacıyla yakılmayacak.
    + ısı 0'ın üstüne çıktığı an kaloriferler 80 derece de yakılacak.

    hayır yani kurtarma şansı yok. ne yapmaya çalışıyorsunuz anlamıyorum. bilimsel bir deney bu yaptığımız deseniz anlarız. eskimoların götüyle aynı ısı derecesinde bir kış geçirmek gerçekten hoş bir şey değil. öğrenciler üstünde bunu deniyorsanız bakın yıllardır hala yaşıyoruz. domuz gribini bile ölmeden atlattık. bu deneye bir son vermenin zamanı gelmedi mi?

    hava güzel olduğunda kalorifer yanması ise daha fena tabi. zaten iki ihtimal var. ya eskimoların yaşam tarzını benimsersiniz, ya da vücudunuzda birinci dereceden bir sürü yanık meydana gelir. lan dışarıda hava 20 derece daha ne kaloriferi yakıyorsunuz?

    neyse uzun süredir entry yazmamak bünyeye yaramıyormuş. konuya girişi yapamadık bir türlü. gözetmenler gelir, kağıtlar dağıtılır. sınavı test sanan bünye isyanlardadır. hoca yarısını klasik yarısını test yapmıştır. ve sayın sözlük yazarları yarısı klasik yarısı test sınavlar her zaman için daha bok durumdur. çünkü hangi açıdan atacağınıza konsantre olamazsınız. bir soruda şık atarken (allah'ın dediği olacaktır) diğer soruda aklınıza iktisat ile ilgili gelen her şeyi yazarsınız. yani 10 farklı klasik soru, 10 aynı cevap...

    sorular hakkında hiç bir fikir üretemeyen bünye, son yıl okulu uzattık hüleyn düşüncesiyle alır eline kalemi başlar giydirmeye. aynı bünye sınavların açıklandığı gün bir umutla koşar bilgisayara. ulan bu hoca iyi insan, belki biraz puan vermiştir düşüncesi ile öğrenci bilgi sayfası açılır. açıklanan notu gördüğünde hoca ile ilgili az önce akıldan geçen düşünceler yerini küfürlere, zaten o soruyu sormasından belliydi haykırışlarına dönüşür.

    bir sene daha eskimo deneylerine maruz kalma düşüncesi ile dışarı çıkılır. bir sigara yakılır. tam o esnada çay içmekte olan hoca eliyle yanına gelmeniz yönünde işaret eder. görmezden gelmeye çalışılır ancak yanındaki öğrencilerden birini gönderir ve hoca seni çağırıyor diyerekten davet edilir:

    hoca: merhaba vendetta.
    vendetta: merhaba hocam.
    hoca: sınav kağıdın beni büyük hayal kırıklığına uğrattı.
    vendetta: evet hocam. verdiğiniz notta beni büyük hayal kırıklığına uğrattı.
    hoca: son soruya verdiğin cevapta ayrı bir hayal kırıklığı zaten.
    (bu arada son soru: bu kalp seni unutur mu adlı dizinin senaristi kimdir?)
    vendetta: son soruyu sormuş olmanızda çok ayrı bir hayal kırıklığı zaten.
    hoca: benimle dalga geçercesine cevap vermişin.
    (benim son soruya verdiğim cevap: ali sami alkış.)
    vendetta: bizimle dalga geçercesine soru sormuşunuz.

    hoca ile daha fazla tersleşmek akıl işi olmadığından konu değiştirilir. son senenin verdiği stres diye bir şeyler sallanır. oynanacak olan derbi maçı hakkında görüşler beyan edilir. daha sonra müsade isteyerek ortamdan uzaklaşılır. okulu uzatacak olmanın verdiği telaş ile okula uzun uzun bakılır.

    kafanın içinden "hava soğuk demekki kaloriferler yanmıyor" düşüncesi geçer. kantinden sıcak bir çay alınarak okulun içinden daha sıcak olan bahçeye çıkılır. bir sigara daha yakılır. istemsiz bir şekilde uzatmak üzere olunan okula bir kez daha bakılır... ali sami alkış işte olum denir. ali sami alkış...
    4 ...
  19. 36.
  20. bu durum önceleri kendini hemen belli etmez. önceden bi yoklar sizi. ihtimaller arasında yerini alır. aylar geçtikçe en güçlü ihtimal olur. yine aylar sonra kesinlik kazanır. okulu uzatmak işte böyle yavaş yavaş girer göte. ne kadar kazık olsa da yavaş yavaş girdiğinden okulunu uzatan öğrenciler "ya nolacak ya" diye kendini avutur, işi dalgaya vurur. halbuki anda belli olsa inme indirir bünyeye.
    2 ...
  21. 37.
  22. yemek yemek, su içmek, traş olmak, tırnak kesmek, fatih terime küfretmek gibi doğal bir durumdur. *
    0 ...
  23. 38.
  24. ailesinden yeni ayrılmış olmanın tedirgin mutluluğunu yaşayan 92'lilere takılır yorgun, miyop gözlerim.
    sivilceli kahkahalar, jöleli şakalaşmaların gürültüleri, seyrek sakalların arasından gelir az duyan kıllı kulağıma.
    hipofiz bezinden akar o an büyümekte olanların kokusu sümüklü burnuma.
    tüm çirkinliğime rağmen korkmadan gelirse çıtırın biri yanıma ve sorarsa 'sen kimsin' diye bana,
    yağlı sakallarımın üzerinden gülümser ve derim ki, 'benim gibi olmak istemiyorsan sakın okulu uzatma!'.. (brutal)

    çömezleri korkuttuktan sonra evime gidip duşumu aldım. sonra da ayıma sarılıp uyudum. malum yorucu bi' gündü.

    ergen bi' piçken aileden kaçmak uğruna nasıl da taşraya göç ettiğimi gördüm rüyamda.
    asla benimseyemediğim bi okulu nasıl da hala bitiremediğimi gördüm.
    çok uzun bir zamanı nasıl da kendimi sikerek geçirdiğimi gördüm.
    yakın geçmişi silmek isteyen jack'e 'hep kötü şeyler yaşamadık kie' diye haykıran kate orospusu gibi, moral vermeye çalıştı biri içimde, 'siktirgit' dedim. (lost)
    ve herşeyin farkında olup icraata geçemeyişiminde farkında oldum. (loop)

    sonra uyandım, hissettim sanki hafiften.. gözlerimin daha az gördüğünü, ve kulaklarım kıllanmış, sakalım yağ, burnum sümük dolmuştu sanki.

    ve yine çocukları korkutmaya gittim her zamanki gibi.
    4 ...
  25. 39.
  26. zorunlu olmak kaydıyla yapılan durumdur.
    0 ...
  27. 40.
  28. seninle birlikte girmiş kişiler mezun olup iş hayatına atıldığını görmektir senin ise halen daha yerinde saydığının farkına varmaktır.
    0 ...
  29. 41.
  30. okulu uzatma riskiyle karşı karşıya olan biri olarak şunu söylemeliyim. elimden geleni yapıyorum okulu zamanında bitirmek için. çünkü ailem için sorun olmasa da onlara yük olduğum için kendimden utanıyorum. üçüncü sınıfın ilk döneminde dersleri sallamadığım ve aptalca bir aşkın peşine düştüğüm için, en yakın arkadaşlarımdan birinin beni aptal yerine koymasına izin verdiğim için kendimden utanıyorum. en önemlisi de birçok arkadaşım askere gitmişken benim hala okuyor olma ihtimalim olduğundan dolayı kendimden utanıyorum. inanın bana ki okulu uzatma ihtimali iyi bir şey değil. siz siz olun boş işler yapmak yerine derslerinize asılın. benim gibi her gün kabuslarla dolaşarak alttan derslere çalışmazsınız.
    0 ...
  31. 42.
  32. 43.
  33. 44.
  34. üniversite'ye gelirken hatta hazırlanırken çok ihtişamlı bir karşılama beklemiş biri olarak yazıyorum bunları...

    intihar mektubu gibi oldu lan. hatta ve hatta* siz bunları okurken, ben çoook uzaklarda ense yapıyor olacağım.

    öss*ye hazırlanırken hayal kurdururlardı zorla, kaliteli üniversite ve bölümleri düşlemekle kafayı bozduran depresyonlara gebe olurduk. ****
    haliyle beklenti yüksek olunca hayal kırıklığı da onun çapınca büyüyordu. bir sene de dershaneye giderek on bir yıllık açığımı kapatma çalışmalarını azimle sürdürdüm her şeye rağmen. lisede eğitim namına pek bir herze yiyemediğimden okul puanım da düşüktü. ters orantılı olarak sınıftan *"en yüksek ham puan alan kişi" sıfatıyla çıkmak üzerimde tatlı bir sarhoşluk yarattı. yaratsa ne olacak?* yani k*çı öyle bir yırttım ki benden 20 puan fazla alan arkadaşımla aynı bölümü kazandım. öyle diyeyim siz anlayın. ki o da okul birincisiydi. yine iibf, yani işsiz insanları barındırma fakültesi bölümlerinden birini kazandım. her neyse...

    bölümü kazandık, güzel. üniversite kocaman, -ebesinin şeyi gibi kampüs- güzel, yeni yeni hatta mini mini birler seninle gelmiş kayda o da güzel.
    lakin ders yılı başlayınca insan anlıyor ki sen oraya okumak için değil yılmak için gelmişsin. sabahın 8.45'inde prof. ların devlete veryansınını dinlemeye, kayıt yenileme dönemlerinde en kıl hocaya kalmamak için saç baş yolmaya, yaz okulundan nemalansın diye dersten kalmaya, ara ara da geziydi şenlikti hafiften sürtmeye gelmişsin. nitelikli bilgi üreten beyinlerin yurt dışına kaçışını hep yadırgamışımdır, üniversitede ilk senemin bitişine dek. artık öyle bir düşüncesizlik içinde değilim. ayıldım, paklandım ne mutlu bana! ilk defa yaz okuluna kaldığımda amaan, ne olacak? hem başka arkadaşlarım da var yaz okulunda. hem fena mı yeni insanlarla tanış... derken tabii ben okula gitmekten soğuduğumu zamanla da okula zaten gitmediğimi fark ettim.

    güç bela ikinci senemi okumaya başladım. ne zaman bir tatil olsa veya eve gitsem, sürekli hangi bölüm? kaçıncı sınıf? ne olucan? muhabbeti dönmekte. ki ülkeyi insanlığı falan kurtarmam gerektiğini zaten biliyordum ben. fakat seneler geçtikçe bir şeyi daha anladım ki "insan umuduyla yaşarken mutlaka bir başkasınınkini sömürür, hatta somurur". çok değerli arkadaşlarımın hemen her hevesimi ve girişimimi bloke ettiklerinde anladım, evet. geldik üçüncü seneye, ben bölümümden bıkmışım. bana edebiyat yazdırmayan herkese ayrı sövüyorum, "rehberlikçi". hala ve ısrarla aynı kişiler bölüm, sınıf, ne olucan? muhabbetinde(akraba ziyaretleri ve zorunlu göç yasası adlı tartışma programında hissediyordum kendimi). ben olmuşum oyun, set ve maç. kimsenin haberi yok. toplum baskısı diye bir hede var ya hani, hep siyasi mevzularda dillerden fırlayan. işte o baskı enseme üç hafta üst üste mağlubiyet almış bir barselona hüznüymüşçesine oturdu(nereden fırladığı belirsiz bir "komşunun başarılı çalışkan* oğlu"nun tam yanına). o sene de öyle geçti, eve çıkma sevinci ve nefes alabilme yetisini kazanmak-ki gereksiz- dışında bir faydalanımım olmadı. ben, her sene yaz okulu ve ne olsun iyi işte muhabbeti yaparak dördüncü seneye geldim. ilk dönem ki hezimetimin sonucu okulu bir sene paşalar gibi uzattığımı ben değil istatistikler söylüyordu. o kadar da üzülmüştüm, betimsel istatistik dersini seçmeli olsa da zorla verdikleri için. fakat zamanla bir şeyi daha anladım ki rassal bir şekilde seçilen bahtsız bünyelerimizin okumayı ve hayata atılmayı hak etmediği varsayımı üzerine hazırlanmış bir gözlem/deney in içindeyiz.

    bu ahval ve şerait öğrenci bünyelerimiz üzerinde hüküm sürerken "işi biraz da dalgaya alma"nın bedelini ödemeye başladım. bölümden arkadaşlar okulu yarım dönem erken bitirip gittiler. hatta allah sizi inandırsın* eskişehir'de öğrenim gören bir arkadaşım okulu 2,5 senede bitirdi. bildiğin 4 senelik okul ya! hadi bir-iki ders bırakmış olsun, ne çıkar? okula benden sonra girip de önce bitiren var yahu! bense hala bölümü bırakıp edebiyata hazırlanmayı düşünüyorum. kafam nasıl bir milyon içinde bilmeden(siz tahmin edin artık)... velhasıl okulu uzatmak, baba parası yemiyorsanız çok g*te kaçan bir şey. hiç denemeyin! zaten birazdan interneti kapatıp köyüme dönüyorum. ühühühüü...

    pişmanlıklar ve yozlaşan genç bünyelere ohş:
    ___________________________________
    doğru dürüst bir iş bulup çalışamadığıma ve sefillik ettiğime mi yanayım? koca 50.000(elli bin) kişilik üniversitede bir hatun eline dahi değemediğime mi yanayım? şaka tabii değdim ellerine ehm yoksa bilgisayar bağımlısı olduğum için insan görünce korkup tırstığıma mı? make your choice! heh anca sinema ve bilgisayar oyunu/programları dağarcığım gelişti mına koyiim, şimdi düştü jeton.

    devamı ve ayrıntılı bilgi için hatta yazım ve imlâ yanlışlarında görüşmek üzere, seyyar'la kalın. apostrof stayla. *
    28 ...
  35. 45.
  36. 46.
  37. okulun uzun süreli asılması neticesinde doğal olarak uzamasıdır.
    2 ...
  38. 47.
  39. falcıya gidip baban yüzünden okulu uzatcaksın dediğinde donakalmak .
    0 ...
  40. 48.
  41. bunu yapabileceğiniz en kolay fakülte mimarlık fakültesi, en kolay okul mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi'dir.

    üniversiteye başlayana kadarki 12 senelik eğitim hayatım boyunca hiç tökezlemedim. çoğu zaman sınıfın en iyisiydim, kafam basıyordu, başkalarından daha az çalışarak iyi sonuçlar alabiliyordum. zekaya değil kafamın rahat olmasına, kişiliğimin rahat olmasına bağladım bunu daha çok. mutlu mesut yaşadım yani.

    sonra sınav sonuçları, msgsü mimarlık, beklediğim sonuç, istediğim sonuç, her şey güzel. biraz bakayım insanlar neler yazmış dedim, ''4 senede bitirmeye uğraşmayın, bitiremezsiniz'', ''geceleri uyumayıp hayvan gibi çalışmanıza rağmen kalıcaksınız'', vs. yok canım o kadar da değildir? diyorum kendi kendime, bi taraftan da neyse canım ne olacak filan diyorum. o öyle neyse canım değilmiş işte.

    ilk sene, iki dönem de ders bırakmadım. çatır çatır verdim hepsini. öyle çok iyi bi ortalamayla değil ama okula göre iyi sayılacak bi ortalamayla kapattım seneyi. arkadaşlarımın bi bölümü uzattı bile okulunu. hepsi birbirinin önkoşulu olan proje derslerinin ilkinden kalarak. neyse bende her şey yolunda.

    ikinci senenin ilk dönemi kopardım kayışları. hayatımda böyle yoğun bir dönem başkasında ne gördüm, ne duydum. 4 tane proje dersi, bu demek oluyor ki her hafta o projeleri ilerletip hocana göstereceksin, bu da demek oluyor ki her proje için en azından haftanın iki gününü ayıracaksın, 4 x 2 = 8 ? üstüne bi de 2 tasarım projesi neyse - zaten o ikisini verebildim sadece - 2 tane de hayvani detaylar çizilecek ders var. daha 3. dönem, yeni öğreniyorsun bunları. üstüne bir de o projemin birine yeni hoca olmuş, benden de az şey bilen gerizekalının teki, diğerine de mimarlıktan mezun ama 20 senedir iç mimarlık yapan, daha taşınması için kolonlarımı bile nasıl yerleştirmem gerektiğini anlatamayan dışardan bir hoca girdi. sonuç: ilerleyemediğim için teslimlerden 1 ay önce birini kendim bırakarak okulu kendim uzattım, diğerini de teslim ettim ama geçemedim. bi taraftan bırakmamalı mıydım acaba diye içim içimi yiyor, bi taraftan aileme anlatamıyorum çünkü anlamayacaklar, hayatımın en gergin 1 ayını yaşadım. sonrasında bıraktım değil, kaldım diyerek aileme durumu açıkladım. sert karşılamadılar, elbette üzüldüler ama bi şey demediler. ne desinler ki? çizim yapmaktan ağladığım zamanlar oldu, biliyorlar. sonuç: 2.90 civarı ortalama yaparken, dönem ortalamam 1.43 geldi, üstelik hayvan gibi çalışmışken. çöktüm, benden olmayacak mı acaba diye düşünürken - bölümde okulunu uzatmayan, o dönem 2'nin üstünde ortalaması olan 110 kişiden 10 kişi filan kaldı.

    kabullendim, önemli değil bi dönem dedim. bi taraftan etrafımda ''bitirme zaten okulu, uzat uzatabildiğin kadar, öğrenciliğini yaşa'' diyenler, bi taraftan ''uzaması önemli değil, öğrenmen ve verimli geçirmen önemli, hiçbi önemi yok'' diyen hocalar, bi taraftan ''bi an önce okulu bitirip işe atıl'' diyenler, bi taraftan da istanbul'da okumam için hayvan gibi para harcayan ve iki küçük kardeşimi de okutan ailem. bundan dolayı da bazen önemsemeyen, bazen okul yüzünden depresyona giren, bazen uzamasın artık bitsin diyen, bazen başlarım ne önemi var bu kadar gerginliğe strese değer mi diyen, dengesizlikten ölebilecek bi insan oldum.

    yine de her şekilde o kadar takmamaya başladım, bunun sonucunda bi dahaki dönem 3.18 ortalama yaptım. bi işe yaradı mı? hayır. bütün hayvani 5 saatlik proje derslerini çarşamba gününe koyan okul sayesinde, alttan ekstradan 3 dersim olmasına rağmen okulum yine uzamış gibi görünüyor, çünkü önümde 2 dönem + 1 diploma projesi dönemi kaldı ve o lanet dersler programa yani çarşamba günüme sığmıyor. buna rağmen bu dönem perşembe, ondan sonraki dönem pazartesi günüm boş. yine aileme açıklamam gereken bi durum, takmam gerekir mi gerekmez mi diye bi kararsızlık, gerginlik, gerginlik.

    artık şöyle bir çözüm getirmeye çalışıyorum kendi kendime. stajlarımı bu yaz bitirmiş oluyorum. bi dahaki yaz çalışmaya başlayıp, o uzayan +1 senemi de bi taraftan okula gidip bi taraftan çalışarak geçireceğim. çalıştığım için daha da uzarsa artık beni boğaz köprüsünde bulabilirsiniz.

    sonuç olarak - bir sonuç yok. iyi midir, kötü müdür, uzamalı mıdır, uzamamalı mıdır bilmiyorum ama - bu şekilde uzamaması gerektiği kesin. kimse kıçını yırtıp ona rağmen okulunu uzatmak zorunda kalmamalı. çok deli bi eğitim gördüğümüzden olsa bu neyse. ders programının düzgün ayarlanmaması, hocalar, bunlar olmamalı yani sebep. bende oldu, başkasında bundan sonra olmaz umarım. üniversiteye yeni girecek arkadaşları da girmeden soğuttuysam, kusura bakmayınız ama bu gibi şeyler bütün okullarda ve bütün bölümlerde başınıza gelebilir.
    2 ...
  42. 49.
  43. insanlara cok garip gelmesine ragmen hic de garip olmayan bir durum.

    zor bir sey degil. 1. sinifta yattiysaniz hele, cok kolay.

    en zor kismi, her boka karisan akrabaya olayi anlatmaktir. cunku cevrelerinde okuyan tek kisi torunlaridir. o da lisededir. off torunumuz mukemmel gidiyor diye hava civa yapip sonra gelip senin okul ne zaman bitiyor diye angutca bir soru sorar. o an akraba olmasa agzini burnunu kirasi gelir insanin ama ice atilir. bitecek iste diye cevaplanir. cevreden gelen senden beklemiyorduk bitirirsin diye umit ettik laflari artik patlama noktasina getirir insani. hele de okurken en ufak bir yardim bile yapmayan adamlar soyluyorsa bunu. sanki adamin benim ustumde cok emegi varmis gibi.

    hayir yarraklar size ne? okulu bitirince para mi vereceksin? aile sirketini uzerime mi yapacaksin? arkadaslarinla uzerimden bahis mi oynadin 4 senede bitirecek diye? olayin ne arkadasim senin?

    1 sene uzattim. neden? cunku 1. sinifta yattim. hazirlik okumadim. oss'yi de tek seferde hallettim. yani tek sene kaybim bu oldu. belki 6. seneye de uzatirim. ne olur uzatirsam? hicbir bok olmaz afedersin.

    akrabalar haricinde cok sıkıntili bir olay degil. hatta oldukca rahatsin. meshur bir soz var. okulu 4 senede bitiren 4, 5 senede bitiren 1 sene kaybeder diye. hakli. 4 sene boyunca kendini paralayarak, kafanda sac kalmayarak, hatta kafayi yiyerek okulu bitirecegine, 1 sene uzat normal bir sekilde bitir. 1 senelik kayip senden cok sey goturmez emin ol.
    4 ...
  44. 50.
© 2025 uludağ sözlük