nedir seni kizdiran memnun edecegi yerde

entry2 galeri0
    1.
  1. esasta erkin koray'in her dizesi binbir anlamla yazilmiş olan ve herbiri birbirinden degerli olan ve melodi-güfte uyumunun mukemmel oldugu en iyi parcasi olan öyle bir gecer ki zaman ki parcasinda olan dizedir.

    gelelim şimdi bu olgunun izahatina. simdi efendim bildiğiniz gibi insanlar hayatlarinda belli bir vakitten sonra ister istemez büyük yazar goethe'nin faust karakterinin ruhunu seytanla satmasivari hayatlarini ve gelecekleri satarlar. önlerine bir hedef koyarlar ve hedefe ulasmak için gencliklerini, düşlerini hedefe kitlerler. cünkü her insanin yasamak için bir sebebi olmasi gerekir.

    nasil ki bir ucaği havada durmasi ve yol katetmesine sebebiyet veren fiziki olmazsa olmaz olgular gerekiyorsa işte yaşamak için bir sebep gerekmektedir.

    yurttaş kane filminde seyretmiştim. aklıma nerden takildiysa söyle bir diyalog gecmekte.

    - mister thatcher'e göre bu böyle değildir.
    - mister thatcher aptalin biridir.
    - ama o zengin bir adam efendim.
    - bu da onun neden aptal olduğunu acikliyor evlad. ömrü boyunca tek bir şey istedi ve bunun için yasadi. tek bir şey için yaşayanlar aptaldir evlad.

    aşağı yukari böyle bir diyalogtu.

    çağımızda hemen hemen heryerde bir şey için yaşa progabandasi yutan birey hayati stero olarak değilde mono olarak yaşamaya calisiyor.

    ömrünü bir huzur ülkesi için vakfediyor. fakat nedense tam bunun tadini cikartacakken vermiş oldugu mucadele nedeni ile o huzur burnundan geliyor.

    belki de yipranmişlarin nedeni ile oluyor bu. ama hep merak ederim, emsali görülmemiş bir zaferi kazanan bir asker içinde bulundugu savasta - mesela waterloo savasinda savasan ingiliz topcusu olsun- acaba savasta kaybettiği uzvunun - mesela sag bacaği- yüzünden zaferi tam anlami sevinebilmiş midir?

    zannetmiyorum ister hazreti davut olsun da golyat'i sapanla devirse bile en büyük zafer bile onun kolunu getiremiyceği asikardir.

    fakat kaybedilen uzvundan dolayi ve takilan madalyadan dolayi memnun olmasi istenir. ama hiç bir madalya o bacaği yerine geri getiremez ki....

    cağimizda tabi ki hiç bir savas öyle büyük kayipla bitmiyor. işte gördünüz son cikan savaslarda olan bitenleri en fazla polis operasyonu gibi olup bitiyor. meydanlar da değilde sniperlar kapisiyor falan filan.... öyle gögüs gögüse romanlarda ve hollywood filmlerinde anlatilan tipte savaslar 1970'ler de mortladi.

    biz kücük insanlarin hayatina bakalim biraz. biliyorsunuz ağimiz don kisotluk cagi deyil. sanco panza'yi yana alip yalin kilic değirmenlere hurra edilmiyor artik. - ki bence kahramanlar biraz salaktir, cünkü her zaman topragi işeyenler kazanir, sagolasin yedi samuray-

    bir örnek vermem gerekiyor galiba. ama kafamadakileri yazacağim kusura bakmayin.

    insana bazen boslukta sallanir. güliver'in maganda ve saldirgan cücelerinde huzur bulur - ki aslinda parmaginda oynatmak cok basittir- ne de güliver'in o celebi ve akl-i malik devlerinin arasinda alaycilikla hirtolugunun sifatina vurulmasi arasinda bir secim yapmak zorunda kalir.

    esasinda ne cüce olmak ister ne de dev, bunlari bir harman etmek ister. harman eyleyip güzel bir sentez yaratmak için didinir. thatcher örneğinde oldugu gibi eninde sonunda becerir.

    ama işte tren kalkmiştir. cünkü gencliğini geleceğini gömmüştür.

    önce ömrünü beyhude yere harcadiği için hirslanir ve sinirlenir öfkelenir.

    ama jeton düser.

    buna öfkelenemeyeceğini ve ödediği bir bedel oldugu kafasina dank eder.

    ondan sonra kendini neyin öfkelendirdiğini bulmaya calisir. iett mi? dandik televizyon programlari mi? pahalilik mi? yoksa siyasetci höykürmeleri mi? her gün birisi yıkılan hayaller mi? hepsini tek tek sorar kendisine. sorulara cevaplar verir. ama hiç öyle öfkelenemeye bile degmeyecek zimbirtilardir.

    ister istemez bıkkın bir vaziyette sorular ve paradokslardan nefes alabilmek için bosluklari kullanir, ama nafile. bir bosluk buldugu vakit zehir olur yediği sekerler.

    genc ergenler ve korkaklar gibi ölmeyi tesebbus etmez. cünkü serde mücadelecilik vardir. teslimiyetlerden nefret eder. son kursuna kadar direnir. biraz kanda jakobenlik vardir ha...

    sirf öfkelenmek için yasar, yasamak için de öfkeye ihtiyac duyar. cünkü bilir ki için için öfkesi bittiği vakit teslimiyet bayragini ceken kutuzov olacaktir. - bu arada kutuzov teslim olmamiştir ha-

    yavas yavas memnun olmaya baslar öfkeden. cünkü hayat yörüngesinde tutunabilmek ve yasadim diyebilmek için nese, hüzün gibi öfke de bir ihtiyactir.

    kafaniz attiği vakit öfkenizle bir masayi eliniz vasitasi ile ikiye ayirabilirsiniz. ama bunu normal bir şekilde deneyin o vakit heykel gibi bir vaziyette biraz vakit gecirmek zorunda kalirsiniz.

    şimdi kara kara düsünüyorum bu entry'nin sonunu nasil baglayacağim diye. klasik bir bicimde bitirmeyeceğim ha...

    ama karakter sinirinin sinir bozucu sınır cizgisine gelmeden bitirmek gerek. o halde bir anektodla bitireyim bari:

    Rus çarı 2. Nicholas'ın oğlu Rusya'nın veliahtı amansız bir hastalığa yakalanır. Çocuklarının hastalığına hiçbir çare bulamayan çar ile çariçe bir tanıdıklarının tavsiyesi ile umutlarını kestikleri anda Rasputin'i çağırırlar .

    Rusya'nın veliahtını iyileştirdikten sonra odadan çıkan Rasputin'e veliahtın doktoru bunu nasıl yaptığını sorduğunda:

    Onun ruhunu rahatlattım

    cevabını alır. Doktor:

    Ruh diye bir şey yoktur

    karşılığını verir. Rasputin'in verdiği cevap ise doktorun inandığı maddi gerçeklerin yıkımıdır.

    Düşünceyi ve duyguları da göremiyoruz, o zaman onlar da yoktur.

    olmadi ama idare edin işte canim. *
    0 ...
  2. 2.
  3. bak bir garip diyor ki nerede o yarim nerde diye devam eder.
    0 ...
© 2025 uludağ sözlük