dünya denilen yangın yerinde avuç açmaktansa kendini delice bir koşuya kaptırmaktansa kaputt artık deyip aracını sağa çekip el frenini çekip aracından atlayan kişidir. çevir kazı yanmasın devrinden bezmektir münzevi olmak. konya ovası kadar genişliği istemektense 5 metre karelik bir yerde kıcım kadar bir yerde sadece çiceklerini sulamaktır münzevilik. çoğu zaman bok varmış gibi götünü yırtarca bir yerlere yetişmeye çalısanların arasından kafasını gökyüzüne cevirip hayretler içinde kalakalmaktir. bütün bu anlamsızlıkların içinde cepte ne varsa yoksa havaya atıp arkasına bile bakmamaktır. ve dünyaya avanak bir çocuk saskınlıgı ile her yeni dogan güne sasarak bakmaktır.
amaçlarından hiçbirini paylaşmadığım, sevinçlerinden hiçbiri bana bir şey söylemeyen bir dünyanın ortasında bir bozkırkurdu ve sefil bir 'münzevi' olmayıp ne yapacaktım! ne bir tiyatroda ne de bir sinemada uzun süre oturmaya katlanabiliyorum; elime bir gazete ya da çağdaş bir kitap alıp okuduğum seyrek oluyor. tıklım tıklım trenler ve otellerde, bunaltıcı ve sırnaşık bir müziğin çaldığı hınca hınç kafeteryalarda, zarif ve lüks kentlerin barları ve varyetelerinde, dünyayı gezen sergilerde, geçit törenlerinde, bilgiye susamış kimseler için düzenlenen konferanslarda ve kocaman statlarda insanların aradığı nasıl bir haz, nasıl bir neşedir, aklım almıyor bir türlü. istesem ulaşabileceğim, benim dışımda binlerce kişinin ele geçirmek için itişip kakıştığı, uğraşıp didindiği bu neşe ve sevinçleri anlamam ve paylaşmam olanaksız. öte yandan, benim o şenlikli saatlerimde yaşadıklarımı, benim için haz, yaşantı, cazibe ve huşu sayılan şeyleri 'dünya', bilemedin sanat yapıtlarında tanıyor, sanat yapıtlarında arayıp seviyor onları. yaşamın içinde ise hepsini kaçıkça buluyor. ve doğrusu dünya haklıysa, bu kitlesel eğlenmeler, az şeyle yetinen bu amerikalılaşmış insanlar haklıysalar, o zaman ben haksızım demektir. o zaman kaçık biriyim ben, o zaman sık sık kendime verdiğim isimle bir bozkırkurduyum, yolunu şaşırıp yabancı ve anlaşılmaz bir dünyada gözünü açan bir hayvanım, eski vatanımın havası ve yiyeceği elinden çıkıp gitmiş bir hayvan.***
T: kendinizi nasıl tanımlarsınız sorusuna vereceğim tek cevaptır.
insandan ve insanlıktan uzak ancak herkesin karakterini şah damarlarına kadar yakın gibi bilebilmek, anlayabilmek. Düşünen insanın, sorgulayan insanın, duygusal insanın hem gücü hem zayıflığıdır bu durum. Hem beyazı hem karasıdır ortası yoktur bunun.
Ne kadar sıkılsan da vazgeçmediğin bir alışkanlık, bir bağımlılık bir aciziyet göstergesi.
Her gün acı çekmek her uyandığın güne küfretmek demektir münzevilik.
Yalnızlıktan nefret etmek ancak bir o kadar da sevmek demektir. Hem beyaz hem kara olmaktır fazlası yok.