mimar sinan'ın mimar olmadığını iddia eden sanat tarihçileri mevcut. bu düşüncelerini ''mimar sinan yaşarken bugünkü anlamda uygulanan mimarlık pratiğinin adı konmamıştı'' önermesi ile mesnetlendirmeye çalışmaktalar. zira, ilk önce mimarlık diye bir kavramın terminolojiye girmesi, ardından o pratiği uygulayanlara mimar denmesi prosedür gereğidir. çok da mantıksız bir düşünce olmamasına rağmen, olaya çok fanatik bakanların sinan'ın dehasını küçümseye çalıştıkları da su götürmez bir gerçek.
ister yapı ustası, amele, kalfa diye anılsın isterse şahsından mimar olarak bahsedilsin, günümüz mimari anlayışına mihenk taşı olabilmiş büyük bir üstaddır mimar sinan. gerek manevi gerekse maddi varlığı biz meslektaşları için büyük bir şeref ve önemli bir emsaldir. teşekkürler sinan, boş ve manasız hacimlere ruhundan üflediğin için.
anlayana büyük bir kıssadan hisse için:
Bir Mimar Sinan eseri olan Sehzadebasi Cami'nin 1990'li yillarda devam eden restorasyonunu yapan firma yetkililerinden bir insaat muhendisi, caminin restorasyonu sirasinda yasadiklari bir olayi tv'de soyle anlatmasti. Cami bahcesini cevreleyen havale duvarinda bulunan kapilarin uzerindeki kemerleri olusturan taslarda yer yer curumeler vardi. Restorasyon programinda bu kemerlerin yenilenmesi de yer aliyordu. Biz insaat fakultesinde teorik olarak kemerlerin nasil insaat edildigini ogrenmistik fakat tas kemer insaasi ile ilgili pratigimiz yoktu. Kemerleri nasil restore edecegimiz konusunda ustalarla toplanti yaptik. Sonuc olarak kemeri alttan yalayan bir tahta kalip cakacaktik. Daha sonra kemeri yavas yavas sokup yapim teknikleri ile ilgili notlar alacaktik ve yeniden yaparken bu notlardan faydalanacaktik. Kalibi soktuk. Sokmeye kemerin kilit tasindan basladik. Tasi yerinden cikardigimizda hayretle iki tasin birlesme noktasinda olan silindirik bir bosluga yerlestirilmis bir cam siseye rastladik. Sisenin icinde durulmus beyaz bir kagit vardi. Siseyi acip kagida baktik. Osmanlica bir seyler yaziyordu. Hemen bir uzman bulup okuttuk. Bu bir mektup idi ve Mimar Sinan tarafindan yazilmisti. Sunlari soyluyordu:
" Bu kemeri olusturan taslarin omru yaklasik 400 senedir. Bu muddet zarfinda bu taslar curumus olacagindan siz bu kemeri yenilemek isteyeceksiniz. Buyuk bir ihtimalle yapi teknikleri de degiseceginden bu kemeri nasil yeniden insaa edeceginizi bilemeyeceksiniz. Iste bu mektubu ben size, bu kemeri nasil insa edeceginizi anlatmak icin yaziyorum. "
Koca Sinan mektubunda boyle basladiktan sonra o kemeri insa ettikleri taslari Anadolu'nun neresinden getirttiklerini soylerek izahlarina devam ediyor ve ayrintili bir bicimde kemerin insaasini anlatiyordu. Bu mektup bir insanin, yaptigi isin kalici olmasi icin gosterebilecegi cabanin insanustu bir ornegidir. Bu mektubun ihtisami, modern cagin insanlarinin bile zorlanacagi tasin omrunu bilmesi, yapi tekniginin degisecegini bilmesi, 400 sene dayanacak kagit ve murekkep kullanmasi gibi yuksek bigi seviyesinden gelmektedir. Suphesiz bu yuksek bilgiler de o koca mimarin erisilmez ozelliklerindendir. Ancak erisilmesi gercekten zor olan bu bilgilerden cok daha muhtesem olan 400 sene sonraya cozum ureten sorumluluk duygusudur... *
1489 yılında ağırnas/kayseri'de doğdu. osmanlı döneminde yetişen en büyük mimarlardandır. devşirme olarak istanbul'a getirildi. yeniçeri ocağında inşaat işlerinde çalıştı. böylece hem mimari bilgisini geliştirmek hem de seferler dolayısıyla gittiği ülkelerin mimari yapıtlarını inceleme olanağını buldu. 1539'da mimarbaşı olduğunda, arkasında uzun bir pratik tecrübe ile iran dahil hemen bütün ortadoğu'yu macaristan dahil tüm balkan ülkelerini gezip görmeye ve buralardaki mimari yapıtları incelemeye dayalı bilgi ve görgüye sahip bulunuyordu.ölümüne kadar yarım yüzyıl 52 mescit, 57 medrese, 5 su kemeri, 8 köprü, 20 kervansaray, 7 darülkurra *, 17 imaret, 3 darüşşifa, 8 mahzen, 35 saray, 48 hamam, 22 türbe, birçok çeşme ve sebil yaptı. yapıtlarında o güne kadar kullanılmayan teknikler kullanmıştır. en önemli üç yapıtı, şehzadebaşı, süleymaniye, selimiye camii ve külliyeleridir.
türkiye'nin belkide dünyanın en büyük mimarıdır,velhasıl mezarı büyük dedemin mezarıyla aynı mimaride olup,bakımsız,köhne ve pistir.mezarın içinde ikamet eden bir kaç boş pazar arabası dahi mevcuttur.sus payı niyetine duvarında silik bir mimar sinan fotografı ve açıklama mevcuttur.**
--spoiler--
asıl gücümü edirne selimiye camii'inde ortaya koyup tüm kaabiliyetimi açık-seçik sergiledim. dünyanın bütün mimar ve mühendisleri olanca güçlerini harcasalar, böylesine büyük bir eserin yapımını gerçekleştiremezler.
--spoiler--
kaynak: hakikat takvimi
sözleriyle kendini tanıyan, bilen ve asla ölmeyecek olanlardandır.
ayrıca dünyanın merkezi şehzade paşa camii olduğunu bulup bunu belirtmek için cami duvarına bir de mermer sutun koymuş kişidir.
(dünyanın merkezini bizanslılarda hesaplamış sultanahmet camii yakınlarında ki milion taşı olduğunu söylemişlerdir.)
1935 yılında türk olup olmadığını öğrenmek için* mezarından kafatası çıkarılan, 1940'lı yıllarda kabri restore edilmek amacıyla açıldığında tekrar yerine konulmadığının öğrenilmesiyle kafatasının kayıp olduğu anlaşılan türk mimarisinin gelmiş geçmiş en büyük ustası..
dönemine ve kendinden sonraki tüm döneme damgasını vurmuş mimar. bir şairin "şimdi bütün mimarlar yüksek mimar,
kala kala bir sen alçak kaldın ey yüce sinan..." diye dizelerine konu ettiği mimar-i deha.
süleymaniye camii' ni yapmasının ardındaki yöntemi hayran bırakan büyük türk mimarı. hikaye şöyledir:
bir gün kanuni sultan süleyman, sadrazamı ve vezirleriyle birlikte camii inşaatına gider ve mimar sinan' ın işçileriyle bir daire yapmış, oturduğunu görür. zaman zaman birbirlerine bakmaktalardır o kadar. süleyman' ın kulağına inşaatın ilerlemediği haberi ulaşmıştır üstelik. sinirle sinan' ı yanına çağırtır. ancak mimar, dümdüz yürüyüp gelmek yerine kah eğilip kah sürünüp kah atlayarak, 5 dakikalık mesafeyi 15 dakikada gelir.
- emredin padişahım, der.
padişah gülümser.
- kolay gelsin, der ve ayrılır.
hikaye, sinan' ın camiyi daha yapmaya başlamadan önce kafasında planladığını göstermesi açısından ilginçtir.
topraklarımızda tek yüksek mimar olmayan mimardır. içimiz dışımız yüksek mimar dolu ama estetikten uzak memleketimizi rahmetli görse ağlardı herhalde. ahirette yenibosna-bağcılar kazı alanında çalışmış bir arkeologla karşılaşırsam diye bayağı tırsıyorum. adama ne derim sonra.
baba ve piç adlı elif şafak kitabında romanda geçen ermeni karakterlerin sıkça adını andığı ünlü mimar... aslen ermeni olduğunu öğrenince birçok türk gencinin de şaşıracağı zattır kendileri...
Batı'da Leonardo ne ise, bizde de Sinan odur...
Bir dahidir...
Ustalık Eserim dediği (bkz: Selimiye Camii)'ni gezerseniz dehasına vakıf olabilirsiniz...