en derin duyguların edebi bir dille kağıda aktarılması sonucu oluşan bir iletişim aracı.
eskiden belkide iletişime muhabbet ve derinlik katan en önemli unsur konumundaydı mektup. öyle her kelime yazılmazdı. bin tartılıp bir yazılırdı kelimeler ve onların oluşturduğu kombinasyon eşsiz bir tat verirdi okuyana. her duygu için farklı farklı anlamlar yüklerdi. kışladan anasına selam eden askerin duyguları ayrı, sevdiğine hissettiklerini anlatan aşık'a ise farklı anlam yüklerdi.
şimdi ise bu modern çağda mektunun ölümüne bu duyguların ölmesi eşlik ediyor. en temiz duyguların edepli bir biçimde anlatılması yerini literatüre de giren msn diline bıraktı. iletişim yollarının bu denli açık olması özlemi, hasreti bitirdi belki ama özlemenin heyecanınıda yanında aldı götürdü.
yeni bir nesil geçmişinden bihaber vaziyette yetişiyor. iletişimin her türünden faydalanabilen bu nesil özlem nedir, özlemek nedir bilmiyorlar. özlemenin ne demek olduğunu bilmeyen bir insanın kıymet bilmeside zorlaşıyor ve sonucunda alışık olmadığız vurdumduymaz bir nesil yetişiyor.
dünyadaki her şey bir objedir. bazısı canlı, bazısı da cansız. bazı objeler de vardır cansız olduğu halde bir ruhu olduğunu inandığımız. işte mektup bunlardan biridir. modern zamanın götürüsü olarak gözden düşmüş olsa da ölememiş ama buruşturulup bir köşeye atılmış öylece bekliyor. ne olur iki satır bir şeyler yazıp paylaşsak. bir kültürü yok olmaktan kurtarsak.
ne güzel şarkıdır. çok hüzünlü bi melodisi olmamasına rağmen nasıl hüzünlendirir sizi, nasıl çok uzaklara, o hatıralara götürür.. neden teoman sorusuna verilecek en güzel cevaplardan birisidir.
--spoiler--
teşekkürler teşekkürler bir zamanlar beni çook sevdiğin için..
aaaşk bu savaaş buu
--spoiler--
eski zamanların, aşıklarının, tutkulu aşklarının bir belgesi niteliğindeydi.
şimdilerde her şey öyle ruhsuz ki. telefon; insanları birbirine yakınlaştıracağına adeta soğutuyor. her an elinin altında ona ulaşabileceğimizi bilmenin güvencesiyle sevdiklerimizi boşluyoruz.
oysa mektup öyle mi idi? o mektup asla atılmaz(özel bir durum yoksa) defalarca okunurdu. insanlar o mektupları yazarken nasıl da özenirdi. o kadar ki: sizi sevdiğini bir mektupla anlardınız. insan sevildiğini hissederdi.
21. yüzyıl, aşkın öldüğü bir yüzyıldır.
"oysa mektubu yazanın ,yazdıklarını, yazdığı kişiden başka hiç kimsenin okumayacagı konusunda taşıdığı duygu,belki de mektup yazma özgürlüğünün en itici gücü,en belirgin özelliğidir. mektup,yazılan kişiden başka okuyucusu olmadığı duygusuyla yazıldığı sürece en güzel yazilir sanıyorum."
nostalji kokan güzel mi güzel bir iletişim aracı. ancak ne yazık ki teknolojinin altında ezilmekten kurtulamamıştır. şimdiki çocuklar o kadar şanssız ki birinden mektup beklemenin heyecanını hiçbir zaman yaşayamayacaklar.
teknolojiyle gelen rahatlık ve tembellik yüzünden unutulmaya yüz tutan haberleşme araçlarından biridir. hem haberleşme araçlarından, hem unutulmaya yüz tutmuş olanlarından biridir. *
ayrıca haberleşme aracı olmasının yanı sıra bazıları, sanatçılar tarafından kaleme alınmış olanları edebi nitelik taşımaktadır. tezer özlü ve franz kafka aklıma gelen ilk isimlerden.
kişisel görüşüm ise mektubun bir anı olduğudur. şu çağda mektuplar artık haberleşme için kullanılmıyor *, yazan kişinin mektubunu sanatsal, edebi bir eser olarak tanımlamak da ona kalmış bir şey değildir bence, bu mektubun edebi bir eser olup olmadığı da onu pek ilgilendirmemeli ayrıca. bu egosunun altında ezilip yok olmuş birine dönüşme tehlikesini doğurur.
eskiden bu kadar kolay değildi yaşam, ama bu kadar yüzeyselde değildi.Hatırlarım, hep özel bir dolma kalemle, el yazısıyla saman kağıdına yazılan o mis gibi kokan mektupları.Şimdiyse, mesaj atıyor insanlar birbirlerine. "sni choq svyorm askhm" tarzında.Boktan bir devirde, boktan bir şekilde yaşıyoruz.Evet, hepiimiz aynı bokun lacivertleriyiz.
hala yazılmalıdır. çünkü hala dokunmak lazım. yazı lazım. kağıt kalem hep lazım. dostluk lazım. sevgi lazım. sabırla beklemek, açmadan önce heyecanlanmak lazım. his için, içimizin taze kalması için bunlar lazım.
kolay değildir bilirim;
bir aşkı bir kalbe koymak
hele bir başkasını severken sen...
teşekkürler..
teşekkürler...
bir zamanlar beni çok sevdiğin için...
teşekkürler..
teşekkürler...
beni çok sevdiğin için...
dizeleriyle insanı hüzünlere gark eden teoman şaheseri.
intihar mektubudur
ölümümden bana dokunmuş herkes sorumludur diyip herkesin acılar içinde kıvranıp sonsuza kadar gebermelerini sağlayabileceğim
ya siz bu komşu, aile, iş arkadaşı piçlerinin ağzına sıçın ya da yaptığınıza devam edin ki bir an önce 17. katımdan salıveriyim kendimi!
namuslu kendi kazandığım paramla özgür diilim olabilir mi böyle bir şey olabilir mi!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
gelenecek nesillerin bir zamanlar diye anacağı iletişim aracı. aslında ben de adam akıllı mektup almadım sadece üç mektubum vardı o da bana çok aşık olduğunu anlatmak isteyen adamdandı. yaşına göre zeki adamdı. gülümsetti.
Mektuptan bazı yerler...
Evet, bu sefer yazıyorum. Yazıyorum çünkü insanın içinde yazılmayı bekleyen mektuplar vardır. Bu gencin yazılan ilk mektubu da sanadır güzel kız. Gerektiğinde tartışıp münakaşa içinde oluyoruz, bazen bakıyoruz ki aramız ekşi. Bkz:ekşi * aniden küplere binişler, pişman oluşlar, pis sırıtışlar, tirajdan kaygılanışlar, hemen moda girişler, fonla dram artışları Ama ne var ki geriye kalan yaşamın ilk gününde öpüşüp barışmalar. Bu kadar da birbirimize tutkuluyuz. Biz de yaşadık belki zorlukları, kıskançlıkları ama farklıyız ki birbirimiz için bir türlü birbirimiz olmadan edemedik. Nedir bu aramızdaki? Aşkın senfonisi mi? Yan etkisi var mıdır bu senfoninin. Soruyorum çünkü hani böyle tencereden tabağa doğru, kepçe ile çorba alırken o kepçeden, çorba tencereden tabağa kadar giderken arada dökülmesin diye kepçenin altına tutulan tencere kapağı gibi hissediyorum kendimi. Şaka yapıyorum sadece anlık tripsel cümleler *
Limonlu schweppesim, paprika pringelsm ne güzeldir bu aramızdaki uyum. Ne kadar özeliz. Ben bana verileni birkaç haftada kelebeğe dönüştüren biri, sen bölüm sonu canavarına sarılıp uyuyan biri o bakışların nükleer serpinti etkisi yaratıyor bende. Seni görünce sendeliyorum resmen. Mecnun falan değilim ama senin için William Shakespeare gibi yazdım. Bienal bir durum bu
Seni seviyorum. Her ne kadar NASA senin dünyaya gelişini örtbas etse de benim sana olan aşkımı edemedi. Yeniden mecnuna döndürdün beni. Bunun net bir tezahürü bu mektuptur. Mektubumu Orhan Veliden bir şiirle bitirsem nasıl olur diye düşünüyorum ama 0,7 rayting ucum bitiyor.
bir zarfı açmak kadar kalbi titreten ne vardır. zarf mahremiyettir, mahrem olmasa da satırlar. bir köşeye çekinilir, yalnız okunur mektuplar. diye başlıyor kitabına bir yazar. bize de unutulan mektubun mahremiyetini ve sıcaklığını anlatıyor. çoğumuzun ömrü boyunca hiç mektup almadığı ve almayacak olması, almış olanların da son mektubunu zamanını kendilerinin de unuttuğu belirsiz bir tarihe gömmüş olmaları inkâr edilemez bir gerçek. öyle ya da böyle çoğumuz, bize yazılan bir mektubun zarfını açarken parmaklarımızın titreyişine, kalbin yavaşlatılamaz hızına tanıklık edemedik. en son ne zaman mektup aldık ya da ne zaman bir mektup yazdık?;
birdenbire ağzımızdan kaçan kelimeleri hiçbir şey geri getiremez. çünkü söylediklerimizin üstü çizilemez. çünkü söylediklerimiz dinlenmeyebilir; sözümüz kesilir, içeriye o anda biri girer. mektupta ise teker teker itinayla yan yana gelir sözcükler ve hiçbir zaman yarım kalmaz söylenecekler. okunan mektup da mutlaka kavuşur nihayetine. samimiyetin bir kâğıttan nasıl taşabileceğinin kanıtıdır mektup. dijital ortam karşısında yazılan mesajların soğukluğuyla mukayese edilemez. çünkü kalemin titreyişi vardır mektupta, kelimelerin git-geli, beklemenin ızdırabı ve kavuşmanın anlatılamaz mutluluğu. yanisi bir kısa mesajdan çok daha fazlasını barındırır muhtevasında. dijital ortamla savaşını kaybetmiş değildir henüz. basma kalıp bir ifadeyle, günlük hayatın yoğunluğundan, teknoloji yığınının yoruculuğundan kurtulmak isteyen samimi gönüllere hâlâ aralar kapısını. eşsiz bir dinginliği serer önüne hem yazanın hem okuyanın. zaten habersiz gelen bir mektup kadar ne sevindirebilir insanı.