gerçek anlamda liberal bir aydındır. yandaş medyada liboş rolü yapanlardan değil yani. tıpkı fehmi koru'nun islamcı rolü yapan embesillerden ayrıldığı gibi.
makro iktisat hocasıydı bir zamanlar, dersinden herkes kaldığından bir bahaneyle yurtdışına yollanarak yerine o zamanlar yrd.doç olan kerem alkin getirilerek ,bir nevi öğrenci bayramı yaşanmıştı.
avrupa birliği hayranı (gümrük birliğine girdiğimiz yetmedi, avrupalılar bizi daha iyi sömürsün diye rekabet faslı tartışmasız kabul edilsin diye kıçını yırtar), demokratik toplum kongresi üyesi (özerklik isteyen kürt faşistlerinden), kendini solcu diye tanımlayan, birilerinin medya kuklası. konuşurken aralara sempati toplama amacıyla bir iki güzel söz sığdırır. bize osmanlı'nın son dönemindeki kendini aydın diye nitelendirip, bu halkı kayıtsız şartsız batılı aç kurtların önüne sunan kişileri anımsatır.
dün kendisi, bursa'da yazarlar birliği tarafından organize edilen bir sohbet gerçekleştirdi. konu son çıkardığı kitaplardan birisi kent dindarlığı idi. arkadaş, adam 40 dakika kadar konuştu sonra sorular kısmına geçtik. birisi erkek birisi kadın olmak üzere iki kişi en az mehmet altan kadar konuşmuştur. ulan çıldıracağım, parmak kaldırıyorum, kaldırmıyor beni. bayanlara pozitif ayrımcılık falan dedi, lan ne oluyoruz öğrencilere pozitif ayrımcılık niye yok falan dedim ama ı-ıh olmadı. kalkamadım bir türlü.
kendisinin fikirlerini severim, sayarım. tosuncuktur.
kendine biçtiği kanaat önderliği rolünü esas mesleği olan iktisat profesörlüğüne nazaran ön plana çıkarmış olan kişi. eh, getirisi daha yüksek tabii ! gerçi ne iktisatçılığında ne kanaat önderliğinde matah bir üretimi yoktur. döner döner aynı şeyleri söyler. dönmek dedim de, çok hoşlandığı bir eylemdir. on yıllar geçse de vaz geçemediği yegane şey, türkiye cumhuriyeti'ne duyduğu hınçtır. oradan buraya geçer, 180 derece değiştirir pozisyonunu, t.c'ye düşmanlığı baki kalır. hayatındaki istikrar noktası budur. bir de sakalları. ne yaparsa yapsın üretiminin o hep bahsettiği evrensel çizginin daima altında kalması istikrarı yakaladığı üçüncü konudur.
yalnız ezberine aldığı demirbaş konulardan birisi tarihe karıştı yakınlarda. en sevdiği
retoriklerden birisi olur olmaz, her vesilede türkiye ile yunanistan'ı mukayese etmekti bu zatın. biraderi ile birlikte babalarından devraldıkları bir karşılaştırmadır bu. yunanistan ab üyesi, biz giremedik ya, işte onlarda şu şöyle, bu böyle. yunanistan'ı göklere çıkar, kendimizi yerin dibine sok.
şimdi komşu battı batacak, mehmet altan dut yemiş bülbül. soruyorum kendisine buradan:
ne oldu sn altan, bir analiz yap ta istifade edelim. kendisi hakkında bir iktisat profesörü olacak çıkarılacak iki sonuç var;
1) yunanistan'ın alt yapısı, ekonomik göstergeleri, kamu örgütlenmesi, özel sektörü, üretimi ve tüketimi hakkında ya hiç bir fikri yoktu, ki o zaman sen ne iş yaparsın mehmet altan?
2) yahut hepsini bal gibi biliyordu ve gözümüzün içine baka baka yalan söylüyordu.
söyleyin bu iki şıktan hangisi daha küçültücü kendisi için?
şu an 32.gün de karşısında hulki cevizoğlu var ve mehmetcim süt dökmüş kuzuya döndü, biliçaltında ulan bu herife bişey demeye gelmez sikertir beni düşüncesi mevcut herhalinden belli.
13 yıl önceki şeyi şimdi şöylemiş kişi.
lan bu da moda oldu ha.
birileri bana 234324 sene önce tehtit geldi, şantaj geldi deyip ağlıyor.
akp'nin mağdur stratejisi epey etkiledi demek bu milleti.