öncelikle kapitalizm neymiş onu öğrenelim. kapitalizm; feodalizmin yerini almış olan sosyo-ekonomik olgudur. kapitalizm üretim araçları üzerinde özel mülkiyete ve ücretli emeğin sömürülmesi temeline dayanır. artık değer'in ele geçirilmesi kapitalist üretimin temel kanunudur. üretim anarşisi, periyodik buhranlar, kronik işsizlik kitlelerin yoksulluğu, rekabet ve savaş kapitalizmin karakteristiklerini teşkil eder.(kaynak: materyalist felsefe) sermaye ile emek arasındaki temel çelişkiden doğan bu olaylar kapitalizmin batağa sağlanmasına neden olur.
sıra geldi liberalizme. liberalizme göre; "ekonomik faaliyetler, «doğal düzen» çerçevesinde «görünmez bir el» aracılığıyla kendiliğinden gerçekleşir. Devletin müdahalesi gereksizdir." fakat 20. yüzyılın başından itibaren oluşan mali oligarşi ve üretim fazlalığı nedeniyle kapitalizm büyük buhranla neden olmuştur ve emperyalist çıkmazlara girmiştir. yani kendiliğinden gelişme teorisi iflas etmiştir. büyük buhranlar nedeniyle halk yoksullaşmış ve alım gücü düşmüştür. buna bağlı olarak özel teşebbüs devletin teşvikini arkasında bulundurma zorunluluğu hissetmiştir. Pek çok kapitalist ülke bu yüzden faşist yönetimler kurmuştur. Almanya'da ya da italya'da olanlar gibi. çünkü o devletler de sermaye zor duruma düşmüş ve halk kitlelerini susturmak için faşizm belasını ortaya çıkarmıştır. her neyse konumuzdan sapmayalım.
kapitalist sistemin gelişmesi ile birlikte oluşan mali tekeller serbest dış ticareti engellemeye başlamıştır. çünkü sanayileşmiş ülkelerin burjuvazileri ellerinde bulundurdukları üretim fazlalıklarını diğer ülkelere satmaya başlamıştır. bu nedenden dolayı tüm devletlerin ulusal burjuvazileri birbirleriyle çatışmaya girmiştir. emperyal güçlerin bu çatışması 2 kere savaşla noktalanmıştır. yani liberalizmin savunduğu serbest dış ticaret politikası kapitalist sistem de geçerliliğini yitirmiştir.
liberalizm yaşamak için kapitalist ekonomik sisteme muhtaç doğar. bu nedenden dolayı onun bağrından çıkmıştır. kapitalizm ilk olarak nerede çıkmıştır tam olarak bu kestirelemez çünkü oluşması safha safhadır. fakat liberalizmin tarihi en fazla 200 yıllıktır. yani kapitalizm onun bir uygulaması değildir. liberalizmi kapitalizmden ayırmak ise gerçek anlamda hatadır. kapitalizm olmadan liberalizmin esamesi bile okunmaz çünkü.
gelelim liberalizmin tamamen demokratik olduğu ve hiç bir zümreye imtiyaz tanımadığı safsatalarına. liberalizm öncelikle bu iddasıyla tamamen kendiyle çelişkili bir durumua düşmektedir. özel mülkiyeti öne çıkartan bir ideoloji olan liberalizm, bu özelliği ile burjuvaziyi desteklemektedir. yani üretim araçlarındaki özel mülkiyet artırılarak emek üzerindeki sömürüyü daha da artırmaktır amaç. işçilere verilmiş haklar ise sadece göstermeliktir. çünkü işçilerin tepkisinden korkan burjuvazi zamanla bu hakları vermiştir. hepsi kazanılmış haklardır yoksa liberalizmden doğan doğal haklar değildir.
son olarak liberalizmin faşizm ile olan organik bağı üstünde duralım. bu bağ sosyo-ekonomik bir olgu olan kapitalizm bunlar ortak öğesidir. öncelikle faşizmin tanımını yapmak gerekirse- ki bu tanım george dimitrof'a aittir- finans kapitalin en gerici en şoven, en emperyalist öğelerinin teröre dayanan açık diktatörlüğüdür. faşizm sosyalizmdeki gibi halk iktidarı ile gelmez. faşizm kapitalizmin buhrana girdiği anlarda o ülkenin burjuvazisinin onayı ve desteği ile iktidara gelir. halk ise amaç değil araçtır. kandırılan halk kitleleri üzerinde bir terör düzeni kurarak sermayenin gelişmesini sağlar. faşizm tanımak olarak budur. yani sosyalizmin uygulamalarında yoktur bile. sosyalizmin uygulamalarından olan sovyetlerde açık bir devlet kapitalizmi görülür. fakat o konu üzerinde durmayacağım. liberalizmin doğurmuş olduğu burjuva demokratik açılımlarının tıkandığı noktada kapitalist sistemi faşizme başvurmak zorundadır. aksi halde yıkılarak yerini sosyalist iktidara bırakır.
sanırım çok uzun bir yazı oldu, fakat okunması dileğiyle selamlarımı iletirim liberal dostlara.
liberalizm, sosyalizm, faşizm gibi kavramları günlük gazetelerden öğrenen bireylerin entry kasarak gülünç duruma düştükleri ideolojidir. öyle burjuvazi şöyle yapmıştır böyle yapmıştır diye sallayıp savurarak olmuyor o işler. şimdi bakalım sütoğlan ne demiş:
liberalizm kapitalizmin bağrından çıkmışmış. kendisini kapsayan ve hatta ona zemin yaratan bir ideolojinin (yani liberalizmin), kendi alt kümesi olabilecek bir üretim ve ekonomik sistemin bağrından çıktığını iddia etmek için ideoloji ya da iktisat tarihi hakkında bir halt bilmemek gerekir ya da hiç entry kasmayıp oturduğu yerde oturmak. neyse kaşınmış bir kere anlatalım öğrensin. Liberal düşüncenin ekonomi ayağında:
1) Bireycilik ilkesi kapsamında «kişisel çıkar» önde gelir.
- işbölümü gereklidir.
- Ekonomik faaliyetler, «doğal düzen» çerçevesinde «görünmez bir el» aracılığıyla kendiliğinden gerçekleşir. Devletin müdahalesi gereksizdir.
- «Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler» görüşü ekonomiye hakimdir.
- Serbest dış ticaret gereklidir. A.Smith,dış ticarette «mutlak üstünlük teorisi»ni ileri sürmüştür.
- Sadece tarım değil sanayi de verimlidir.
- Servetin kaynağı emektir.
- iki tür değer vardır: Kullanım değeri (malın faydasına göre belirlenir),
Mübadele değeri (malın diğer mallarla değiştirilebilmesine göre belirlenir).
tüm bunlar liberalizmin orijin noktasını oluşturan fizyokrasi sonrası akımın temel taşlarıdır. liberalizmin -izm kısmını oluşturan ideolojik kısmı ise "yasalar herkese esit tatbik edilir, hic bir bireye veya zumreye yonelik yasa cikarilamaz, gecmise donuk uygulanamaz ve en onemlisi hukumet dahil herkesi baglar. güçler ayrımı en önemli esastır. liberal bir anayasa olmadan liberalizmin esamesi okunamaz. devletin minimal bir biçimde uygulayıcılıktan korumacılığa geçmesidir liberalizm. vs..." şeklinde özetlenmişti. kafası basmayan tayfa için tekrarlamak farz oldu tabi.
şimdi buradan ortaya çıkan oluşturulan yeni bir ekonomik düzendir, bu düzen de kapitalizmdir. yani liberal düşünce kapitalizm gibi bir üretim sisteminin olmasını savunmuştur. liberalizmin kapitalizmin uygulamasını söylemek için ya geri zekalı olmak gerekir ya da ilkokul düzeyinde bir bilgi düzeyine.
2) 1900'lerin ortasında liberalizmin çıkış-kurtuluş kaynağı sosyal devlet olmuştur. iyice tıkanan sistemi sürdürmek ve anti-tezlerin durdurulmasını sağlamak için tek yol olmuştur bu. sosyal devlet anlayışının ortaya çıkmasının temel sebebi kapitalist bir sistemin uzun vadede ayakta kalamayacağının anlaşılmış olmasıyla ilgilidir. etat providence derler bir kavram vardır, onu da bilmeyen araştırsın bi zahmet. almanya'da bunun nasıl ve neden ortaya çıktığını da...
3) faşizmin uygulamasında sosyalizm ile organik bağ kurulmuştur evet. faşist sistemlerin hiç birinde bireyi temel alan anayasal ya da ekonomik bir uygulama görülmemiştir. teşebbüs özgürlüğü, kişisel haklar gibi şeyler yoktur faşizmde ki, teşebbüs özgürlüğünün kıstlanması en basitinden liberalizm'in "a"sına aykırıdır. faşist yönetimlerin hepsi devletçidir, bürokratik ve kısıtlayıcı yapıdadırlar. marx'ın sosyalizminden bahsetmiyorum saçmalama, uygulamalara bak diyorum.
akşam akşam mesai sonrası zamanımı bu açıklamalara ayırmama neden olan zerzevata selam ederim.
bak biraz uzun bir entry, bu konuda bilgilenme ihtiyacın yoksa, hiç okuma, baştan söyleyeyim. *
şimdi öncelikle, liberalizmi tam anlamıyla kavrayabilmek için sorulması gereken birkaç soru mevcut, şöyle ki;
- liberalizmin eşitlik anlayışı nedir?
- liberal sistemde özgürlükler dayanağını hangi kavramdan alır?
- liberal ideolojide emeğin sistemdeki rolü nedir?
- liberal sistemin öngördüğü rekabete dayalı düzen, tam anlamıyla uygulanması halinde, tüm toplum için mi yoksa sadece belirli bir zümre için mi refah sağlayacaktır?
ve elbette;
- devletin piyasadan tamamen çekilmesi, sadece koruyucu devlet şekline bürünmesi ile, piyasadaki sorunları çözmede "görünmez el" yeterli olacak mıdır?
bu soruları sıraladıktan sonra, liberal öğretinin içini biraz daha doldurmak mümkün olacaktır sanırım. kısır çekişmelerin yerine, biraz da bunları paylaşmak çok daha mantıklı olacaktır.
öncelikle, liberal düzenin eşitlik anlayışı, herkes için mutlak bir eşitliği öngörmemektedir. bahsi geçen eşitlik fırsat eşitliğidir. fırsat eşitliği kavramı, görünürde son derece adaletli bir kavram olmakla birlikte, her bireyin fırsatlara eşit uzaklıkta olması ve eşit olarak yararlanabilmesini ifade etmektedir. ancak bu noktada, eksik kalan unsur, her bireyin bu fırsatlara erişiminin eşit olmamasıdır. teoride işlerliği bulunan bu kavram, pratikte, eşitsizliğin ve bireyler arası uçurumların bulunduğu bir düzende çok da eşitlikçi olmamakta ve sadece fırsatlara ulaşma şansı olan elit kesimin nemalandığı bir unsur haline gelmektedir.
liberal sistem, çok geniş bireysel özgürlükleri kapsamakta ve nihayetinde bu özgürlükleri sınırlayıcı hiçbir düzenlemenin yapılmamasını öngörmektedir. bu özgürlüklerin kaynağı ise, sistemin özünü oluşturan birey kavramıdır. ancak, bu bireysel özgürlükler, her zaman için toplumun geneline yayılan bir özgürlük ortamını doğuramamaktadır. bunun yanında, liberalizm, toplumsal özgürlüğü sağlama yolunda en büyük katkısını da demokrasinin gelişimini sağlayarak yapmıştır.
liberal öğreti, bilindiği üzere, serbest rekabet piyasasını öngörmekte ve piyasanın işlerliği için rekabet kavramını sistemin temeline yerleştirmektedir. yine bilindiği üzere, bu doğal rekabet ortamında, devletin ya da başka herhangi bir üçüncü kurumun piyasaya, işleyişe müdahelesi kabul edilemez. ancak, bu doğal rekabet düzeninde gözden kaçan en önemli nokta, üretim faktörlerinden emeğin niteliğidir. emek, doğası gereği sermaye karşısında her zaman güçsüzdür ve bir kurumsal korunmaya ihtiyaç duyar. tarih boyunca, sendikalaşma, örgütlenme hep bu ihtiyaçtan doğmuştur. bunun yanında devletin de sisteme müdahalesinin gereksinimi, devleti, koruyucu -ya da bekçi- devlet rolünden müdahaleci devlet konumuna sokmuştur. sosyal devletin gelişimini sağlayan temel etmenlerden biri de, emeğin böyle bir korumaya ihtiyacı olmasıdır. liberal öğretide ise, bu müdahalenin kabul edilmemesi, emeğin sistemde hep dezavantajlı kalmasına, üretimden hak ettiği değeri alamamasına yol açmaktadır (bkz: artık değer).
ve son olarak da, liberal sistem içerisinde kabul görmeyen devlet müdahalesine karşılık, öğreti, piyasanın karşılaşacağı sorunları çözebilecek mekanizma olarak da, piyasanın "görünmez el"ini sunmuştur. öyle ki, sistem içinde oluşacak çarpıklıklar, dışarıdan hiçbir müdahale olmaksızın kendi kendi bu "görünmez el" tarafından çözülecektir. ancak, görülmüştür ki, bu çözüm de bir yarar sağlamamıştır. zira, liberal piyasanın karşılaştığı sorunlar, kendiliğinden çözümlenememiş, emek örgütlenme, hakkını koruma ve sendikalaşma ihtiyacı duymuş ve nihayetinde sosyal devletin korumasına girmiştir.
not: sosyal devlet, liberal sistemin doğurduğu bir kavramdır. bunun dışında bir anlam çıkarılmamalıdır. ancak, liberal sistemin çarpıklıklarını törpülemek ve daha adil ve eşitlikçi bir düzen yaratmak iddiası ile ortaya çıkmıştır.
sosyalizm ile faşizm hakkında zerre kadar bilgisi olmayıp, bu iki karşıt düşünce hakkında organik bir bağın bulunduğunu iddia etmek konuyu saptırmaktır, cahilliktir. liberalizmin ise kaptalizmin bağrından çıkmnadığı iddia etmek ise düpedüz gülünç duruma düşmektir.
laf cambazlığı ile, safsata ile kavranları çarpıtmaya çalışmak yalnızca demogoji yapmaktan ibarettir. liberalizmin kapitalizmin bağrından çıkmadığı savunmakta böyle bir şeydir. kapitalist burjuvazi liberalizmi savunmuştur 1850'den beri, çünkü en iyi gelişimini bu aşamayla sağlar. fakat kapitalizm 1900'lerden itibaren düştüğü çıkmazdan ve savaştan ancak faşizm yolu ile kurtulmuştur. bu yüzden faşizm ile liberalizm arasında organik bir bağ bulunur. nazizim ise faşizm almanya görmüş halidir. nasyonal sosyalizm açılımı ise almanyada yükselen sosyalist akımı kesmek için kullanılmış liberal burjuvazi(!) ürününden başka bir şey değildir.
liberalizm kapitalizmin bağrından falan çıkmamıştır. liberalizm kendisinden önceki sistemlerin haklı eleştirisidir. liberalizm kapitalizmin uygulanış biçimi hiç değildir, kurucusu john locke olan bir düşünce sistemidir. liberal bir ulkede, yasalar herkese esit tatbik edilir, hic bir bireye veya zumreye yonelik yasa cikarilamaz, gecmise donuk uygulanamaz ve en onemlisi hukumet dahil herkesi baglar. güçler ayrımı en önemli esastır. liberal bir anayasa olmadan liberalizmin esamesi okunamaz. devletin minimal bir biçimde uygulayıcılıktan korumacılığa geçmesidir liberalizm. vs... kapitalizm üretim araçları üzerinde özel mülkiyete izin veren ve ücretli emeğin bunun çalıştırılması için kullanıldığı sistemdir. en genel tanımla bunları kapsayan bir üretim biçimidir.
belki şöyle denilebilir: kapitalizmin uygulanması için liberal bir ortam gereklidir, kısmen. özgürlüklerin olmadığı bir yerde kapitalizm uygulaması bir halta benzemez.
türkiye'de liberalizm yoktur, hiç bir zaman uğramamıştır bile. türkiye'de aksak olarak hareket eden, 80'lerin ortasına kadar devlet eliyle idare edilmiş ve halen kısmen devlet eliyle kısmen özel sektör eliyle idare edilmeye çalışılan bir kapitalist sistem mevcuttur. serbest piyasa ekonomisi yoktur çünkü liberalizm yoktur. bu yüzden kartel vardır oligopol vardır.
faşizm de kapitalizm çeşidi değildir, liberalizmin ise yakınından bile geçemez. faşizm en güçlü bağını sosyalizm ile kurmuştur, çünkü faşizm totaliterdir ve sosyalist bir devletçi ortama mecburdur. nazizm bu yüzden nasyonal sosyalizm olarak adlandırılır.
liberalizm in temel özü birey'in doğal hak ve özgürlükleri'nin korunması amacını taşıyan bir felsefi düşünce sistemidir.Liberalizm ortaya çıkış tarihi kabaca 16. yüzyıla dayanır.Aydınlanma hareketi bilimin ve buna bağlı olarak teknolojin ilerlemesi sanayi devrimini ortaya çıkarmıştır. Sanayi devriminin en büyük ürünü de bireyi ortaya çıkarmasıdır.Liberalizm de özellikle bu noktadan sonra kendi bireyi ağırlığını dünyada hissettirmeye başlamıştır.
Liberalizm doğuşu ve gelişimi sadece bireyle sınırlı kalmayıp bir düşünce sistemi dışında, ayrıca ekonomik ve siyasal olarakta sis temi-ki bahsettiğimiz sistem 18. yy kapitalizm sistemidir- etkilemiştir.
Dünya artık bir sistem olarak liberal-kapitalizmi benimsemiştir.(daha doğrusu benimsemek zorunda kalmştır. dünya da ulus-devletolrak liberal-kapitaizmi benimsemeyen ülkeler dünada dışlanan ülkeler olmuştur)
Liberalizm'in en önemli etkilerinden biri de demokrasi kavramına yaptığı etkidir. liberalizm'in beraberinde getirdiği en büyük açılım özgürlük kavramıdır.Demokrasi'nin sağladğı e byük açılım ise eşitlik kavramıdır.Buradan çıkan sonuş eşitliğin mi?,yoksa özgürlüğün mü? önce geldiğidir.Yada hangisinin diğerinden önemli olduğu sorunsalıdır.Bu durumun cevabını en iyi sartori'nin demokrasi teorisine dönüş kitabında anlayabiliriz.
Ancak liberalizm 'in bizi en çok ilgilendiren tarafım kapitalizm açısındandır. Liberalizm'in kapitalizmin geliimi açısında sağladığı işlev bizim gibi ülkelerde liberalizme karşı bir antipati uyandırmıştır.
Liberaizmi tek boyutlu bir kavram yada üşünce değildir.Ekonomik, siyasal ve sistemsel olarak bir çok açılımı vardır.Burada karıştırılmaması gereken liberalizm eşittir kapitalizm denkleminin varsayımdır.Bu yanlıştır.Liberalizm'in, kapitalizmin igelişim için sağladığı işlev bilinmektedir.Kapitalizmin de 21. yüzyılda ki çarpık sonuçları da bilinmektedir ve ortadadır..Ancak liberalizm eşittir kapitalizm değilidr.
Liberalizmi daha iyi anlamak için herhalde öncelikle john locke dan başlamalıyız.
liberalizm kuram olarak kapitalizmin bağrından çıkmıştır. ve kapitalizmle aynı şeydir sadece kapitalizmin bir uygulanış şeklidir. tıpkı faşizm gibi kapitalizmin bir şeklidir. faşizmle olan farkı burjuva demokratik açılımlarının olmasıdır yönetimde. yani bir bakıma siyasi yönetimle de ilgilidir liberalizm.
liberalizm ekonomik yapı olarak serbest piyasa ekonomisini uygular tıpkı diğer kapitalist sistemlerdeki gibi. ama bugünkü anlamıyla bunun anlamı devletçiliğin uygulanmamasıdır. faşist serbest piyasadan farkı budur. göstermelik bir burjuva demokratik meclisi ile yönetilir ülke fakat gene sermayenin hakimiyeti sürer. liberalizm vatanı satmak değildir fakat bizim gibi yarı sanayileşmiş ülkelerde büyük kapitalist devletlere açmaktır piyasayı. dolayısıyla milli burjuvazide bunla yarışamaz ve büyük emperyalist devletlerin hakimiyeti altına girer. yoksa burjuvazi gene aynı burjuavazidir.
sözü uzatmayalım kısacası liberalizm bu demektir ve doğru şartlar altında eleştirildiği sürece bir sorun yok demektir.
ideolojiler tarihinin öncül başlığı olup batı literatüründe çok geniş bir külliyata konu oluşturmuştur. türkçeye son zamanlarda daha yoğun kazandırılan telif ve çeviri eserler sayesinde zırvalarla ve hurafelerle dolu düşün hayatımızda doğru anlaşılmaya çalışılan ender olgular/kavramlar vesairesine dahil olmasını ümit etmekle beraber, önyargıdan bağımsız okuma yapmaya hevelenebilecek azınlık için Liberte Yayınları'nın kitapları tavsiye edilesidir.
dincilerin, solcuların ve faşistlerin bok atmakta birleştikleri tek şey. türkiye'de tamamiyle uygulanabilmesi şu an için maalesef mümkün değildir. kıt zekalılar "vatanı satmak" olarak algılar.
tamamen, zenginin daha da zenginleşmesi, yoksulun daha da yoksullaşması ve yoksunlaşmasıdır. daha fazlası ya da azı değil.
birileri sürekli semirirken, diğerleri sefalete sürüklenir. özü budur. oysa, ne kadar kusursuz görünüyordu değil mi adam smith'in kuramı? özel mülkiyet ve serbest rekabet temelli sistem, tüm insanlığa refah ve mutluluk getirecekti. olacaktı, edecekti, gelecekti..
not: işbu entry, temel liberal öğretiyi değil, günümüzde hüküm süren ve dayatılan neo-liberal politikaları tanımlamaktadır.
gerçekte bütün insanların temel hak ve hürriyetlerini aynı anda gözetebilen tek felsefedir. bence "izm" demek bile gereksizdir. zira doğal ve çelişkisiz olanın kendisidir. yolu bir olan aklın vardığı son duraktır.
ama ekonomik sistem olarak yansıması kapitalizm midir tartışılır. piyasa başarısızlıkları bireyleri köleleştirerek ve mülksüzleştirerek onların özgürlüklerine mal oluyorsa, doğuştan ve sonradan edinilen haklar başıboş bir ekonomik düzen yüzünden kaybediliyorsa, bu bence -teoride istediğiniz kadar atıp tutun ama pratitikte baktığımızda- liberalizmle alakasız hatta birilerinin başkalarına feda edilmesi anlamına gelmesiyle liberalizmle ters bir ekonomik düzen anlayışını ifade eder.
apatheticfrog marx'tan bir alıntıyla gerekli açıklamayı yapmış bu konuda; ancak açmak gerekirse bir yazarın da dediği gibi uğruna çıkarılan savaşları yine o yeşil kağıt parçalarının kazandığı dünyanın önem kazanmasının sebebidir liberalizm. düşünce hakkından önce yaşam, bağımsızlık, eşitlik ve doymak gibi şeyler geleceğinden bazı arkadaşların savunması doğal olan bir kavramdır. çünkü bu dört kavramı o kadar iyi yaşamaktadırlar ki ülkemizde (!) artık kendilerini izmlerin kollarına atabilirler. kendilerine izmir iktisat kongresi kararlarını okumalarını tavsiye ediyorum. o zaman bu konuda aydınlanabilirler. kimse özgürlüğe karşı değildir; ancak ekonomik anlamda liberalizm özellikle 80'den sonra bu ülkeye büyük yaralar vermiştir.
türkiye'nin savunma aracı üreten fabrikalarına hammadde üreten fabrikaların yabancılara satılmasını öngören düşünce. ilk savaşta liberal arkadaşları tanklara karşı ellerinde sapanlarla ön safta görmek isteriz.
kişi hür bir şekilde özgürlüğü reddederse error veren, mavi ekren gösteren bir paradigma imiş.
(nerden baksak 300 yıllık bir tarihe sahip olan liberalizm hakkında yüzlerce eser veren onlarca düşünürün bu paradoksu farkedememiş olması şaşırtıcı.
boşu boşuna yormuşlar kendilerini, yaptıkları kule kağıttanmış; tek fiske ile yıkılmaya, tek satır ile çökertilmeye açıkmış.)
liberalizm temelde kendini görmez. diğer individualist yaklaşımlar gibi temele(merkeze) bireyi yani insanı koyar.
bu açıdan kişinin özgürlüğü reddetmesi liberalizme ters bir durum değil aksine, tam olarak liberalizmin savunduğu bireyin özgürlüğünün ifadesidir.
ekstrem bir örnek verelim: kimi liberal düşünürler hayatına son vermeye karar vererek intihara kalkışan birini zorla bu kararından döndürmenin ve yaşamaya zorlamanın bile kişiye uygulanan bir baskı olduğunu söylerler.
takdir edersiniz ki yaşam ve ölüm tercihini bile kişiye bırakan bir düşüncenin insanları zorla özgürlükçü düşünmeye itmesi gibi bir şey olamaz.
kişi hür iradesi ile bir kafeste yaşamak istiyorsa keyfi bilir. liberal düşünürlerin mazoşizm hakkını bile savundukları bilinirken 'özgürlükçülük despotizmi' suçlaması ile ortaya çıkmak komiktir.
isteyen özgürlükçü olur, isteyen faşist. kime ne?
ancak bu kararını devlet, iktidar veya herhangi bir başka baskı aracı ile diğer insanlara, zorla kabul ettirmesi hoş görülemez çünkü diğer insanlara baskı uygulamak onların varoluş alanlarını kısıtlamaktır ve bu bireyin özgürlüğünü savunan bir ideolojiye uymaz.
bir toplumun bütün fertleri faşist iken, sadece bir tanesi başka bir görüşe(sosyalist, liberal, vs.) sahip olsa: nasıl ki bu kişinin bütün topluma baskı uygulama hakkı yok ise bu topluluğun da o tek kişiye baskı uygulama hakkı yoktur.
aynı şekilde bir toplumun bütün fertleri liberal iken, sadece bir kişi başka bir görüşe sahip olsa o toplumun bu kişiye, herhangi bir şekilde baskı uygulaması vizyonu özgürlük olan bir ideoloji tarafından kabul edilemez.
"Eğer tek bir kişi haricindeki bütün insanlık bir fikir üzerinde uzlaşsa, ve sadece bir tek kişi karşı görüşte olsa, bütün insanlığın bu bir tek kişiyi susturması, bu tek kişinin - gücünün yetmesi durumunda - tek başına bütün insanlığı susturmasından daha kabul edilebilir değildir."
açıkçası, demokrasi çogunluğun azınlığa baskı uyguladığı bir sistem olarak görülmeseydi böyle bir soru da sorulmazdı.
edit:
avrupa ile abd arasındaki terminoloji ve tarihsel gelişim farkını bile bilmeyip avrupa ve birleşik devletlerdeki liberalizmi aynı şey sananlara selam olsun. *
merak eden varsa 'Progressivism' nedir? ne değildir? bir araştırıversin.
hayatında istanbul dışına çıkmamışların sürekli "dünyada böyle bir şey yok" kalıbını kullanması sevdiğimiz bir faaliyettir.
ancak amerika'da ve avrupa'da hep "dinciler" tarafından kötüleniyo abi diyorsanız: 'muhafazakar liberal' ve -liberalizm çatısı altına sokup sokamayacağımız tartışmalı olsa da- 'liberal konservatif' ne demektir? yaban ellerden örnek vererek açıklasanız da bizde öğrensek.
tüm çıkmazların ve sorunların "görünmez bir el" tarafından çözüleceğini öne süren ideolojidir. günümüzde, dünya üzerindeki hakim ideoloji olduğu bir gerçektir. zira; dünya'nın içinde olduğu durumdan da anlaşılmaktadır bu.
hergün onlarca (belki yüzlerce, binlerce, onbinlerce...) insan sokaklarda yatar ve bazıları ya da çoğu sabahı çıkaramazken. bazılarının sırf yatırım olsun diye içlerinde belki de hiç uyumayacakları, sex yapmayacakları, çocuklarını sevmeyecekleri, ya da belki de hiç kullanmayacakları evler satınalabildikleri sistemdir.