le petit soldat

entry2 galeri0
    1.
  1. 2.
  2. i̇sminde işaret edildiği gibi bulaştığı siyasi çıkar gruplarının elinde kurtulma mücadelesi veren bir küçük asker bruno’ nun hikayesinin anlatıldığı 1963 yapımı jean luc godard filmi. siyah beyaz, çizgisel kurguda ilerleyen, 68 öncesi siyasi gerilim ve çıkar gruplarının tırmanışı, terör faaliyetlerini yükselişi ve bu ortamda politize olan genç bireylerin seçimleri, ideallerini aramaları hakkında bir film le petit soldat.

    ---olası spoiler ibaresi---

    i̇çerisinde paul klee, paul gauguin, vincent van gogh, haydn, mozart, kafka gibi sanatsal içeriklerden pasaj ya da değiniler bulunan film, gençliğin 60’ lar sanat içeriğindeki gruplaşma, aidiyet hissi ile kendini belirli gruplara, dolayısı ile onların çıkarlarına hapsetme ve toplumdaki heterojen ideolojik yapıda nefes almaya çalışan amaçsız güdülerini yine godard usulü izlenimci ve sorgulayıcı bir şekilde aktarıyor…

    filmin kurgu yapısında başlangıçta tek adam olarak çizilen bruno, ikinci kısımda veronica (anna karina) ile ilişkisi, 3. bölümde yine tek adam bruno’ nun idealizmle hesaplaşması ve son kısımda ise tekrar veronica ile buluşması bulunuyor. bu açıdan çizgisel fakat kesikli bir yapıda olan kurgu, yine değinildiği gibi toplumdaki heterojen yapıya benzer şekilde parçalı düzenlenmiş.

    godard filmde ilginç bir şekilde dostoyevski’ nin ünlü cinler’ de yaptığı gibi siyasi idealler içinde kaybolan, yaptıkları işi ulvileştiren insanları sakin bir atmosfer ile izleyerek gösteriyor. ne kadar bu izleyişte taraf olmasa da, çekim stili ve duyarsız bakışı, bu ideallerin çok da önemli olmadığı şeklinde bir yargısı olduğunu, ya da bu seçimlerdeki muğlaklığı imliyor. filmdeki aksiyon sahnelerindeki durağan çekim ve müzikler, karakterlerin planlarının tamamen incelikten yoksun yapılışı, devrim fikirlerinden bahsedenlerin hayalperest ve ahmak çizilişi bu tezi desteklerken; gerçek sorunu yine çözmeyip soruların yani sürecin önemli olduğunun altı çiziliyor.

    bruno’ nun işkence sonrasında veronica’ ya geçtiği uzun tiratta sorduğu sorular filmin hesaplaştığı ana nokta. burada bruno bir ülkeyi ya da milleti sevmenin ne kadar doğru olabileceğini, seçimlerimizi ne kadar sağduyu ile yapabileceğimizi, ille bir ideale sahip olmanın zorunlu olup olmadığını soruyor. ve tanrının ideali olmadığı görüşünü sunuyor. burada asıl verilmek istenen belirli bir ideolojiye destek veren bireyin ne kadar sağlıklı seçim şansı olduğu; yoksa koyu kırmızıyı severim demekle bir fikri savunmak arasında bir ayrım yok mu?

    tabi artık godard klasiği olmuş seyirciye direkt bakan ana karakter filmin punch line’ ında yine bize sorular soruyor. godard’ ın sevdiği gibi, izleyici röntgencilikle kalamıyor, müdahil olup sorgulamak zorunda bırakılıyor. ama karakterin dediği gibi yargılarımız ne kadar izlenim ya da araştırmalarımıza dayansa da asla karakterin (gerçek ya da sanal) ne düşündüğünü bilemeyeceğimiz belirtiliyor. yine soru sormanın cevaplardan önemli olması gibi epistemolojik bir sorun bu da.

    ---olası spoiler ibaresi bitti---

    nihayetinde 68 öncesi dönemdeki siyasi gerilimin tırmandığı ortamda gençlerin ideolojik yaklaşımları, seçimlerin doğası, ideal belirleme zorunluluğu, hayatı küçümseme yaklaşımı, tüm bu karmaşanın ortasında sanat, aşk gibi kavramların eğretilenmesi üzerine hoş bir godard filmi.
    1 ...
© 2025 uludağ sözlük