avrupa'da da bizdeki gibi varmış ama abd'de laiklik diye birşey yokmuş efendim. herkes inancını istediği gibi yaşayabiliyormuş. başörtüsü ile bilmem ne yapabiliyormuş. yahu abd dediğin ülkede herkes istediği gibi inancını yaşayabiliyor, başörtüsü ile okula da gidebiliyor ama devlet laiktir. yani devlet sana verdiği hizmette tüm inançlara eşit yaklaşır. mesela verdiği eğitim hizmetinde herhangi bir dine yakın durmaz. bir yılbaşı ağacı dikerken bile hz isa'nın resmini herhangi bir mezhebe yakın bile durmamaya özen gösterir. bu ülke de bunu yapmaya çalışıyor ama bir başörtüsü meselesinde takılıp kaldık. alınan hizmette yani eğitim hizmetinde dinlere yakınlık duymadan hizmet vermeyip her dine eşit mesafede olduktan sonra hiçbir sorun yok. tüm dünyada gelişmiş olup da seküler olmayan bir ülke yok. bunu ben söylemiyorum. türkiye'deki profesörler söylüyor.
anayasasında türk milletinin dini islam'dır diye yasa bulunduran bir ülkenin sonra vatandaşına lai-kim dedirtmesine sebep olan ataturk ilkesi.
gereklidir.
değiştirilemez.
bazı yanlışlıkların giderilmesi gerekir(misal üsteki).
Cumhuriyet dahil, atatürk'e tek mâl edilebilecek devrimdir. Vatanın savunulması, kurtarılması, hudutları, hatta yönetim şekli ve saire bütün milletvekilleri, komutan ve hatta bütün türk milletinin meselesi olmuş; mustafa kemal gibi cesur olanların ve ondan ilham alanların rey ve azimleriyle gerçekleştirilmiştir. Fakat laiklik sadece atatürk'ün düşünüp cesaret edeceği ve başaracağı bir devrimdir. Ondan başkası bunu akıl etse bile olabileceğine inanmaz.
Laikli ve devamında bugün çağdaşlık diye andığımız kadının tesettürden çıkması ve erkekli çevrelere girmesi, yani sosyete mustafa kemal'in bir gençlik özentisidir. Yetkim olsa yaparım demiştir ve yapmıştır.
Atatürk bir kahramandır. Kahramanlık ise konjoktürün eseridir. Meselâ Türkiye'nin bütün sivil başbakanlarını könjonktür belirlemiştir. Ülkesini zirvede alıp giderken bayır aşağı salan kanunî sultan süleyman osmanlı'ya en parlak dönemini yaşatmış padişah olarak anılırken; yıkılmış ülkesini parçalanmaktan kurtarmaya çalışan ve elinde hiç bir güç olmadığı hâlde otuz dört yıl direnen ikinci abdülhamit ise müstebdittir. Böylece kahramanlık içerisinde mecburî bir popülarite barındırır. Atatürk ise nâmını hak eden ender kahramanlardandır.
Türk milleti vatanını savunurken cihad ve şehadet fikrindeydi. Birçok cephede harp tecrübesi bulunan gazi paşa'yı dahi tesir altında bırakan bir azimle çarpışıp öldüler. Yedi düvele karşı müslüman toprağını savundular. Hem gâvurla hem hayınla çarpıştılar. Allah deyip öldürdüler, allah deyip öldüler. Kırıldılar ve doğurmadılar. Sekiz sene içinde imparatorluktan geriye küçük bir ülke kaldı.
Baş komutanlık meydan muharebesi konjonktür kavramına çok yerinde bir misal olacaktır. O muharebede en küçük bir kayıp, mustafa kemal'in kahramanlığını bitirecekti. Ama vatan ne kadar zor durumlara düşse de ahval ve şerait hep onun lehine oldu.
Müslüman toprağı kısmen de olsa fiilî işgalden kurtarıldı. Sıra siyasî ve ekonomik işgalden kurtulmaya geldi. Bu savaşta şehadet yoktu. Türk milletinin ölmesi gerekmiyordu. Mustafa kemal onlardan ölmelerini istemedi. Yeni konjonktürü okudu ve plânlar yaptı. En güvendiği arkadaşlarına bu plânları uygulatmaya azmetti. Zaman içinde çoğunu başardı. Her zaferinde kahramanlığı biraz daha pekişiyordu.
Gazi paşa bir gün cumhuriyeti ilan etti. Cumhuriyet osmanlı'nın meşrutiyette aradığı şeydi, güzeldi. Gerçi meşrutiyeti de öğrenci mitinglerinde atacakları sloganlar ezberletilirken öğrenmişlerdi ama iyiydi, hani genç işiydi. Fakat cumhuriyetin bir farkı vardı. Onu savunacak, yollarda adını bağıracak genci yoktu cumhuriyetin. Hepsi ölmüştü. Cumhuriyet olgun insanların gençlik heyecanlarıydı. Müthiş bir devrimdi fakat türk milleti alttan alta buna hazırdı. Meşrutiyetiydi, meclisiydi... konjonktür yine sahneye çıkmış ve acımayacak, geçti geçti bak, oldu da bitti maşallah tesellileri sunmuştu. Millet buna o kadar hazırdı ki cumhuriyeti ismet inönü bile ilan edebilirdi. Çünkü atatürk mücadeleyi oraya kadar millî iradeyle getirmişti. Cumhuriyet kaçınılmazdı.
Sonra halifelik kaldırıldı. Ama halife hazretleri millî iradeye karşı gelmiş ve bir padişah gibi hareket etmişti. Oysa bu vatanı millî irade kurtarmıştı. Halifenin böyle bir hakkı yoktu. Halifelik makamı oylanarak tbmm'nin manevî şahsına mündemiç hâle getirildi. Devletin dini islâm'dı.
Sonra islâmî eğitim ve mahkemeler kaldırıldı. Medenî kanun uygulanmaya konuldu. Kıyafet kanunu çıkarıldı ve şapka giyme zorunluluğu getirildi. Dergâh ve türbeler yasaklandı. Böylece laiklik aşama aşama getiriliyordu.
Türk milletinin böyle bir beklentisi var mıydı? Millî iradeyi düstur edinenler o iradeye zorla şapka giydiriyordu. Şapka! O günkü moda şapkaymış, acaba bugün olsaydı? türk milleti uğruna canlarını verdiği harpten sonra hiçbir cephesi ve düşmanı olmayan bir harbe girmişti. Türk milleti şapka giymek veya türbeleri yasaklatmak için mi savaşmıştı?
Padişahlık veya diktatörlükte böyle bir şey sorgulanamaz. Atatürk padişahlığını ilan etseydi ve aynı devrimleri padişah sıfatıyla yapsaydı biz o devrimlerin sonuçlarını tartışacaktık; ama atatürk ülkesine demokrasiyi getirmişti, öyle diyordu. Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir! Laiklik milletin hükmü müydü?
Halife yanlısı görünen ve ingiliz destekli olan şeyh said isyanı genç ve dikkatli ülkeyi sarsmayı başardı; çünkü haklı görünen bir bahaneleri vardı: halifelik makamı! Bir kastı olmayan halk tarafından destek görmese durdurulması bu kadar güç olur muydu? Bu isyan musul ve kerkük'e mâl olmuştu. kâzım karabekir paşa bu olay için "bu milletin başa getirdiği insanlar rakı ve gurur sarhoşluğu içindedirler?" Diyecekti.
Laiklik batıdan alınmış fakat özü değiştirilmiştir. Avrupa da laiktir ve yasaları kiliseyi korumayı bir borç bilir. Zaten onlar siyasetlerine ters geldiği zaman dinlerinde revizyon yaptıkları için böyle bir yasaklama çabasına ihtiyaç duymazlar. Bizde ise sıradan insanların dinlerini yaşamaları bile laikliğe aykırı gerekçesiyle engellenir. Laiklik aslında din karşıtlığına bulunmuş kılıftır.
Kurtuluş savaşının kazanılmasında maddî ve manevî sahalarda büyük tesirleri bulunan Kâzım karabekir ve mehmet akif ersoy uğruna çırpındıkları vatanlarına devrimler yüzünden küsmüşlerdir. Ve onlar gibi nicesi...
Kalırsak gazi, ölürsek şehit oluruz diye yola çıkılan ve vatan islâm'ın son kalesi olarak görüldüğünden islâm'ı korumak gayesinden başka bir şey olmayan mücadelenin mağlûbu çok; galibi yoktur. Devrimler türk milletini yenmiş; türk milleti de devrimcilere küsmüştür.
bunu savunan teknik olarak müslüman olamaz. zira islam, hayatın her alanına(insani ilişkiler, yasama, yargı, ekonomik mevzuatlar,vb.) kaideler getirmiş bir öğretidir. şimdi, her şeyi yoktan vareden sensin deyip de ama kurallarımızı biz koyarız derseniz, teknik olarak islam'a muhalefet etmiş olursunuz. sonra teknik olarak ölür, dirilir çok teknik bir biçimde sorguya çekilirsiniz.
türkiye cumhuriyetin temeli ve türkiyenin şuan iran,afganistan gibi şeriatla yönetilen bi ülke olmasını engelleyen en önemli ilkesi ve yine atamızın ileri görüşlülüğü sayesinde koruma altına alınmıştır koruma altına alınmasaydı, türkiye şuanda bir islam ülkesiydi.
sanılan kanının aksine aslında sağ görüşün doğurduğu bir ilke. 1789 devriminden sonra fransa'Da kilisenin toplum üzerindeki etkisini azaltmak için yükselen burjuvazinin başvurduğu bir emniyet subabıdır. dini, devlet yönetiminden çıkarmak buradan doğmuştur.
"insan için kutsal, yani irdelenmesi, tartışılması yasaklanmış hakikat yoktur; dünyada en değerli şey düşünce özgürlüğüdür; iç ya da dış hiçbir kuvvet, hiçbir iktidar, hiçbir dogma aklın sürekli araştırma çabasını sınırlayamaz; insanlık evrende büyük bir soruşturma kuruludur. hiçbir yönetim, hiçbir yer ya da gök düzeni onun çalışmalarını bozamaz, kısıtlayamaz. bizden gelmeyen her hakikat kuşkuludur; bağlandığımız şeyler karşısında dahi eleştiri duyumuz hep uyanık kalmalı, bütün tasdiklerimize ve bütün düşüncelerimize gizli bir başkaldırma karışmalıdır. eğer tanrı fikri elle tutulur bir kılığa girseydi, eğer kalabalık içinde gözle görülseydi, o zaman, ilk ödevimiz ona baş eğmekten vazgeçmek olacaktı, bir efendi gibi değil, tartıştığımız bir kimse, bize eşit bir kimse gibi davranacaktık ona.
bu paha biçilmez görüşü iyi koruyalım. çünkü laik öğretimin anlamı, büyüklüğü ve güzelliği bu görüşte saklıdır."
1. din-devlet işlerinin ayrılmasını ve vicdan hürriyetini esas alır.
2. mustafa kemal' in parti tartışmalarının dışında tuttuğu ve taviz vermediği bir ilkedir. ~ ~
3. devlet vatandaşlarının inanma ve inanmama hakkını anayasa ile güvence altına almıştır. ~ ~ (özellikle bu madde laikliğin dinsizlik olduğunu savunanların iyice okuması gereken temel madde) ~ ~
4. din egemenliği değil; millet egemenliği esastır.
5. hukuk birliği ve hukukun dinden bağımsız olması esastır.
5. milli birlik ve beraberlik için önemlidir. ~ ~
cok kulturlu bir devletin ve devletin kurumlarının sahip olması gereken ozellik.
''sen laiksin'' demek ''sen komunizmsin'',''sen kapitalizmsin'',''sen insan haklarısın'' demek gibidir,sacmadır.
laiklik,pratik ve gundelik kullanımıyla bir insanın dini,inancı,kulturu yuzunden ona karsı yapılacak ayrımları engelleme amacı guder;bu amacıyla toplumun icindeki bolunmelere ve catısmalara izin vermez,bireyin haklarını ve ozgurluklerini kollar.
ya da baska turlu anlatayım,laik bi devlette
kimse kimseye musluman,ateist,satanist,yahudi,alevi,sunni,şii diye sebep gostererek saldıramaz;bacınız aksam eve namusuyla,kocanız eve aksam ekmegiyle rahat ve saglıklı doner,bes yasındaki cocukların cesetleri sokagın ortasında hunharca oldurulmus bir sekilde yatmaz,olu insanlar vinclerden sallanmaz.
soyle demek de guzel
laiklik,bir insanın sahip oldugu inancı yuzunden öldürülmesini engeller.
laikligi kaldırmayı istemek,biz digerlerinin inanclarına katlanamadıgımız icin onları öldürme ihtiyacı duyuyoruz,kayıplarımızsa sizi ilgilendirmez mesajı vermektir.
dünyada sayılı toplumun becerebildiği, insanların ortak yaşama sistemlerinde belkide en üst seviyede gelişmiş ve en ulaşılmaz olanıdır. içindeyken bazı insanlarımıza boş, gereksiz, düşündüğü gibi yaşayamama duygularını hissettiriyor olabilir ancak dışına çıkıldığında en özlediğiniz kavram olma ihtimali o kadar yüksek ki. kuralı ortadan kaldırarak akla, mantığa, çoğunluğa değil, tüm yönetimi birkaç kendini bilmeze, insanların duygularını sömüren insanlara vermek demektir.
konu türkiye ise bunu açıklamak epey zor. netekim bin yıl padişah tarafından yönetilmiş, şeyhlerden, müritlerden ve dini kullanıp insanları kandıran adamlardan ortalık geçilmezken ülkeye birden bu kavramı benimsetmek çok zor. uzun ve yorucu bir mücadele etmek gerek derken türkiye daha yüz yıl geçmeden pes etmenin eşiğine gelmiş vaziyette. bunda yıllardır halkını kalkındırmaktan aciz, sahip olduğu modern hakları kendi halkına bile benimsetememiş, yıllardır süre gelen tabiri caizse 'ağa yönetimi'ni silememiş, iki üç şehri yöneterek tüm ülkeyi yönettiğini sanan, ulaşmak istediği pozisyona/koltuğa hizmet için değil mevki aşkı için gelen ve oradan asla ayrılmayan politikacılarımızın öyle çok payı varki. bugün ülke sınırlarından çıkıp biraz gezdiğiniz vakit doğu ile batının farkının gerçekten laiklikten geçtiğini görebilirsiniz.
netekim demokrasi destekli bir laik düzen kurmak bizim gibi daha cumhuriyetin ne demek olduğunu bilmeyen nesillere anlatmak dahada zor. burada ilk kural eğitim. ancak bu okulda alınacak bir eğitim değil. okul size temel eğitimi verir ve bundan sonrası size aittir. bence kimse okullarda güncel hayat öğretilmiyor diye tepki gösteremez çünkü içinde bulunduğumuz güncel hayat adından da belli sürekli yenilenen değişen bir canlıdır. işte buna ayak uydurması ve kendini geliştirmesi gereken, gezip görmesi, okuması gereken bireyin kendisidir. gelişen birey topluma daha faydalı ve aydınlık yolunda bir adım daha atmıştır. buna bağlı olarak kesinlikle bir fikirde tıkanıp kalmaz. her daldan konuyla ilgilenir ve tercihlerini dayatılana değil istediği doğrultusunda yapar. buna en güzel örneklerden birisi fransa veya almanya vatandaşlarını örnek gösterebiliriz. çok değil daha yüzyıl önce birbirlerini yiyen bu ülkeler aydınlığı bu şekilde yakalamış, kendini eğitmiş ve herkes sahip olduğu hakkın bilincinde, daha güzeli uygulamaktadır.
bugüne kadar türkiye hep bir tarafa sürüklenmeye, bir ülkeye benzetilmeye çalışıldı. oysa ki türkiye sahip olduğu değerlerle şu an ki dünyada (geçmişte olsa iran diyeceğim ama) eşi benzeri görülmeyen bir ülke. boşuna demiyoruz sistemi beğenmiyorsan, yaşama şeklini kabul edemiyorsan dünyada pekçok ülke var senin kafandaki gibi yaşayan. git bir gör, gez... bakalım ülkendeki en temel eksik o mu yoksa sen kolaya mı kaçmak istiyorsun? daha ufacık çocukları korkutarak bir yola saptırmak, sanki kendi hissetmediği gençlik ateşini koca bir bidon suyla söndürmeye çalışmak, o ayıp bu ayıp o nasıl hareket öyle diye baskıcı olmak, anadan babadan gördüklerinden nefret ettiğin yılları unutup aynılarını tekrarlamak ne derece seni ileriye götürecektir?
laiklik konusunun bu kadar derinlere inmesinin temel sebebi belkide kimsenin yerini bilmediği vicdanlarımızı özgür bırakamamızdan, bıraktırmadıklarından kaynaklı olsa gerek. son olarak dokunmadığım bir konu kaldı. kadınlarımız. lütfen laikliği daha çok siz savunun. inanın 'erkek' her yerde sizlerden daha değerli. oysa nesillerin üremesi, eğitilmesi ve belkide çocuğun gelişiminde en önemli rollerden biri olan sevgi, şefkat ancak annenin gösterebileceği birşeydir. güzel ülkemiz laikliğini koruyamadığı takdirde en çok zararı kadınlarımız görecek, zaten 2. sınıf vatandaşken artık sınıfları sorgulanacak hale gelecektir. çünkü onlara sorulmadan çoktan karar verilmiş ve uygulanıyor olacak.
sonuna kadar okuyan varsa teşekkür ediyorum. hangi inanışa sahip olursa olsun beraber yüksek standartta yaşamamızın anahtarının laiklik olduğunu unutmamanız ve dinin asla ama asla karar verme mekanizmamızı etkilememesi dileğiyle.
tanrı'ya; ''bizi ve içinde bulunduğumuz kainattaki herşeyi sen yarattın. galaksileri, süpernovaları, beyaz cüceleri, kuantum mekaniği, big bang, eylemsizlik prensibiyle beraber, otu, boku, bokun içindeki mikrooraganizmayı, endoplazmik retikulum üzerindeki ribozomları, golgi aygıtını, niagara şelalesini ve hatta deniz baykal'ı bile'' dedikten sonra; ''ama bütün bunlara rağmen bizim aramızdaki ilişkilere, kanunlarımıza, neyi yasak ilan edip, neye müsade edebileceğimize'' karar veremezsin diyen insanların da savunduğu bir sistem. ilginç değil mi?
bizde uygulanan şekli tam laiklik. ''tam bağımsız türkiye'' gibi bir nane bu da. tam laiklik tam olarak; ''dini ne devlet işine ne de kendi işine karşıtırmak'' tanımına tekabül ediyor. bir bakıma sekülerite de diyebiliriz buna. zira, gerek anayasanın değişmez hükümleri, gerekse yüksek mahkemelerin içtihad mekanizmaları istedikleri herhangi bir anayasa hükmünü, uygulamayı ''değiştirilmesi teklif dahi edilemez'' laiklik maddesine dokundurabilirler. zira, 9'a 2'lik bir karmaşanın hasıl olduğu anayasa mahkemesinde dahi, laikliğin tanımının kuramsal olarak farklı, pratik olarak farklı olduğu ortaya çıkıyor. yüksek yargıçlar dahi, laikliği farklı algılarken halkın laik düzene adapte olmasını beklemek ne büyük hayalperestliktir.
anayasa'da tanımı bulunmayan kavram.
"Türkiye, islam, demokrasi ve laikliğin bir arada var olabileceğini giderek daha fazla kanıtlamaya çalıştığımız bir ülke. AK Parti, muhafazakar ve demokrat bir parti. Biz gelenekler, aile, ahlak, din konularında duyarlıyız ve bunu yüksek sesle dile getiriyoruz. Partimiz, ayrıca Türkiye'de gerçek bir demokratik sistemi destekliyor. Türkiye'de ayrıca laik bir sistemi de destekliyoruz, bu da dinle devletin kesin bir çizgiyle birbirinden ayrılması anlamına geliyor. Biz, laikliğin, dini özgürlüklerle ilgili olduğuna da inanıyoruz. Anayasamızda laikliğin açık tanımının olmamasına karşın, Anayasa Mahkemesi'nden AKP'nin eylemlerinin laikliğe uygunluğu konusunda yargıda bulunması isteniyor."
Laiklik kelimesinin kökeni eski Yunancadan gelir. Bu dilde Laikos ''halka, kalabalığa ait'' anlamına gelmektedir. Bu kelime ortaçağ avrupasında din işleriyle ilgisi bulunmayan anlamını kazandı ve daha sonra gittikçe siyasi bir niteliğe bürünmüştür.
anayasa mahkemesi, meclisten yetki gaspı yaparak açıkladıgı bugün ki türban yasagı ile ilgili kararını laiklik maddesine dayandırdıgı için, laiklik yorumunu, laik devlet dinsel inançlara ortak mesafeddir kuralına ek olarak, laik devletin fertleri de dinsizdir anlamına gelen bir karar vermiştir. türban kişisel inancın sınırlarına dahilde, bu yapılan degişiklik reddedilince ortaya çıkan sonuc ancak, paygambere küfreden chp lileri memnun etmiştir. mhp buyursun burdan yaksın artık.
demokratik ülkede, komişnist bir zorlamadan başka bir anlam ifade etmez, zira, komünist ülkelerde halkın dini inanışları yasaktır, demokratik ülkelerde, devlet, dinsel inançların garantisidir, herkes, istedigi gibi inanabilir, devlet bırakın müdahaleyi, dışardan gelecek müdahalaleri engellemekle görevlidir. başörtüsünün yasak olması demek, ancak komünist ülke uygulamasıdır, daha da kötüsü, o ülkenin inannalrı, kendi inançlarının gereginin yerine getiremiyorsa, orasını kendileri yönetmiyor demektir. dışişleri bakanı, türkiye de çogunlugun inançları baskı altında deyince kuduranlar, buyursunlar.
laikligi ülkede tesis eden kurucu, atatürk ün bugün alınan karardan haberi olsa, annesinin kara çarşafını degil, eşinin başörtüsünü bile yasaklayanların, kendi adını kullandıklarını görseydi onlara ne derdi acaba.
Ilk mecliste bir oturum sirasinda üyelerden biri laikligin ne manaya geldigini anlamadigini söyleyince Gazi çok sinirlenmis ve elini kürsüye vurarak bir din bilgini olan üyeye cevap vermisti: "Adam olmak demektir hocam, adam olmak!
emre kongar tarafindan en kısa ve oz tanımının "din isleri ile devlet islerinin ayrilmasi" degil, "herhangi bir inanc ve gorusun baska bir inanc ve gorus uzerine baskı kurmasının engellenmesi" olması gerektigi israrla vurgulanan yonetimsel ozgurluk bicimidir. zira kelimenin icini bosaltmak isteyen bazı ikinci cumhuriyetciler tarafindan ısrarla frenkce sekularizm kelimesi kullanılır bu kelime yerine, ilk tanımı cagristirdigi ve turk kulturune uymadıgını vurgulamaya calıstıkları icin..
Din ile devlet işlerinin ayrılmasından ziyade din ile dünya işlerinin ayrılmaıdır. 18.yüzyıl fransız aydınlanmasında da bu böyle kabul edilmiştir. Feodalitenin din ile günahkar ilan ettiği halkın üzerinden bu baskı aracı kaldırılmış ancak kapitalist üretim biçimine geçen burjuvazi bu ayrılığı devlet ile ilişkilendirerek aslında devlete din lazım değil insanlara din lazımdır mottosu ile kendi sınıf sömürüsünü , emek istilasını halka tekrar dayattığı din dogmaları ile yeniden şekillendirmiştir . Laiklik ölmüştür , post-modernizm ile modernizm ve uygarlık çökmüştür .