6-7 yaş farkı var ise aranızda onun dadısı gibi olursunuz. anne evden her çıkışta onu size emanet eder. anakucağı denen yürütecin içinden gözlerinizin içine içine bakar ömür törpüsü. agladıgı zaman aklınıza yanlızca tek ihtimal gelir. "kesin acıktı" diyerek koşar adım mutfaga gidilir. ardından ılık suya hazır mama koyulurdu. bir türlü annemin yapıtıgı gibi olmazdı. zaten kardeş de acıkmamıştır altını kirletmiştir sen de işkence yaparcasına agzina tıkamışsındır biberonu. ah ah bir büyüse de artık oyun oynasak düşüncesi peydah olur aklında ama ömür törpüsü hep küçüktür. ne zaman sen büyümeye vakit ayırırsın, işte o zaman ömür törpün boyuna gelmiştir. ama o zaman ne oyun kalmıştır ne de oyuncak. ömür törpünün alternatif kardeşi olmadığından abisinden ne görürse onu yapmaya , onu konuşmaya başlamıştır. ilk kelimesi bucu olmuştur , ama abisi anlamıştır bi tek. kardeş su istemektedir o an. gözlerinin içine söyle bakarsın ömür törpüsünün. kafanı çevirdiğinde ilk okula başlamıştır. annem özene bözene süslemiştir sacları iki tarafa ayrılmıs pluto saçıyla dünyanın en sevimli şeyidir artık o. kendinden buyuk okul cantası , boynuna astığı beslenmesi ve termoslu suluğu ile bir ögrenci olmustur canının içisi. okul günlerimde, her gün 5-6 kitap taşımamı kıskanmıs olsa gerek; cantasına gazete kağıdı doldurmuş bıcır. *
zalim üniversite yılları gelmiş çatmış ilk ayrılık çok mecburi olmuştur. kardeş de orta 2. veda çok acayipti. gögüs kafesime anca yetişen boyu ile öyle bir sarılmıştı ki onu hiç unutamam.
aylar ayları , yıllar yılları kovalar. lisans ve yüksek lisans dönemleri başlar. kardes olmuş lise tabiki. en verimli , en muhim günlerinde yanında olamayan bir abi olmussundur sen de. bunun sıkıntısı hiçbir zaman içinden gitmeyecektir.
ama bir gerçek var ki bunu kimse değiştiremez kuzum. sen benim ömür törpüm, sen benim peruklu halim , sen benim canımdan parça , her seyim , dünyanın en güzel kahverengi gözleri olduguna zor ikna edebildigim.
ayrı geçen her gün daha da bi özlenen.. daha 15 bile değildi yaşlarımız ayrılırken. 5 sene olmuş; dile kolay..
okula bile gitmezken, o minicik elleriyle abisinin kitaplarını, çantasını büyük bir merakla karıştıran.. elinde çekirdek, balkonda yoldan geçene " senin adın nee " diye bağıran minik şeytan.. abisiyle birlikte oyun oynayabilmek uğruna yemekten, sevdiği çizgi filmlerden vazgeçen.. dedesiyle birlikte yatmayı çok isteyen.. daha üç yaşındayken gurbet kavramıyla tanışan ve hala o kavramı yaşayan.. diğer kızlardan cidden farklı olan.. nerde ne yapılması gerektiğini, nasıl giyineceğini, ne konuşacağını iyi bilen.. okul çıkışlarında, nasıl olduğu hala çözülememiş bir şekilde abisinin yanında beliriveren.. tek gülüşünün dünyalara bedel olduğu.. bir gün abisini üzdüğünü düşünüp, " al tüm tasolarım senin olsun " yazılı notu masanın üstüne bırakan.. hep mutlu olması istenen.. büyüdükçe güzelleşen.. eski fotoğraflarda en çok aranan.. bazen kızan, bazen kızdıran.. ama hiçbir zaman kıyılamayan..
kuzum, bebeğim, bitanem.. her şeyimsin.. çok seviyorum seni..
Hiçbir zaman aynı fikirde olunmayan, nereye gitsen peşinden gelmek isteyen can.
Sen ondan 4 yaş büyüksündür. Dışarıda oynamaya iznin vardır. O daha çok küçüktür. Henüz 3 yaşında. Balkonun mermerinden gözleri zor gözükür o kadar küçük.
Bağırır sürekli sana abla annem seni çağırıyor diye. Off dersin ama paşa paşa eve gidersin.
Aradan biraz zaman geçer yine aynı olay olur. Annem hemen eve gelsin diyor diye bağırır bu sefer. Ama daha yeni gelmiştim diye düşürsün içinden. Oyunun en güzel yerinde gidersin eve.
Başka bir kez yine seni eve çağırır. Sabrın bitmiştir artık. Gidersin eve sinirli sinirli. Annene dersin bıktım artık. Gider gitmez niye çağırıyorsun beni.
Anne şaşırır. Ben çağırmadım der ve her şey ortaya çıkar.
Yıllarca en sevdiğin küçük varlık sırf sana gıcıklık olsun diye, sırf o dışarıda oynayamıyor diye seni kendi kafasına göre eve çağırmıştır. Sinirlenip ağlamaya başlarsın. Ben boşuna mı her gün erkenden eve geldim dersin hıçkırarak.
yıllar Sonra aranızda sürekli konuşup güleceğiniz bir olay halini alır.
Okula gidersin dalga geçmek için arar ve annem seni eve çağırıyor der. Gülersin. Onu her haliyle çok seversin.
O küçücük haliyle hayat boyu seni kandırarak eğlenen insan. *
Aramızda tam 9 yaş var. Altına patır patır kaka (kızlar sıçmaz, kaka yaparlar o da bebekliklerinde*) yaptığı dönemleri bilirim. Elimde büyüdü sıpa!
Bu akşam ki diyaloğumuz şöyle;
W- al bakiiim abicim oku şunu güzel olmuş mu? (telefon not kısmı açık şekilde önüne konur (#29175494) bu yazmaktadır. ) okur okur tekrar başa sarıp bir daha okur.
okuduktan hemen sonra gözler dolu dolu olmuş bir şekilde;
K- ağzına tüküreyim senin abi!!
W- haydaa beğenmediysen söyle kızım?!
K- beğenmemekten değil. Ulan çıtayı öyle yükseltiyorsun ki, kimse böyle sevemiyor! Senden bunları gördükçe küçümsüyorum insanların sevme çabalarını...
(Gururlu bir şekilde)
W- sen bana bir gömlek ütüle geçer hepsi*
K- yok yaaa ( burda kıskançlık devreye girdi) kime yazdıysan o ütülesin banane.*
bebekliğinde besiginin uzerinden baktıgınızda size gulumseyerek sizi aglama krizlerine sokan melek kişisi.
+anne suna baksana ya yanına gidiyorum gulumsuyor bana ya.. ne kadar savunmasız, masum. ya ben onu aslında öldurmek için yanına gitmiş olsaydım? ona zarar vermek için gelen birine bile habersizce gulumser bu.. cok savunmasız bu ya.. katiline gulumser bu yaa... ühühüühühüüüü
Bir abla olarak sahip olduğum en güzel şeylerden biri. Canım kız kardeşim, ergenliği atlatınca yine yakınlaşacağımızı umuyorum. Kabul et önceki kadar tatlı değilsin, hatta çoğu zaman can sıkıcısın. Senin için de zor, biliyorum. Yeni karşılaştığın durumlarla baş etmek, içinden fışkıran duyguları tanımak anlamlandırmak... Bu yüzden bir kenarda durup seni izliyorum, sen de çok iyi biliyorsun ki yardıma ihtiyacın olduğunda her zaman yanındayım.
Umarım ileriki yaşlarında da kendini bu kadar yıpratıp yormassın. En büyük endişem bu. Umarım hayatında neşe hakim olur.
Bir de inşallah benim yaptığım hataları da affeder unutursun. Bir de gün geçtikçe beni çok daha iyi anladığını fark ediyorum. Birbirimizden çok farklı olmamıza rağmen birbirimizi anlıyor, öyle kabul ediyoruz. Boylece ileride iyi bir dost olabilecegimizi düşünüp heyecanlanıyorum.
Bunları sana hitaben yazıyorum. Çünkü biliyorum ki telefonumu karıştırıyorsun ve her şeyi inceliyorsun. Can sıkıcı derken bunun gibi şeyleri kasdetmiştim. Neyse bebeğim seni seviyorum ve bazen seni özlüyorum. Arada beni yalnız dünyanı ziyaret etmeme izin verdiğin için teşekkür ederim. Daha sık davet etmen dileğiyle...
çocukluk zamanlarının itilip kakılan, bazen de çok sevilen kişisi. zamanla baş tacı olurlar.
zamanı gelir evlenir. kendisine belli edilmez ama en küçük mutsuzluğunda enişte beyin tepesine binilebilir.
kaç yaşına gelirsen gel, bir gülüşü paylaşmanın sıcaklığını, bir sırrı paylaşmanın yakınlığını, kandan öte candan olmanın anlamını öğretendir. varlığıyla evlere şenlik, yokluğuyla derin bir hüzün getirendir. dünyadaki en güzel zamanlarını; çocukluğunu beraber geçirdiğindir. ilk ve en gerçek dostundur. gün gelip de araya zorunlu ayrılık girdiğinde en çok ağlayan, en çok ağlatandır. sarılışı sıcacık, gülüşü bulaşıcı, göz yaşları sarsıcı, kızgınlığı geçici, küslüğü anlıktır. kız kardeş, hele de küçükse senden 8-10 yaş bebeğindir. koklamaya, bakmaya, sevmeye kıyamazsın.
büyüdüğünü görememek, zor zamanlarında yanında olamamak, yeterince çok sarılamamak içinizi acıtır ama öyle bir olgunlukla karşılar ki sizi her ona dönüşünüzde, araya zaman girmemiş sanırsınız. siz üzülmeyin diye giderken gözlerinize bakmaz, aradığınızda telefonunuza çıkmaz bazen. hiç özledim demez! sadece bilirsiniz onun da usul usul gece yatağında ağladığını. anne-baba hasretinden daha çok dokunur yokluğu...
(bkz: ağlarken entry girmek)