cücük kadar beynimle kurduğum denklem şöyle oluyor efendim;
olay : kürt açılımı
mevzu : kürtlere demokratik hak, özgürlük, daha fazla zart zurt
sebep : terörün ve akan kanın durdurulması
ilinti : kürt açılımı yaparak terörü engelleyebileceğini zannediyorsan bu şu demektir, kürtler = pkk. bunu ben demiyorum. senin girişimlerin olayın türkçe manasını buraya getiriyor.
30 yıldır akan kanı durdurmak için kürt açılımına çare olarak sarılırsan, kürtlere haklarını verirsek, pkk biter demek olmuyor mu bu?
haliyle, pkk yı kürtlerin haklarını terör yoluyla arayan bir örgüt sıfatına sokmuş olmuyor musun?
birde bunu destekleyen sözde aydınlar tv'lerde görünce ne günlere kaldık diye iç geçirmemizi sağlayan durum .
ama ne akp nede diger olusumlar bu ülkede bu denli bir değislik yapicak bir ortamın olmadığını olmucağını hesap edemiyorlar muhtemelen sonu bir iç karışıklık ve olası bir askeri darbe ile akan kanın sele dönmesine ve türkiye tarihinde uçurumun uçundan dönülmüş bir nokta olarak tarihe geçmesine sebep olucak.
Şahsen bir faydası olacağını zannetmiyorum. Zira, kürtleri bir arada tutan şey türk ve türkiye düşmanlığıdır. Türkiye güneydoğuda olduğu sürece, kürtler silahla devlete karşı koymaya devam edecektir. Bunun yanında kürtler hala ortadoğu kültüründen kendini kurtaramamış bir toplumdur. Dolayısıyla kültürleri nefrete dayalıdır. Nefretsiz ve düşmansız yaşayamazlar.
Fakat, bu açılımdan türkiye'nin kaybedeceği bir şey yoktur. zaten, türkiye her gün askerlerini kaybediyor. silaha ve gereksiz devlet harcamalarına milyarlar harcıyor. güneydoğu gibi tarih boyunca aşiret kavgası, katliam , kan davası, aile içi şiddet vs... dışında gündeme gelmeyen ve gelemeyecek, yer altı zenginliği olarak mayından başka bir şey olmayan bir bölge için harcanan her "ytl"ye acırım şahsen. eğer bu açılım, insanların ölmemesine, devletin daha az harcamasına yarayacaksa, tek bir kürdü bile daha medeni olmaya itecekse, neden olmasın?
akp hükümeti, yani tayyip erdoğan tarafından "doğuda kürt sorunu var" şeklinde başlayan, bu söylenen kürt sorunu çözüldüğünde pkk'nın biteceği savunulan açılım.
bu da demek oluyor ki kürtlerin hepsi pkklı hepsi terörist.
sözde, pkk doğudaki ezilmiş halkımızın savunucusuymuş, onların özgürlüğü için savaşıyormuş.
doğudaki kürt vatandaşlarımızın en büyük düşmanı pkkdır. çocuk yaştaki vatandaşlarımızı kaçırıp terörist yapanlar, halktan haraç alanlar, karşı koyanları kurşuna dizenler onlardır. bu nasıl özgürlük, hak savunuculuğudur ?
devletimiz, yani seçilmişler doğuda hiçbir zaman olmadı, varlığını hissettiremedi oradaki halkımıza. doğudaki vatandaşlarımızı çaresiz bıraktılar.
tsk teröristle mücadele etti, bu uğurda şehitler verdik. fakat hiçbir hükümet terörle, yani avrupa'da orda burda siyasallaşmaya çalışan pkk ile mücadele etmedi, bir politika geliştirmedi.
şimdi sen terörü, yani pkk'yı kürt sorunu olarak ortaya koyarsan ve bu sorunu da kürtlere birtakım özerklikler vererek çözeceğini savunursan, doğuda kürdistan kurmaya da cüret edecektir bu teröristler.
pkk sorununu çözmekse eğer gerçekten niyetiniz, ırak sınırında kaçakçılığı bitirin. pkk'nın avrupa'da siyasallaşmasını engelleyin, faliyetlerini engelleyin, yardım ve destek verenleri belirleyin tavrınızı ortaya koyun. abd yalakalığını bırakın. barzani ve talabani kardeşlerin terörist olduğunu unutup onlarla işbirliği içerisine girmeyin.
"sayın öcalan aldığı kellelerin hesabını tutsun"
"gocunmayan kendine türk diyebilir"
diyen birinin, yani türklüğü bir alt kimlik olarak gören birinin, neye hizmet ettiği ortadadır. ve bu kişi de malesef türkiye cumhuriyeti başbakanıdır.
atamızın; türkiye cumhuriyeti vatandaşı olanların türk olduğunu söylediği ve "ne mutlu türküm diyene" sözünü pek kaale almıyor bu şahıs. zira bir kere ağzından ben türküm, ya da türk milleti lafı çıkmamıştır. türkiye halkı demekte israr etmektir her nedense.
sahi neden acaba?
alışık olduğumuz işgal sonrası yakıp yıkma dönemidir. yanlış hatırlamıyorsam en son yunanlar izmir'i kaybedeceklerini anladıklarında şehiri yakıp yıkmışlardı. şimdi akp giderayak aynı boku yiyor. bu kesinlikle bir çözüm değildir. bir yakını şehit olmayan bu işin verdiği acıyı kavrayamayabilir. çözüm veya benzeri sevgi pıtırcığı fikirlerini yazmak niyetinde olan herkese kafa açılımı yapmaktan zevk duyarım.
açılımın sebebini irdelemek gerek bence. neden böyle bir şeye ihtiyacımız olmalı ki demokratik açılım deniyor. yeterince demokratik değiliz anlamı mı çıkarmalıyız bundan? yani türk oyları iki oy sayılıyorda kürtlerin ki bir mi? olay nedir? neyin mücadelesi yapıldığı bu kadar açıkken neden adına demokrasi deniliyor?
malum kişiler ne istiyor...
tv. istiyorlardı gerçekleşti.
artık daha rahat kürtçe konuşabiliyorlar.
kürtçe müzik dinliyorlar.
e peki bunun sonu nedir ?
hatırlayalım ne demişti leyla zana 'artık türkiyenin eyaletlere ayırılma zamanı gelmiştir' evet tam olarak istenen bu. açılımın son noktası da belki budur...
hükümetin isteği budur demek fazla radikal bir görüş olabilir. ama şu kesin ki ülkemizde büyük bir kürt oyu var.
kürt dili ve edebiyatı, kürt tarihi, andımız kaldırılsın "ne mutlu türküm" yerine "kürdüm" ibaresi dahil edilsin, öcalandan bahsederken "sayın" demeyi es geçmemek, hatta bi kürdistan devleti kurulsun başkentide imralı olsun... üç nokta koydum ki devamına da yer bıraktığım talihsiz açılım olsun.
çocukluk arkadaşım var mahallede adı serhan. 16 yıldır beraberiz biz bununla. kendisi has kürt tür. ve ben hatırlamam ki bir defa dahi olsun
onunla içinde kürt adı geçen bir muhabbete girelim.
çocukken her kavgasına koşar, hem kavgama koşardı. beraber cenk ederdik çocuk halimizle tasasız gelecekten bihaber. gelsin sorayım ona "nedir lan bu" diyeyim*
komplo teorileri de olabilir. haksızsam indirin aşağı beni, tekmeleyin.
uzun süredir televizyon izlemeyip, gazete okumayı kesmeme rağmen takip edilmeden durulamayan haber. sinir krizlerine girmemek için gündemi takip etmeyi bırakmama rağmen, ucu çok kötü yerlere dayanması söz konusu olan bu haberi takip etmeden duramıyorum. yıllar yılı olmaz, bunu yapamazlar, söz konusu dahi olamaz dediğim o kadar çok şey oldu ki... şimdi sıra buna geldi heralde.
yazık olmuş bu vatan uğruna ölen on binlerce gencimize. nasıl anlatabilirsiniz şimdi onların ailesine kan dökerek olmadı, oğlunuz haybeye öldü diye? şimdi biz oğlunuzun kanını döken ele başının fikirleri ile çözüme gideceğiz diye?
siz demiyor muydunuz dağlarda en fazla üç beş bin pkk var diye. 72 milyon olduk üç beşbin çakala boyun mu eğiyoruz şimdi? imralıdaki o caniyi gerçekten dinleyecek misiniz? ona "sayın" diye hitap eden bir milletvekilini hala meclise sokacak mısınız?
müslümanlık adı altında o kadar şey yaptınız tepki almadınız, tamam, peki müslümanlıkta en büyük şeref olan, şehitlik mertebesine ulaşmış olan o insanların kemiklerini sızlatmak dinimizin hangi inancına sığıyor?
bu günleride gösterdiniz ya hepinizede yazıklar olsun...
Neredeyse hiç insanın olmadığı mezarlıkta oğlunun mezarı başında elindeki Yasin-i Şerif'i okuyan bir kadın görüyorum. Yakınında bir banka oturuyorum. iki asker karşımdaki oturuyorlar. Önce ateş istiyor, ardından 'başınız sağ olsun' diyorum gayri ihtiyari. 'Bizim yakınımız yok' diyor önce. Sonra 'ama' diyerek devam ediyor:
'Buradaki herkes vatan için öldü. Biz de askeriz ve onlara borçluyuz. Her bulduğumuz fırsatta gelir ruhlarına El Fatiha okuruz.'
Asker olmaktan konuşuyoruz. Sonrası malum; Kürt açılımı. 'Barıştan söz ediliyor. Siz asker olarak ne düşünüyorsunuz' diyorum. Biri anlatmaya başlıyor, soruyu sormamı beklermiş gibi:
'Asker olmak zor. Hele Doğu'da, Güneydoğu'da daha zor. Bu yüzden annelerin, babaların çocuklarında akıllarının kalmaması için bile bu hadise bitmek zorunda. Ben tabii ki barıştan yanayım.'
medyanin yardimini alarak aciklamaya calisacagimiz soylevlerdir.
biraz erdal şafaktan yardim alalim.(ikide bir spoiler yazmak istemedigimden "" ile gosterilecektir.)
--spoiler--
Kürt sorununa çözüm Meclis çatısı altında aranacağı için diyalog sürecinde doğal olarak DTP bir adım öne çıktı.
Tabii DTP'nin "Muhatap" alınmasını istediği Öcalan ile örgütün Kandil'deki lideri Murat Karayılan'dı.
(dtp kurmaylar medya onundeki konusmalarinda dile getirdigidir)
"Ancak Kürt halkının temsili onların tekelinde değil. Hak- Par, KADEP gibi partiler, Tev-Kürd, Kürt-Der gibi sivil toplum örgütleri, Kemal Burkay, Abdülmelik Fırat, ibrahim Güçlü, Yaşar Kaya, Recep Maraşlı, Tarık Ziya Ekinci, Ruşen Aslan gibi Kürt aydınları da Kürt kamuoyunda ciddi bir ağırlığa sahipler.
Onlar da gerek Açılım, gerekse Çözüm konusunda görüşlerini ve taleplerini seslendirmeye başladılar. Ama Kürt medyasında. Özellikle de internet sitelerinde
DTP'nin çözüm önerilerini iki paketten oluşuyor: Kamuoyuna açıklananlar ve Öcalan'a iletilenler.
DTP'nin kamuoyuna açıklanan önerileri şöyle sıralanıyor:
1- Sivil Anayasa hazırlansın.
2- Anayasa'da etnisiteyle ilgili ayrıntılara yer verilmesin, "Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı" vurgusu öne çıksın.
3- Anayasa'daki anadil sınırlamaları ve eğitim hakkı önündeki engeller kalksın. Anadilin basınyayın ve sosyal-kültürel alanlarda, siyasal propagandada, kamu kuruluşlarında kullanımında karşılaşılan sorunlar çözümlensin.
4- Yerel yönetimler siyasal, ekonomik ve kültürel açılardan güçlendirilsin.
DTP'nin avukatlar aracılığıyla Öcalan'a ilettiği öneriler ise uzunca bir liste tutuyor ve kamuoyuna açıklananlara göre epey farklılıklar içeriyor:
1- Operasyonlar durmalı.
2- Türkiye'deki tüm farklılıklar Anayasa'da ifadesini bulmalı. Vatandaşlık, etnik değil coğrafi kimlikle tanımlanmalı. Anayasa'nın tüm maddeleri ırkçı ve tekçi zihniyetten arındırılmalı.
3- Muhataplık sorunu doğru çözülmeli. Kürt halkı ancak muhataplıkla ulusal ve siyasal bir tanıma kavuşabilir.
4- PKK'nın demokratik siyasete katılımı için yasal düzenlemeler yapılmalı, demokratik siyaset kanalları açılmalı.
5- Geri çekilme, Avrupa ülkelerine gönderme gibi gibi öneriler DTP'yi aşar. Bunlar işin muhatapları tarafından değerlendirilmeli.
6- Şiddet politikaları ve şiddet dilinden vazgeçilmeli. Devletin dilinde, literatüründe barış dili hakim olmalı. (Not: "Aknews" sitesinden alıntı yaptık.)
Görüldüğü gibi, DTP, Öcalan'a ilettiği önerilerde iki talebe ağırlık veriyor: Türkiye'nin ulus devlet modelinden vazgeçmesi ve PKK'nın siyasal yelpazede yerini alması.
Bu öneriler ne ölçüde etkili oldu bilmiyoruz ama Öcalan da ipuçlarını verdiği kendi çözüm parametrelerinde ulus devletin arkasından dolaştı: Kürtler'in kendi parlamentolarının, silahlı gücünün, eğitim sisteminin, diyanetinin, hatta milli takımının olacağı bir model ortaya attı. "Federasyon istemiyorum" dediğine bakmayın, önerdiği çözüm bal gibi Kuzey Irak, Bask ve Belçika modelleri karışımı bir şey. Yani her bölgenin kendi yönetimine sahip olması ve tüm bölgelerin temsilcilerinden oluşacak parlamentosu ve hükümetiyle bir üst, yani federal yönetimin de belli alanlarda (Savunma, dış politika, para-ekonomi gibi) yetkili kılınması...
Ancak bir şey kesin: Türkiye böyle bir modeli asla kabul etmez, edemez.
Kürt kamuoyunda belli bir ağırlığa sahip Kemal Burkay kurucusu olduğu PSK'nın (Kurdistan Sosyalist Partisi) internet sitesi "Denge Kurdistan"da yer alan yazısında "Çatışma ortamının son bulması, PKK'nın silah bırakmasının sağlanması, siyasetin yolunun açılması bile -eğer gerçekleştirilebilirse- son derece önemli" diye özetlediği görüşlerini dün "Cihan Haber Ajansı"na verdiği mülakatta biraz açtı: "Biz çözüm olarak federasyon istiyoruz. Ayrıca Kürtçe eğitim dili olarak da kabul edilebilir. Fakat bunların bugünden yarına olmayacağını biliyoruz. Şu an Türkiye'de çatışma ortamının bitmesini, bu yolda adımlar atılmasını bile çok önemli buluyoruz. Önce silahlar susmalı, çatışma ortamı sona ermeli, PKK'nın silahlı adamları düze inmeli ve siyasetin yolu açılmalı. Yoksa federasyona ne Türk, ne de Kürt tarafı daha hazır değil. Bu mesele önce barışçı bir ortamda tartışılmalı."
PSK'da Burkay'ın görevini üstlenen Mesut Tek'e de kulak verelim: "Kürtler'in kollektif haklarını kullanmaları için, ayrı ve bağımsız devlet kurma anlamında, ayrılmaları bir zorunluluk mu? Eşitlik temelinde kurulacak bir federatif yapıda Kürtler kollektif haklara sahip olamazlar mı? Parlamento, hükümet, bayrak, marş, güvenlik kuvvetleri ve ulusal kurumlara sahip olarak, her iki lehçesi ile anadilimizi eğitim ve idari işlerde özgürce kullanarak, bugüne kadar bu hakları kullanan Türkler'le bir arada yaşamamız mümkün değil mi? Niye olmasın? Bence olur, hem de bal gibi..."
"Kürt entelijansiyası"nın önemli figürlerinden Yaşar Kaya ise, "Kurdistan Post" sitesinde yayınlanan yazısında "Kürtler ne istiyor" sorusunu şöyle yanıtlıyor: "Öncelikle sorun bütün boyutları ile tartışılmalı. Kürtler'in bir bölümü 'Demokratik Özerklik'ten bahsediyor. (Not: Öcalan, DTP ve PKK'nın geliştirdikleri model) Demokratiği anladık, özerklik ne? Bizim okuduğumuz kitaplarda böyle bir siyasi kategoriye rastlanmıyor. Dikkati çeken bir konu da her Kürt parti veya örgütünün dillendirdiği Bask modeli, irlanda modeli, italya modeli, Belçika modeli oluyor da Güney Kürdistan modelini ağızlarına bile almıyorlar. Biraz da güneye baksalar miyop olmaktan kurtulacaklar."
--spoiler--
aslinda yeni bir senaryo ile beraber yeni bir kilif uydurulmus halde bastirilmaktadir.
Kimsenin neden "Azınlık Açılımı değil? " demediği bölme çalışmasının resmi adı. Dallanıp budaklanarak içinden çıkılamaz hale geleceğine taş gibi emin olduğum olay. iki seçeneklidir; ya unutulup gidecektir yada uygulanacak ve bir şekilde bitmeyen istekler nedeniyle milli bilinç oluşmasına sebep olacak, alevlenecek ve asıl kıyamet o zaman kopacaktır.
"kürt sorunu" tabirini de literatürümüze sokarak türkiye'de ırkçılığı had safhaya ulaştıran akp hükümetinin, kendi kendine oluşturduğu soruna çözüm önerisi. tanım bu.
başlara dönelim birazcık 5-6 sene öncesine. pkk sakin, türk-kürt kavramı yok olmaya yüz tutmuş. demek istediğim kimse kimseye adından önce kürt müsün türk müsün demiyor. sonra ne olmuştu, manşetlere "kürt sorunu" tabiri çiziktirilmişti.
azınlık olarak yaşayan bir halktan "sorun" diye bahsedelirse galeyana gelinmesi normal midir değil midir arkadaşım? empati yap azıcık kafi.
zamanında "kürt sorunu" diyerek sıçtık, şimdi de "kürt açılımı"yla sıvıyoruz. durum tam olarak bundan ibaret.
amaç kürt halkına çeşitli haklar kazandırmak, refahlarını artırmak imiş.
şimdi efendiler hak vaadinde bulunuyorsanız bu sizin daha önce bu halkı ezdiğinizi gösterir. bu ülkede eşitlik yok demektir, demokrasi yok demektir. ve yine senin bu tavrın anayasa'nın onuncu maddesine zaten uyulmuyormuş demektir. şöyle ki:
madde 10 : herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
neyse.
açılımla akan kanlar duracakmış. o mevzu ayrı bir ütopik hiç girmiyorum da, en çok canımı sıkan şudur. yapılanla pkk denen boktan türkiye'de yaşayan tüm kürt vatandaşlarımız sorumlu tutulmuş olmuyor mu?
ben rahatsız olmazsam onlar olur.
böyle bir açılım olmayacak. bunlar beyhude oy toplama çalışmalarıdır. kesin ve net söylüyorum: böyle bir şeye müsade edilmeyecek. pis salyalarınız, klavyenizi kirlettiğinizle kalacak. müsade etmiyoruz !
kürt sorununun silahlı kuvvetlerce çözülmesini beklemek boşa beklemektir. bunun siyasi yolla çözülmesi şarttır. ülkemizin bütçesinin büyük bir çoğunluğu askeriyeye ayrılmaktadır. bunun nedeni ise terördür, pkk'dır.
ancak muhalefetin olaya yaklaşımı akp karşıtlığıyla paralellik göstermektedir. yani akp kürt sorununu çözerse önünü alamama endişesidir. hiçbir olumlu girişime destek verilmediği gibi bu girişime de destek verilmemektedir. dikkat edilmelidir ki kürt açılımıyla ilgili ortada net birşey yoktur. toprak verilmesi filan diye birşey söz konusu edilmemiştir. toplumumuz açısından en yararlısı bu işin politik yoldan çözülmesidir.
anaların ağlamaması, evlatların şehit olmaması, çocukların yetim kalmaması, ülkemizin refah seviyesinin artması, halkın huzur ve güven içinde yaşaması vs. vs. kürt sorununun çözümüyle ilintilidir.
bu sorunun çözümü için atılacak politik adımlar yerine savaşarak mı çözmeliyiz? bu mu istenmektedir? anlamak güç..
en doğrusu süreci takip edip ne istendiğini ve hükümetin bunlarla alakalı ne planladığını görmektir.