açlık'ı behçet necatigil çevirmese kimse yüzüne bakmazdı. hamsun'un dilini hiç sevmem. akmaz. ilkokul mezunu bir adamdır ve bu da yazdılarından ayan beyan anlaşılır.
Bukowskiye göre gelmiş geçmiş en iyi yazardır. Açlık kitabı sinemaya da uyarlanmıştır meraklısı izleyebilir ben beğendim. Dünya Nimeti adlı eseri bana göre yeri doldurulamaz kitaplardandır.
"1885'de mark twain üzerine bir yazısındaki imzası knut hamsund, bir dizgi yanlışı yüzünden d'siz, knut hamsun olarak çıkmış, o da bunu düzeltmemiş. o tarihten, o yazıdan sonra ismi knut hamsun olmuş"
dünyaca tanınmış norveçli yazar knut hamsun, büyük etkiler bırakan açlık romanının yazarı. bu kitabı amerika'ya ikinci gidişinden dönüşte, 1888'de oslo'da yazmış.
göçebe adlı eseri ile de nobel ödülünü kazanmıştır.
ilk gidişi de şöyle oluyor amerika'ya: noelde bir arkadaşı hamsun'u çiftliğine çağırıyor. arkadaşının annesi hamsun'a rahip olmasını salık veriyor ama onun amerika'ya gitmek istediğini öğrendiklerinde, gidebilmesi için ona ödünç para veriyor ve uzun bir yolculuk sonucu amerika'ya ulaşıyor. bir artırmada yüksek sesle konuşurken göğsünde acı bir sancı duyuyor ve yere yığılıyor. acilen doktora götürüyorlar ve diğer belirtilerle birlikte, öksürük nöbeti ve kan tükürmek, verem teşhisi konuyor ve birkaç aylık ömrünün kaldığını söylüyor doktor. ölürsem norveç'te öleyim diyerek tekrar norveç yolu tutuyor ama yolda iyileşiyor.
mükemmel bir hayat yaşamıyor, hayatını küçük işlerden kazanıyor. yazdığı küçük hikayeler yayınlanıyor kitapçılar tarafından. daha sonra bir aşk hikayesi yazıyor, yanında çalıştığı tüccarın kızına olan aşkının. ama bu sefer kitapçilar bunu yayınlamaya yanaşmıyor. kitabını bastırabilmek için bir zenginden para istiyor, erasmus zahl. ama yine de kimse bu hikayeyi basmamış, parasıyla öylece kalakalmış ama boş gezdiği için parası da tükenmişti. sonra kendisine bir oda tutuyor ve gündelik işler yapmaya başlıyor, kum ocağında katiplik. aralarda sürekli kitap okuyormuş ve artık uzun cümleler kurabildiğini fark etmişi. tanıştığı bir rahip, ona konferans vermesini öğütlemiş, 22 yaşındayken verdiği bu konferansta sadece 6 kişi varmış. bir gazeteci sayesinde konferans yeniden veriliyor ve bu sefer de sadece 7 kişi katılıyor. sonra ilk amerika macerası ve dönüşü.
norveç'te yapamadığını fark edip tekrar amerika'ya dönüyor ve tramvaylarda biletçilik, tarlalarda ırgatlık yapıyor. artık yazmaya başlamalıyım diyor ama avrupa'ya dönmek istiyor, bir yoksul olmak pahasına da olsa. bir konferanstan sonra 1888 yazında dönüş yoluna çıkıyor ve vapur küpeştesinde bir gece sıtma nöbetine tutuluyor. açlık sayıklamaları, belleğini bir zamanlar nasıl bastırmışsa yine öyle güçlü kuşatıyor. elinde bir kurşun kalem ve bir kağıda, açlık romanının da ilk sözleri olan şu cümleyi yazmış:
"yumruğunu yemedikçe kimsenin bırakıp gitmediğu o garip şehir kristiania'da aç açına sürttüğüm günlerdeydi...
tavanarasında uyanık yatıyordum. alt katta bir saatin altıyı vurduğunu duydum. hafif aydınlanmıştı ortalık, merdivenleri inip çıkmaya başlamıştı insanlar..."
daha sonrasında tamamladığı bu romanı bir gazetenin yazı işleri müdürlüğüne götürüyor. bu müdür, olanları daha sonra şöyle anlatıyor:
"ondan daha düşkün bir başka insan pek az görmüşümdür! düşkünlüğü elbisesinin yırtık pırtık oluşundan ötürü değildi yalnız. ya o yüzü! müsveddeyi geri veriyordum kendisine, çok uzundu. ama birdenbire kelebek gözlüğü gerisinde gözlerini, gözlerindeki ifadeyi gördüm. geri çeviremezdim, hiçbir sey diyemedim."
brandes okudukça daha da etkilenmiş ve basılması için ny lord dergisine vermiş bu sayfaları. açlık romanından parçalar, böylece ilkin 1888'de yazarın adı verilmeyerek bu dergide yayınlanmış oluyor.
dilimize on romanıyla bir hikaye kitabı çevrilmiş olan knut hamsun, 19 şubat 1952'de ölmüştür.
Açlık romanı;
Hiç elinizden bırakmak istemediğiniz ve aynı zamanda kısa sürede de bitmesini istemediğiniz için sindire sindire okuduğunuz kitaplar oldu mu? Benim çok olur ve Knut Hamsun’ın ‘’AÇLIK’’ adlı klasikleşmiş romanı bunlardan bir tanesi.
Romanın baş karekterinin kitabın adından da anlaşılacağı üzere hayatında yaşadığı maddi zorluklar ve özellikle aç kaldığı,bazen bir hafta ağzına koyamayacak bir lokma bulamadığı,açlıktan yorgun düştüğü bir zaman kesitini anlatıyor.Kitabın beni etkileyen kısmı ise edebi olarak anlatışının yanı sıra,ana karekterin çektiği zorluklara rağmen onurlu duruşunu ve gururunu elden bırakmaması.Özellikle de onuru ve gururunu aynı anda elden bırakmayışı,çünkü sadece gurur tek başına onura götürmez,hatta çoğu zaman onur yerine kibire yöneltir insanı ve kibir erdemli bir tavır değildir.Buradaki baş karekterin onurlu duruşu ve mülkiyet duygusundan yoksun halleri bana bir başka güzel romanı J.D. Salinger’ın ‘’Çavdar Tarlasında Çocuklar’’ romanını hatılrlatıyor.iki romandaki ana karekterler mülkiyet duygusundan yoksun ki bu benim en sevdiğim karekterlerdir.
Knut Hamsun’ın ‘’AÇLIK’’ romanını özellikle Behçet Necatigil çevirisini tavsiye edeceğim.Okuyucuların bu önemli ayrıntıya dikkat etmesi elzemdir.Çünkü bu kitabın bir sürü yayın evi çıkarıyor fakat Behçet Necatigil çevirisi bambaşka bir tat veriyor,iyi okumalar şimdiden.
Açlık isimli kitabı insana norveç soğuğunu ve derbederliği dibine kadar yaşatır. Tekrar tekrar 10 kez okumuşumdur. Jeffery deaver'in Saatçi'si ve Dan Brown'un Dijital Kale'sinden sonra dünyanın en güzel 3. romanıdır.
Yazarın açlıktan parmağını ısırıp akan kanı emmesi daha sonra parmağının yaralı halini görünce ağlayarak kendi parmağından özür dilemesi yazarın yaşadığı hayatın ne derece kaotik olduğunun örneklerinden sadece biri.
Göçebe'siyle başlayıp Açlık'ıyla devam etmeyi düşündüğüm yazardır. Göçebe de bu güne kadar en zorlanarak okuyup en fazla şey bulduğum kitaplardandır. "doğa" ve "yalnızlık"ı derinlemesine ve evire çevire ele alır tabiri caizse belki de bundan bu kadar ağır ilerlemiştir benim için. Doğadaki yalnızlığı irdelenesi, yalnızlığında değişik birşey var. Şehirden, şehirliliğinden ve şehirliliğindeki bıktıran mekanizmadan doğaya, benliğine, kendine, özüne dönüşündeki macerasıdır. O macera esnasında bir çok konuya da ayrıca değinir ki bu değinmelerin hiçbiri öylesine değil yine anlatmak istediği birşeydendir. Ama benim en hatırımda kalan yalnızlığı ve inzivasıdır.
açlık adlı kitabını okudum sadece.
beni bu hayatta en duygulandıran kitaplardan biri oldu. çünkü gerçekti. umut denilen şey... kandırmaca azizim. yok öyle bişi,yok. hayal etmeyin. umut uyuşturucudur, sizi uyutur, başka bir şey yapmaz.
günümüz yazarları, aslında yazar demek geçmiyor içimden ya neyse, daha çok fakir-zengin edebiyatı işler. ağzımızı bozmakta istemiyorum. bozmayayım da hömmmmmm. fakat, bu yazar açlık nedir bilir, zaten bu kitapta kendi hayatıyla ilgilidir, yarı gerçektir. hayat çok acımasız değil mi knut ... 21 yy. insanı seni anlayamaz bile...