sevmedim sevemedim.
hayatımın her döneminde, farklı kimliğe girmeye çabalamış herkesten nefret ettim.
bu tarzı seçmiş insanların çoğu aptaldı, 'allah akıl versin' dedim.
zeka seviyesi normal olan kişilerde ise inanılmaz bir kompleks keşfettim.
farklı görünmek, sıradışı özel olmak, konuşulmak, izlenmek, beğenilmek - beğenilmemek ama ne olursa olsun
'marjinal' sıfatı altında bahsedilmek onlar için hayat demekti.
ne zavallıca.
onlara, aptal olanlara kıyasla hep daha çok kızdım.
sizin onların gerçek kimliklerini aslında görmediğinizi sanıp, yıllardır onu tanıyan kişi sanki siz değilmişsiniz
gibi, içindeki esas kıroyu bilmediğinizi düşünüp de
gözlerinizin içine baka baka ya da bakmadan (hani marjinal ya!) kendini özel gösterme çabası sinir etti beni.
sizi salak, kendini ise daha eşsiz yapmaya çalışmasıydı bu.
kısacası lafım onlara;
farklı, özel , sıradışı, erişilmez olmaya çalışıp, hatta olduğunuzu zannedip ve de hatta gerçekten öyle olduğunuza
inandırdığınızı sandığınız o an varya hani;
en rezil olduğunuz andır.
hangi ideolojide, çizgide olursa olsun türkiye'de yaşayan her insanın yaptığıdır.
halbuki üretmiyorsun.
güçlü bir ekonomin yok.
ama yine de dev aynasında görmek güzel şey.
moral veriyor bir kere.
kendini dev aynasında görecekse bu abd olabilir, rusya veya çin.
belki almanya, japonya, ingiltere.
ama sen ne ile kendini dev görüyorsun?
bizler, yunanistan, iran.. ortadoğu ve çevresindeki ülkelerin kendisini dev aynasında görmesi için kırk fırın ekmek yemeleri gerektiğini düşünüyorum.
ve gariptir endonezya'nın ekonomisi belki türkiye'den, iran'dan iyi durumdadır.
ama onlar bunu yapmıyor.
veya malezya.
sürekli ve tek hedefleri gelişmek, gelişmek, gelişmek.
bizse dünyaya hakim olacağız.
birinin hanedanlıklar çağının kapandığını kulağımıza fısıldaması lazım.
teknoloji ve üretim çağında basamak basamak atlamamız gerektiğini hatırlatması gerek.